Ortadan bölündük

g.yoleri@gmail.com | 21 Nisan 2017 Cuma

GÜLSEREN YOLERİ


Anayasa referandumu akşamı, İlçe Seçim Kurulunun oy birleştirme işlemi sırasında oradaydık. Daha salona girer girmez AKP’li görevlilerin hışmına uğradık. Oy verme işlemleri sırasındaki saldırganlıkları burada da devam edecekti belli ki. Polis gibi davrandılar desem abartmış olmam. Kısa bir tartışmanın ardından özgüveni zayıf mızmız çocuklar gibi salon müdüresini yanına alarak yanıma geldi birisi ve beni göstererek "görevli kartı yok” dedi. Var, dedim. Bu kez de, "bu kart sahte, kimliği ile karşılaştırın” diye tutturdu. Bu iddiası da boşa çıkınca kuyruğunu paçasına sıkıştırıp oradan uzaklaştı. Sonrasında sandık sonuç tutanakları kayda geçirilirken de tacize devam ettiler ve girilen kayıtları denetlememize engel olmak için komik durumlara düştüler.

Gergindiler. Endişeleri açıktan belliydi. Kaybetme ihtimali onları panikletmişti. Sonuçlar belli olup kazandıklarında bile gerginlikleri devam ediyordu. Bir iç huzuru duymadıkları belliydi. Kazanmanın o saf heyecanı yoktu hiçbirinde. Anlaşılan oydu ki; Orada bulunanların tamamı bu seçimin hile hurdayla kazanılması için bilinçli olarak çalışmıştı. 

Orada, o salonda ilk bulunmam değildi. 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde de görevliydim. Ancak bu kere başka bir hava vardı salonda, başka bir ruh. Tehditkar, saldırgan, parçalama etkisi yüksek. Daha orada o salonda bir yabancılık vardı tuğla tuğla örülen ve aramızda duvar gibi yükselen. 

Salondan çıktığımızda saat gece yarısına yaklaşmıştı. Yağmur inadına yağıyordu sanki. Yollar kalabalık, evetçiler ellerinde bayraklarıyla yollara çıkmış, arabalarıyla tur atıyor, kutlama yapıyorlardı. 

Yaklaşık 15 yıldır gidip geldiğim bir yoldan evime gidiyordum ama sanki daha önce hiç bilmediğim bir yerdeydim. Yurt dışı ziyaretlerimde bile bir yere bu kadar yabancı hissetmediğimi fark ettim. Bunca hayatımda ilk defa buralı değildim. Ömrümün geçtiği bu yerler bana yabancıydı. Ben bunları düşünürken, yanımdaki arkadaşım artık bu ülkede kalmak istemediğinden, gitmeyi planladığı bir ülkeden söz ediyordu. Ayrılırken endişelendi, "Yolda referandumdan falan söz etme kimseye, bu adamların ne yapacağı belli olmaz, eve varınca haber ver” dedi.

Referandum hakkında çok şey söylenebilir. Devlette güç sahibi olmak adına, rejim değişikliği adına, diktatörlük hayalleri adına, ülkenin ve halkın geleceği adına. Ancak o gün evet ve hayırcılar arasında yaşananlar başka bir gerçeği daha öne çıkarıyordu. Referandum sadece anayasa değişikliğini oylatmadı, referandum toplumu şimdiye kadar olmadığı ölçüde evet ve hayır üzerinden de ikiye böldü, toplumu birbirine yabancılaştırdı, düşmanlaştırdı. 

Sorun sadece evet diyenlerle sınırlı değil bu malum. Referandumda hayır demiş bir orta yaşlı teyzenin diğer bir hayırcıyla sohbeti sırasında "Kürdistan” sözcüğünü duyduğunda gösterdiği şaşkınlığı görmeliydiniz. Ancak tartışmasız bir gerçek var ki; evet diyenler AKP’nin politikalarını onayladı, hem de sonuna kadar Tayyip’in sırtını sıvazladı. Her evet; Cizre’yi, Sur’u, Şırnak’ı bir kez daha yaktı yıktı, Taybet Ana’yı bir kez daha öldürdü, Ankara’yı, İstanbul’u, Amed’i, Suruç’u bir kez daha kana boyadı. Her evet; AKP’nin yarattığı kutuplaşmada zalimin tarafını destekledi, zulmü yeniden üretmesine onay verdi, bundan sonra olacakları işaret etti.

Sonuç moral bozucu, bu gerçek. Ancak referandum akşamı sokağa çıkanların, sonuçları protesto edenlerin, gözaltına alınma pahasına, işinden olma pahasına itirazlarını sakınmayanların ve dahi özgürlük yolunda on yıllardır dişiyle tırnağıyla yol alanların yüzü suyu hürmetine yeniden umuda çıkıyor yollar. Yolumuz biraz daha engebeli, biraz daha sarp, biraz daha hırçın ama mevsimlerden ilkbahar ve toprağına taşına suyuna havasına aşıkların yurdu burası.



694
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: