Şimdi sıra sizde!

fusun1@gmail.com | 11 Mayıs 2017 Perşembe

FÜSUN ERDOĞAN


1990’ların son çeyreğinde, kurucusu ve 2006 yılına kadar yöneticisi olduğum, İstanbul ve çevresine FM kanalından, internetten de tüm dünyaya sesini ulaştıran Özgür Radyo’nun RTÜK tarafından kapatıldığı bir süreçte gerçekleştirdiğimiz toplantının birinde bir arkadaşımız katılımcılara, “sizin hiç gazeteniz, radyonuz öldürüldü mü?” sorusunu yöneltmişti. Ve ardından bunun bir özgür basın emekçisi bakımından anlamını kendi hissettikleri üzerinden açıklamıştı. 

Toplantıya katılan ve basın emekçisi olmayanlar ilk anda çok şaşırmış, ama bizleri dinledikten sonra bir gazetenin, bir radyonun kapatılmasının bizlerde yarattığı duyguyu anlayabilmişlerdi. Aynı süreçlerde yüz binlerle, hatta milyonlarla (Türkiye’deki 1100 özel radyo içinde dinlenme oranı sıralamasında 3. Sıradaydık) ifade edebileceğimiz çok az sayıda dinleyicimizin bizimle aynı duyguları yaşadıklarına şahit olmuştuk... Ve o zaman kendimize “neden büyük çoğunluk değil de, çok az sayıda dinleyici bizim yaşadığımız duyguları yaşadı, yaşıyor? Ya diğer dinleyicilerimiz?!...” sorusunu yöneltmiştik. Bunun biz radyo emekçilerine düşen payını ve izleyicilerimize düşen yanını görmeye, değerlendirmeye çalışmıştık.  

Sahiplenme duyarlılığı zaafiyeti hep önde yürüyen bir gerçeklikti. Dinleyicilerimizin büyük çoğunluğunun radyomuz özelinde sansüre karşı duydukları öfkenin gücünü eyleme dönüştürme yöneliminin yetmezliği, kendi güç ve rolünün ayırdında olmama, izleyiciler olarak olarak örgütsüzlük, aymazlık ve kanıksamanın belirlediği sonucuna ulaşmıştık. Ortaya çıkan aradaki açı farkını yaptığı işin büyük insanlığın geleceği bakımından öneminin farkındalığı ile emeğine ve sesine sahip çıkma bilincindeki farklılıktan kaynaklandığında birleştik. Hemen belirtmeliyim ki, bu konuda bir köşe yazısının sınırlarına sığmayacak kadar geniş bir tartışma, değerlendirme yapmak mümkün... 

Radyo emekçilerinin ya da kendini özgür basın geleneğine adamış basın emekçilerinin gazetesine, radyo ve televizyonuna devletin kanlı elinin değmesi ve susturulmaları karşısında duydukları öfke ve acı tıpkı Cemal Süreya’nın “Sizin hiç babanız öldü mü?” şiirindeki gibidir. Emeklerinin göz göre göre devlet tarafından yok edilmesidir. Duydukları öfke ve acının gücü bununla ilgilidir. Radyo emekçileri olarak bize bu ölüm acısını yaşatan şey; mikrofonları susturulmuş bir radyonun işe yaramayan bir demir/hurda yığını olduğunu biliyor olmamızdı... Kapatılan gazete ve televizyonlar açısından da durum aynı...

Özgür basın emekçileri için çalıştığı gazete, dergi, radyo ve televizyon onun çocuğu gibidir. Sayısız soruna, yoksunluğa rağmen gözü gibi koruyarak varetmeye çalıştığı, emeğinin somutlaştığı biricik araçlardır. Ve hiç kuşkusuz herhangi bir gazete, dergi, radyo ya da televizyonun kapatılmasını, kapatılmak istenmesini biz basın emekçileri hakikaten bir cinayet, katliam olarak görürüz. Aklımız ve yüreğimiz de, emeğimizin katledildiği ya da katledilmek istenmesi üzerinden tepkilerini örgütler. Kendini özgür basına adamış hiç bir gazeteci de, burası olmazsa bir başka yerde çalışırım diyerek anında emek verdiği kuruma sırtını dönmez, dönemez...

2016 sonbaharı hepimizin bildiği gibi Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da, keza Avrupa’da faşist Erdoğan-AKP diktatörlüğü tarafından özgür basına saldırıların tavan yaptığı bir süreç oldu. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki bütün ilerici, devrimci radyo ve televizyonlar kapatıldı, mallarına el konularak TRT’ye devredildi. Bütün bunlar yapılırken, kendi mahkemelerinin kararlarına bile ihtiyaç duymadılar. OHAL’i gerekçe göstererek tarihimizdeki en büyük radyo ve televizyon katliamını gerçekleştirdiler... Ve hepimiz RTÜK elemanlarının polis eşliğinde kapatılan radyo ve televizyonlara girişine, çalışanların son ana kadar radyo ve televizyonlarına sahip çıkmasına şahit olduk. Polisler koçbaşı dedikleri aletlerle çelik kapıları kırıp içeri girdiklerine bir cümle daha fazla söylemek için nasıl çırpındıklarını gördük.

Geçtiğimiz sonbaharda Türkiye’nin ticari ilişkilerini kullanarak EUTELSAT üzerinden yayın yapan tüm Kürt televizyonlarını kapattırma girişimi, yaratılan kamuoyu sayesinde Med Nuçe Tv ve Newroz Tv ile sınırlı kalmıştı. Ve mahkeme kararına rağmen EUTELSAT iki Kürt televizyonunu uydudan çıkararak yayınlarına son vermişti. Televizyonlar Fransız mahkemelerinde EUTELSAT’ı mahkum ettirmelerine rağmen, sermayenin gücüne dayanan EUTELSAT Med Nuçe ve Newroz televizyonlarına frekans vermeyerek, yeni bir sözleşme imzalatmak istedi. Azıcık hukuk bilgisi olan birinin kesinlikle imzalamayacağı bir sözleşmeydi bu. Doğal olarak da televizyonlar EUTELSAT tarafından kendilerine dayatılan bu idam fermanını imzalamadılar. 

Türkiye ise Kürt televizyonlarının ekranlarını karartmak için elinden geleni ardına koymadı, koymuyor. Hiç bir hukuki dayanağı bulunmayan ve RTÜK’ün EUTELSAT’a gönderdiği Kürt televizyonlarının kapatılması talebinde ısrar ediyor. Gerçeğin sesi olan televizyonlar kapatma saldırısına boyun eğmeyeceklerini söylüyorlar...

Sömürgeci faşist diktatörlük ekonomik, siyasi her çeşit ilişkilerini Kürt televizyonlarını susturmak için kullanırken, televizyonlarımızın izleyicileri sizler, Avrupa’da yaşayan Türkiyeli ve Kuzey Kürdistanlı göçmenler, sizler bu güç gösterisi karşısında ne yapacaksınız? Türk devletinin televizyonlarınıza dokunmasına bir karşı koyuşu örgütleyerek, EUTELSAT üzerinde güçlü bir siyasi baskı örgütleyecek misiniz? Sansürü ve basın özgürlüğünü sokağın ve eylemin gücüyle savunacak mısınız? Sayısız defa ortaya koyduğunuz güç ve duyarlılığınızı bir kez daha harekete geçirme sorumluluğunu taşıyorsunuz. Televizyonlarınız ve öncüleriniz harekete geçti. Avrupa’nın bir çok kentinde protesto eylemleri değişik biçimlerde başladı. Mesele bu eylemleri sahiplenerek büyütmede. EUTELSAT üzerindeki toplumsal baskıyı sonuç alacak kerteye kadar arttırmalıyız. Özcesi seferberlik sırası sizde!...



1115
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: