Düpedüz Kürt düşmanlığı

10 Mayıs 2017 Çarşamba

ZILAR STÊRK

Türkiye cumhuriyetinin kurtuluş ve kuruluşunda Kürtlerin oynadığı rol, inkar edilemez bir gerçektir. Kurtuluş savaşı olarak adlandırılan süreci, kendi kurtuluşu olarak da görmüş ve üzerinde kadim bir tarih yaşadığı ve kendi ülkesi olarak bildiği topraklarını savunmuş. Bunun için gazi olmuş, şanlı olmuş, kahraman olmuş. Cumhuriyetin kurucularından olmuş. Tıpkı bu gün yaptığı gibi; üzerinde yaşadığı toprakları kendisi savunmuş ve kendi özyönetimini, yerel yönetimini oluşturmak anlamında muhtariyete, yani bir tür özerkliğe razı olmuş. 

Kurtuluş ve kuruluş ardından 1924 Anayasası çerçevesinde, Kürtlerin inkar ve imhasına dayalı siyasi bir strateji belirlendi ve bu güne kadar da hiç değişmedi. Bu yüzden de Kürtlerin sömürgeci rejime başkaldırısı, sadece bu gün bundan sorumlu tutulan PKK ile başlamıyor. Kürt düşmanlığı anlamına gelen meşhur inkar ve imha siyasetine paralel yürüyen muazzam bir Kürt direniş tarihi var. Kürtler’in cumhuriyet sonrası direniş tarihi, cumhuriyetin tarihiyle paralel gelişmiş. Çünkü Türkiye cumhuriyetini yürüten, gelmiş geçmiş sömürgeci hükümetlerin hemen hepsi, iktidarını Kürtlerin inkar ve imhası üzerinden projelendirmiş. Kimi hükümetler, fiziki soykırıma varan düzeyde şiddet kullanmış. Kimi hükümetler ise beyaz soykırım diyebileceğimiz zorunlu iskan ve asimilasyon yöntemlerine ağırlık veren bir siyaset izlemiş. Dönemsel yöntemler değişse de, cumhuriyetin kurucularından olan Kürtler üzerinde tam doksan küsür yıldır inkar ve imha siyaseti yürütüle gelmiş. Sömürgeci hükümetler, Kürt inkarı konusunda adeta birbirleriyle yarışmış ve inkarı en çok kabul ettiren, en başarılı hükümet sayılmış. 

Ölçü Kürt inkar ve imhasında yarışmak olunca, Erdoğan AKP’sinin hakkını yememek lazım. Çünkü Kürt düşmanlığı konusunda geçmişteki hükümetler ile karşılaştırıldığında, mevcut hükümet en faşist hükümet oluyor. Çünkü diğerleri inkarı öne çıkarırken, mevcut hükümet daha çok imhayı öne çıkardı ve bunu derinleştirerek sürdürüyor. Önceki hükümetler, sadece Bakur’daki Kürtler’i hedef alırken, Erdoğan AKP’si Suriye sınırları içinde yaşayan Rojava Kürtlerini ve büyük bedellerle elde ettikleri demokratik ve siyasi kazanımlarını da hedefledi. DAİŞ çetesini gerekçe yaparak Cerablus ve Bab’ı işgali bu amaçla gerçekleşti. Türk savaş uçaklarının Qereçox’u gece yarısı bombalaması bu temelde oldu. Türkiye ile ne sınırları itibariyle, ne de siyasi ve toplumsal açıdan hiç bir bağı ve bağlantısı olmayan, Şengal’deki Êzîdî Kürtlerini peşmergeler de içinde olmak üzere savaş uçaklarıyla bombalaması, ancak Kürt düşmanlığı tanımına uyar. Bunu Kürt düşmanlığı dışında hiç bir tanım ve izah açıklayamaz. Ya 3 Nisan günü Silopi’de gece vakti evinde günahsızca uykuya dalmış biricik Furkan ve Muhammed kardeşlerin, birden bire minik bedenlerini evin içine giren panzerin altında bulmasının açıklaması nedir. Sarhoşlardı ya da frenleri mi patladı... Düpedüz Kürt düşmanlığı...

Erdoğan AKP’sinin Türkiye sınırlarını çoktan aşan Kürt düşmanlığı, şimdi uluslararası güçlere de dayatılıyor. Türkiye, dış siyasetini şimdi buna oturtmuş. ABD, Rusya, AB ve Bölge ülkelerinin Kürtlerle ilişki veya mesafe düzeyi, Türk devletinin dış siyasetini belirleyen bir duruma geldi. Kürtlere azıcık yakın duran ülkeleri Türkiye düşmanı, Kürtlere düşmanlık yapan ülkeleri ise Türkiye dostu olarak kabul eden bir dış siyaset yürütüyor. Türk genel Kurmay Başkanının, MİT Başkanının, Cumhurbaşkanı sözcüsünün ve Adalet Bakanının şu anda ABD’de bulunma nedeni tam da budur. Kürt düşmanlığına dayalı plan ve projelerini ABD’nin yeni hükümetine de açıktan kabul ettirmek. 



945
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: