‘Alimin ölümü alemin ölümü gibidir’

hevaltaha@riseup.net | 16 Mayıs 2017 Salı

HEVAL TAHA

Sokağın “kötü, yanlış yol” direnişin “Hendek siyaseti” adıyla “lanetli” ilan edilmek istendiği bir süreçten geçiyoruz. Böyle bir ortamda araştırma görevlisi Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça sokakta yürüttükleri açlık grevinin 69. günündeler. 69 gündür her an hücre hücre ölüyorlar aslında. Zamana yayılmış bir ölüm. Yaşamından vazgeçerek insanca yaşamı yaratmak için bir ölüm. 

Ya da ölümüne bir direniş. Kendini açlıkla terbiye etmeye kalkışan muktedire ve ona teslim olan kalabalığa açlığın onurlu yaşamaya engel olamayacağını gösteren bir direniş. İslami değerleri temsil ettiğini savunan bir iktidarın zulmüne karşı bürünülen sessizliği yırtan bir direniş.

Oysa İslam peygamberi, “Alimler yeryüzünün kandilleridir. Alimin ölümü alemin ölümü gibidir" demiş. Bugün kandili söndürmemek alemi özgürleştirmek için alimlerin ölümünü yaşıyoruz. Hem de kendini İslam peygamberinin takipçisi olarak tanımlayan bir iktidarın yönetiminde. 

Ölümün-öldürmenin zorbanın açık bir silahına dönüştüğü nekro-iktidarlarda kendi ölümünü direnişe dönüştürebiliyor mazlumlar. Devletin Dersim'de katlettiği oğlunun cenazesini almak için (bugün itibariyle) 81 gündür açlık grevi yapan Kemal Gün gibi. Devletin öldürdüğü oğlunun cesedini de vermeyerek işkence ettiği baba Kemal Gün gibi. Oğlunun cenazesini almak için ölümü göze alan 70 yaşındaki baba Kemal Gün gibi. 

Hem Nuriye Gülmen ve Semih Özakça hem de Kemal Gün ayaklar altına alınmak istenen sanki hiç var olmamış gibi var sayılan onuru yaşatmak için ölümü göze alıyorlar. Diyarbakır zindanlarında ölümüne dayatılan teslimiyeti ölümleriyle yenenler gibi. 

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça işlerine son vererek kendilerini açlığa mahkum eden KHK'nın hemen ardından başlattıkları oturma eylemi ile önce sokakta bir mevzi oluşturdular. Ardından yattıkları açlık greviyle de direnişi ulaşabildikleri herkese taşıdılar. 

15 Temmuz ardından ilan edilen OHAL kapsamında yayınlanan KHK'larla görevine son verilen yüzlerce akademisyen ve öğretmene karşılık “neden sadece biz” sorusuna tevessül dahi etmeden direnişi sürdürüyorlar. İktidar ve yandaşları tarafından vebalı ilan edildikleri hatta şimdiden “yok” sayıldıklarını umursamadan. Binali Yıldırım’ın kendisine Gülmen ve Özakçe’yi soran Kemal Kılıçdaroğlu’na “konudan haberdar olmadığını” söylemesi bu “yok” saymanın resmi beyanatı iken. 

İslamcı iktidar bir başka İslami cemaatle giriştiği iktidar paylaşımı kavgasının arkasına saklanarak tüm gerçek muhalifleri saf dışı bırakmak istiyor. Demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet ve barış isteyen herkesi açlıkla terbiye etmeyi umuyor. Bunun için alimlerin ölümünü umursamıyor. Kürt sorunu için de “Sorun yok dersen, sorun ortadan kalkar. Biz böyle bir sorun yok diyoruz" diyerek “yok” siyaseti yürüten Erdoğan iktidarı bugün de alimler ölmüyormuş gibi davranarak bu direnişi yalnızlaştırmak istiyor. Benim “yok saydığımı sizde yok sayın” diyor. 

Alimler ölüyor alemin ölümü yakındır. 

Bu eylemciler artık vebalıdır. O yüzden bu öyle uzaktan destek olacağımız bir eylem olmayı çoktan aştı. Bu eylem ancak dokunduğunuzda ortak olduğunuzda parçası olduğunuzda safında olabileceğiniz bir eylem. Bu vebalılığı paylaşacaksanız dayanışırsınız bu eylemle eylemciyle. 

Çok açık ki Gün, Gülmen ve Özakçe’nin eylemleri kendilerinin dışında kalan çok büyük bir kalabalığın özgürlüğü ve onuru içindir. Günden güne daha da saldırganlaşan bu faşizm artığı iktidarı durdurmak için bedenlerinden başka barikatları da yoktur. Peki bu barikatın arkasında her direnişte kendini ortaya atan yürekli bir grup insanın dışında neden büyük kalabalıklar sokaklara dökülmüyor? Sadece söz konusu kararnameler ile işinden edilenler bu eyleme sahip çıksa o gece baskınlarında direniş çiçekleri özel harekatçıların postalları altında çiğnenmeyecek. Siz de korkunuzu yeneceksiniz. 

Ama eğer bu “vebadan uzak durursak ölmeyiz, ödüllendiriliriz” diyorsanız çok yanılırsınız. Çünkü siz tarih indinde çoktan yok hükmündesiniz. Bu zulüm iktidarında da açlıkla terbiye edilenler olmanın dışında hiç bir kıymeti harbiyeniz olmayacak. 

Gülmen ve Özakçe’yi Konur Sokak’ta ziyaret eden Murathan Mungan’ın, “Daha hangi zulme, hangi hukuksuzluğa hazır olmak lazım artık bilmiyorum. Bir şeyler söylememi istediniz ama benim kelimelerim bitti. Şu anda kelimesizim. İnsanların bedenlerini öne sürecek kadar bir çaresizlik karşısında sözlerimin yeterince güçlü, anlamlı, işe yarar olacağını düşünmüyorum. Bu haksızlıkların, hukuksuzlukların karşısında nasıl duracağımız konusunda sağduyulu olmaya çağıracağım kamuoyunu, Türkiye’nin kaçta kaçıdır artık ben de bilmiyorum. En ilkel güdülerimize ahlak, vicdan, insanlık vesaire ne derseniz deyin, onlara seslenmek istiyorum. Ne kadarı kaldıysa vicdanınızın, ahlakınızın, insanlığınızın; bu gibi durumlar için onlardan yardım almaya bakın. Bizi yaşatacak olan tek şey, böyle zamanlarda hukuk kapılarını açmak için ne gerekiyorsa onu yapmak. Muhtemelen söyleyeceklerimi duymak isteyenler benimle aynı şeyleri düşünüyorlardır. Duymak istemeyenlere sesim ulaşıyor mu bilmiyorum?” diyor. 

Ne kadar kaldıysa insanlığımızdan, onurumuzdan, vicdanımızdan hepsiyle birlikte ayağa kalkalım. Bize ölülerimizle işkence eden bu iktidara, bizi açlığa mahkum eden bu iktidara karşı direnenlerin barikatının arkasında yer alalım. 

hevaltaha@riseup.net



498
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: