Devletin Kürt filmleri

ozguramed@live.com | 16 Mayıs 2017 Salı

Özgür Amed

Kısa süre önce farklı kanallarda aynı anda polis – özel hareket – jandarma eksenli fragmanlar yayına sokuldu ve hemen hemen hepsi, aynı hafta akşam kuşağında gösterilmeye başlandı. Her şeyi halletmiş Türkiye’nin tek ihtiyacı zaten bu dizilerdi. Yemek, evlilik programları ile entelektüelizmin doruklarına vardırılan halkın kahramanlık güdüleri eksikti. Sadece konuşarak, linç ederek, kompleks takılarak sanal kültürün gücü ile o kısım da tamamlanmış oldu.

Dikkat çeken noktalardan biri bu tarz dizilerin özel kanallarda ve özellikle ilk defa Doğan Medyası’nda da yer alması idi. Malumunuz ihale daha TRT’de idi. Fetöcü Samanyolu TV’nin de fantastik özel savaş dizilerini unutmamak lazım.

Diziler yayınlanmaya başladığı gibi foyaları da ortaya çıktı. Başbakanlık’tan özel bir birim oturup „kokteyl“ dizi projesi yapmışlar. Güncel ve devletin tüm söylemlerini (yalanlarını) birebir karşılayacak içerik ile şipşak senaryo oluşturup, bu konuda vicdandan feragat edip para için her pisliği yapan referanslı yönetmenlere alel acele çektirmişler. 

Özellikle Kanal D’de „İsimsizler“ adında son derece ırkçı, faşizm dozu yüksek bir Kürt düşmanı dizi atamışlar. Fox TV’de „Savaşçı“, Star’da „Söz“ adlı diziler var. Başka var mı bilmiyorum ama altı diziden bahsedilmişti… Mümkündür!

Dizilerin nihai içeriği ve amacı, gündüz tüm kanalları kapatan Erdoğan’ın söylediklerinin akşam hikayeleştirilmiş bir sağlaması. Özetle bu! Bildiğiniz klişeler. TR’nin etrafı hepsi terör, üst akıl var. Herkes cahil. Güvenlik politikaları ile çözeceğiz, siz evinizden çıkmayın, sesinizi etmeyin. Şayet ederseniz de ölün! Siz bilirsiniz deniyor. Subliminal falan değil, açık açık…

İsimsizler denen diziye biraz daha odaklanalım.

Dizi tipi devlet kafasının tanıdık hali. Hani biraz cilalaşan ışığında boğulursun. Dizinin repliklerine bakınca senaryoyu Süleyman Soylu’nun yazdığından emin oluyorsunuz. Ayıp olmasın diye araya hareketin literatüründen bazı şeyler de serpiştirilmiş. Çünkü ağızdan eksik etmedikleri hareketler ve vatan – millet – Sakarya edebiyatının tüm naraları mevcut.

Dizi gerçek bir Kürt düşmanlığı üzerine kurulu. Her şeyi ile hakaret. Gerçekten o kadar absürd ve saçma ki efektler, görsellikler, arka fonlar dahil onu doksanlı yılların yapımlarından geriye düşmekten kurtaramıyor. Haliyle, mantık olarak devletin acziyetini göstermesi açısından da ibretlik. Altını çizerek vurgulamak gerekirse, tüm bu yapımlar devletin ne kadar çaresiz kaldığının kanıtıdır. Rezilliğinin resmi belgeleridir. Erdoğan’ın filmini çeken yönetmenin filmin galasına gitmeyi reddetmesi gibi ironiktir. Çarpıtma, saptırma, yalan ile ayakta kalan devlet mefhumunun öz tanımıdır gösterilenler. 

Film platosunu Konya’ya kurup Cizre’yi, Amed’i anlatmak; gerillaların eline akıllı telefon verip şehirde dolaştırmak, vampirleştirerek düz ovada çadır kurdurmak ve talimatları ABD’den, şurdan burdan verdirmek çok yüksek zeka işleri. Yazıktır, kıymayın kendinize. En faşisti bile izlerken ‘o kadar da değil’ diyordur.

Dizinin saçmalık dozajı artıkça hemen devreye aşk – meşk giriyor. Herkes birbirine aşık, güya „terör“ pençesinde aşkın kutsallığı. Bir de mitolojikleştirilen kahraman kültünün yavanlığı var.

İkinci bir saçma prêze ise „muhafazakar kodlar“…

Diziye Türk – İslam sentezinin her şeyi ekli. Yoğun sembol ve bayrak fetişizminin gölgesinde abartının dini imanı çıkarılıyor. Mesela öldürmek hakmış, Kur’an öyle söylüyormuş diyor sarkık bıyıklının teki. Arkaya ekliyor Necip Fazıl tandanslı „çilekeş“ bir şiir. Kim tutar kardeşlik serenatlarını! Kandırılmış gençler hikayesini… öyle gırla sürüp gidiyor.

***

Tüm bunlar „devletin geleneksel Kürt filmleri!“

Bu filmler her yıl daha kalitesizleşerek, anlamsızlaşarak gösterime sokuluyor, medet umuluyor. „Terör çıkmazı“ adlı belgesel dizinin (1997’de başlanan, 2000’de biten ve gösterilmeyen) hikayesine, ibretlik oluşumuna bakılsa bile yeterdir aslında. Dizi ile bir halk ve onun gerçekliğini ortadan kaldırmaya çalışılıyor. Suç bunu yapanlarda mı yoksa yüz yıllık ezberden ders çıkarıp isyan etmeyen takipçilerinde mi bilmiyorum. İç içe iki durum. Cehaletin karanlıktan beslenmesi, karanlığın her şeyi eşitlemesi gibi. Diyeceğim odur ki, kendimi feda edip bir bölüm izledim, lütfen siz uzak durun.



924
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: