Güney Kürdistan’da referandum oyunu

15 Mayıs 2017 Pazartesi

HALİT ERMİŞ

Güney Kürdistan’da Referandum tartışmaları devam ediyor. Yapılacak mı yapılmayacak mı? Yapılsa ne olur yapılmazsa ne olur? Referandum ile bağımsızlık mı ilan edilecek yoksa sadece bir irade beyanı mı ortaya koyulacak? Yoksa daha ötesi baskılanmış, ezilmiş, açlıkla terbiye edilmiş, gözü kör edilmeye çalışılan, manipüle vaatlerle ulusal duyguları sömürülen Kürt halkıyla gölge oyunu mu oynanacak? Özgürlük ve bağımsızlığa giden yolda son viraj sanırsınız. Sanki bir adım ötesi yüz yılların büyük rüyası bağımsız Kürdistan. Sanki özgürlüğün sihirli anahtarı. Öyle bir alandırılıp ballandırılıyor ki, öyle bir sunuluyor ki insanlara, "hele bir dayanın ve yeter ki bu kez de bize evet deyin. Bakın nasıl özgür olursunuz, nasıl bağımsız olursunuz” denilerek her gün pazarlanıyor bu referandum. 

Banka hesapları şişerken, petrol kuyuları onların aileleri için dolup dolup boşalırken, çocukları kuş sütüyle kahvaltı sofralarına kurulup, gevşerken duygusuyla, geleceğiyle oynanan halktan biraz daha sabır isteniyor. Hakmış, hukukmuş, adaletmiş, demokratik sistemmiş umurlarında değil. Zaten bunlar o tarihi gün de kendiliğinde gelecekmiş. İşte o an sözde referandum anı. Yani yeter ki siz gidin sandığa, evet, deyin. Bakın tüm bu sorunlar nasıl da bir an da hal yoluna girer. 

Peki nedir bu işin aslı astarı? Ne yapılmaya çalışılıyor? Kim neyin peşinde? Hesap ne? Kitap ne? Yani özcesi oyun ne?Güney Kürdistan’da açlık, yoksulluk, adaletsizlik, hukuksuzluk alıp başını giderken her şey dipsiz bir kuyuya dönüştürülüyor. Siyaset adına kırıntı yok. Her şey kumar masasındaki oyun gibi. Kimin eli güçlüyse o hep kazana oluyor. Uzakta çok uzakta bir Kürdistan var. Ama aslında elini atsan yakalayacaksın. Özgür kılacaksın. İçinde özgürce yaşayacaksın. Kaygı yok, kuşku yok, korku yok. Ama oyun var işte. O oyunu çözmek gerek oraya ulaşmak için. Ama oyun masasını kuranlar her şeyi o kadar incelikli hesaplıyorlar ki, başını kaldırmana, etrafına bakmana, yaptıkları hileleri fark etmene hayatta izin vermezler.

Referandum bir oyun. Sonu olmayan, getirisi olmayan, sonuca götürmeyen, evet de çıksa hayır da çıksa bir adım ötesi olmayan sanal bir oyun. Oyunun amacı güçlülerin, hileyi iyi yapanların kazanacağı bir oyun. Açlık sınırının altına hızla ilerlerken, yolsuzluk, hırsızlık, adaletsizlik alıp başını giderken insanlar görmesin, sorgulamasın diye kurulan bir oyun. O açıdan bu oyunda boşluk bırakılmaz. Sürekli bir gerilim, sürekli aksiyon, sürekli bir tehdit, şantaj oluyor devrede. Oyun masalarını kuranlar o masalara kendileri dışında kimsenin oturmasına da izin vermezler. Zenginler kulübü, sürekli kazananlar kulübü sahipleri oturur o masaya. Masayı onlar kurmuş çünkü. Size düşen buzlu camlar ardından o oyunu izlemektir. Oysa o buzlu camlar birer illüzyon aracıdır. Birileri sizin oraya oturmuş sanırsınız. Çünkü size öyle gösterilir. Ama aslında bu sadece sizi sürekli olarak umutvari kılıp dışarıda sessizce tutmak içindir. Tarafını tuttuğunu kaybeder. Olsun dersiniz, belki başka sefere. Çünkü size öyle gösterilir. 

Sonra ara sıra oyun masasını kaldırıp uzlaşı aramaya, masada illa kazanan değil, helalleşip ortaklaşan bir görüntü verirler. Oh dersiniz kazananı olmayacaksa o zaman bari ortaklaşabilinirse belki ben de kurtulurum bu buzlu camın arkasından izlemekten. Ama hayır, olmaz. Bir bakarsınız ki ortalık yeniden gerilmiş, oyun masası zaten hiç kaldırılmadığı yerde duruyor ve oyuncular yeniden oyunu başı yapmış. Yeniden umutlanırsınız, tarafını tuttuğunuz kazanır diye. Ama bu döngü hep devam eder. 

Güney Kürdistan’da siyaset hep bir oyun masasıdır. Kazananların hep masa başında oldukları, kaybedenlerin ise hep buzlu camlar ardından seyrettikleri. Zamana ve ihtiyaçlara göre masaya hep yeni oyun getirilir ama aslında o oyunun oyuncuları gibi amacı da hiç değişmez. Son oyun işte referandumdur. Tarihi fırsatlar kendi celladına peşkeş çekilirken, toplum son hücresine kadar teslim alınırken referandum kurtuluşun ışığı olarak yakıldı. Oysa Erdoğan’ın Türkiye referandumundan sonra söylediği gibi, atı alan Üsküdar’ı geçer. Atı alan saltanat sahipleridir, iktidara ruhunu satmışlardır, halkının kanı üzerinde kirli hesaplar yapanlardır. Ama o buzlu camlar çatırdıyor. Herkes artık oyun masasını da görüyor, atı almadaki amacı da görüyor. O camlar tam çatlayıp gerçekler ortalığa saçıldığında at Üsküdar’ı geçse de binicisi kalıp hesabını mutlaka ödeyecektir.



1484
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: