ABD Suriye’de yeni strateji peşinde mi?

21 Nisan 2017 Cuma

MERAL ÇİÇEK


Geçtiğimiz hafta New York merkezli medya şirketi Bloomberg’in haber sitesinde dikkat çekici bir makale yayımlandı. “Trump Suriye’ye askeri birliklere hayır dedi. Yardımcıları o kadar emin değil” başlıklı haberin ana konusu, Amerikan askerlerinin Suriye’ye gönderilme tartışması. Halihazırda ABD’li askerlerin sahada bulunduğu biliniyor ancak habere göre çok sayıda (on binlerce askerden söz ediliyor) konvansiyonel gücün gönderilmesi tartışılıyor. Mevcut durumda sahada bulunanlar uzman güçler. 

Ama haberin en dikkat çekici yanı bu değil. Esas mesele, yeni ABD yönetiminin Rojava ile ilişkisinin nasıl şekilleneceğidir. Deniliyor ki “Askeri bir seçenekten yana karar verdiğinde, bunun nasıl bir siyasi sonucu destekleyeceğini tespit edebilmelisin.” Anlaşılan mevcut Rakka operasyonu kastediliyor. Ve devamında Kürtlerle birlikte DAİŞ’e karşı savaşmanın taktik açıdan mantıklı olsa da stratejik açıdan öyle olmadığı belirtiliyor. Peki öyleyse ABD’nin Rojava ve Suriye’deki stratejisi nedir? Esas sorun budur. 

Bu yeni bir şey mi? Elbette ki hayır. Rojava’nın da ABD’yle ilişkisi stratejik değil tabii. Bunu bilmeyen yok. Fakat Washington’daki yönetim değişikliğinin beraberinde getirdiği yeni taktik ve stratejik yaklaşımları iyi tespit etmek gerekiyor. Bloomberg’de yayımlanan makale bu konuda önemli veriler sunuyor. 

Zira öyle anlaşılıyor ki Washington’da bir kesim “Suriye’deki Kürtlere fazla güvenmenin” ABD açısından sakıncalı olduğu görüşünde. Sadece bu değil; bir kesim DAİŞ’e karşı tek etkili güç olan YPG/QSD’ye alternatif arayışındadır. Sözü edilen siyasi-askeri aklın düşündüğü alternatif güç kim dersiniz? Tabii ki Sünni Arap güçler. Elbette ki kimse bu güçlerin DAİŞ’i yeneceğine inanmıyor. Amaç bu değil zaten. Mesele, sayıları on binlerle ifade edilen Amerikan askerinin Suriye’ye konuşlandırılması. Yani askeri işgal. Yani Afganistan ve Irak siyasetinin Suriye’ye genişletilmesi. 

Bunların tümü tartışma aşamasında. Henüz bir karar yok. Böyle olmayabilir de. Ama bu planları göz önünde bulundurmakta fayda vardır. Zira makalenin yazarı olan Eli Lake, özellikle de Ortadoğu ve Rusya’ya ilişkin istihbarat ve lobilerden elde etmiş olduğu bilgilere dayalı ‘ulusal güvenlik’ haberleriyle tanınan bir gazeteci olmanın ötesinde, haberleriyle Obama yönetimini zorlayan haberlere imza atmış bir isimdir. Son dönemde ağırlıkta Suriye konusunda Obama çizgisinin yanlışlarını vurgulayan ve ‘yeni’ bir askeri stratejiyi destekleyen makaleler yazması bu bağlamda anlaşılırdır. 

Eli Lake’in yazısında dikkat çekici başka bir nokta daha var. Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı General H.R. McMaster’in geçenlerde Fox News’a verdiği röportaja ait bir paragrafa yer veriyor. Bölgeye on binlerce Amerikan askerinin gönderilmesini isteyen ve Irak savaşında General David Petraeus’un en yakın danışmanlarından biri olan McMaster, şöyle demiş: “Suriye ve Irak’ta DAİŞ’i yenmek, DAİŞ’i yok etmek ve o coğrafyanın kontrolünü yeniden kurmak, o nüfusların korunması, mültecilerin geri dönmesine izin vermek ve yeniden inşayı başlatmak için ortaklarımızla birlikte oldukça sonuç verici operasyonlar yürütüyoruz.”

Obama hiçbir zaman ABD’nin Irak ve Suriye’deki müdahalesinin amacı olarak DAİŞ’in denilmesinden söz etmediği gibi, yeniden inşadan da hiç bahsetmedi. Ancak onun önceli Bush döneminde “temizle, tut, inşa et” formülü stratejiyi özetliyordu.

Makalede geçen bu nokta belki hiç dikkatimi çekmezdi hemen öncesinde Bağdat-Washington hattında çalışan bir lobicinin yeniden inşaya ilişkin söylediklerini öğrenmeseydim. BM’nin Irak için uyguladığı Petrol Karşılığı Gıda Programı’nı hatırlar mısınız? Meğer şu anda benzer şekilde Irak’ta Petrol Karşılığı Yeniden İnşa Programı (‘Oil for Reconstruction’) geliştiriliyormuş. Yani en az 30 yılı kapsayacak şekilde Irak’ın petrolü ABD’ye verilecek, ABD bunun karşılığında Dünya Bankası veya başka bir uluslararası finans kuruluşunun sunduğu fonla, DAİŞ eliyle yıkılan Irak şehirlerini yeniden inşa edecek. Bu yeniden inşa elbette ki Iraklı şirketlere yaptırılmayacak, bizzat ABD’li şirketler kendi personellerini burada çalıştırıp bütün kazancı elde edecekler. Tek gelir kaynağı olan petrolünü kaybeden Irak’ın başına nelerin geleceğini tahmin etmek zor olmazsa gerek. Hele ki ekonomik, siyasi ve toplumsal olarak en fazla güçlenmeye ihtiyaç duyduğu bir dönemde. Bunun bölge ve özellikle de Başurê Kurdistan üzerindeki etkilerinden hiç bahsetmiyorum bile. 

Şimdilik Irak’a dönük geliştirilen bu program göz önünde bulundurulduğunda, ABD’nin Suriye’ye askeri olarak yerleşme tartışmaları farklı bir ışığa bürünmüyor mu?



1097
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: