Araf

ilhamadarbakur@gmail.com | 21 Nisan 2017 Cuma

İLHAM ADAR BAKIR


Pasaport kontrolü için kuyrukta beklerken yüzünde ağır bir sıkıntı bulutu vardı. Geçmişinde yaşadıklarının tüm ağırlığını doldurmuştu gözaltılarında oluşan iki küçük torbacığa. Bir an önce geçmek istiyordu öteki tarafa. Sınır polisinin kontrol yaptığı kulübenin, sınır çizgisini oluşturduğu öteki tarafa. 

Sınır… Çizgi… Karşı taraf… Kaçtığı taraf… Sığındığı taraf… Polisin yüzündeki sakin ve ifadesiz çizgiler yüzündeki kaygı bulutlarını biraz daha çoğaltmıştı. İfadesiz yüzlerden, soğukkanlı bakışlardan ürkmüştü oldu olası. Sarı kafalıların pasaport kontrolünü hızla bitiren polis, eline karakafalı resim taşıyan bir pasaport geldiğinde pasaporttaki yüzle karşısında bekleyen yüzü aynı sakin ve nazik ifadeyle uzun uzun inceliyor, karşında bekleyeni ele verecek en ufak bir kaçamak kaygıyı yakalayabilmek için bir gözünü pasaporttaki resimde gezdirirken diğer gözünü karşısındakinin yüzünde tutuyordu. Bir sorun olmadığına kanaat getirdiğinde ise samimiyetten uzak bir nezaket ve önceden hazırlanmış bir gülümsemeyle pasaportu karşısındakine uzatıp geçebileceğini işaret ediyordu.  Önündeki son adam kendisiyle sınırı oluşturan kontrol kulübesinin arasından çekilince karşısında bekleyen kadın polisin soğuk, ifadesiz ve nazik bakışlarıyla karşı karşıya kalmıştı. Kulübedeki polisin kadın olması onu şaşırtmıştı. Uzaktan kulübeye bakarken onu erkek zannetmişti. Oysa erkek zannedilmeyecek kadar güzel ve düzgün bir yüzü vardı. Belki kadının yüzündeki ifadesizlik onu yanıltmıştı. Böyle bir ifadenin ancak bir erkek yüzüne ait olabileceğini düşünmüştü. Bu yüz ifadesini taşıyan erkekler açmıştı ruhundaki ve bedenindeki tüm yaraları. Ancak bir işkencecinin yüzünde görülebilecek bu ifadeyi bu kadar narin bir kadın yüzünde görmüş olmak çok şaşırtmıştı onu. 

Karşındaki bakışın etkisinden kurtulabilmek için uzun sapından tuttuğu tekerlekli valizi bilinçsizce ve şiddetle kendine doğru çekti. İçinde birkaç fotoğraf ve birkaç kitaptan başka bir şey bulunmayan valiz bu şiddetli çekmenin etkisiyle kontrol kulübesine doğru savrulmuştu. Aslında geldiği yerden yanına alabileceği, ya da almak istediği hiçbir şeyi yoktu. Yanında bir valiz bulundurmazsa pasaport kontrolünde bunun kuşku yaratabileceğini öğrenmişti. Geldiği yerden hiçbir şey getirmeden gelmek kaçan bir insanın yapacağı bir şeydi. 

Kaçan insan, sığınan insan demekti. Sığınmak için gelenleri diğerlerinden ayırmaktı yüzlerde kaçak bakış avına çıkmış sınır polislerinin. Kadın polisin yumuşak ama buyurgan ses tonuyla kendine gelip uzattı elinde tuttuğu pasaportu polise. Pasaportu uzatırken kulübeyle, daha doğrusu sınırı oluşturan kulübeyle pasaport kontrolü yaptıranların arasındaki mesafeyi belirlemek için çizilen çizgiyi aşmış, bundan dolayı nezaket dolu bir sertlikle uyarılmıştı. Başı dertte olmuştu sürekli çizgilerle. İsteyerek ya da istemeyerek ama hep izinsiz aşmıştı çizgileri. İtiraz etmeye takati olmayan ayaklarını sürüyerek geri çekmişti sınır çizgisine. Artık kendi tarafında değildi. Öteki tarafa da ancak bu çizgiyi aşınca geçebilecekti. 

Araftaydı. Ne öteki tarafta ne bu taraftaydı. İçinden çıkıp geldiği savaşın tüm dehşeti arkasında, gideceği yaşamın tüm belirsizliği önündeydi, ayakları araftaydı. Sırtındaki ölüleri bırakabilecek miydi bu tarafta karşıya geçerken. Bedenleri bir satırla baştanbaşa yarılmış ölüleri. Ense köküne sıkılmış tek mermiyle gündüzün orta yerinde şehrin orta yerine serilmiş cansız bedenleri. 

Her ölümün meçhul bir faile yüklenip, yaşamanın yaşayana yük olduğu bir şehri. İntihar eden kadınlar şehrini sırtından indirebilecek miydi karşıya geçerken. Öldürülecek bir çocuk doğurmamak için intihar eden, rahimlerini öldüren kadınları. Bütün bir şehrin ölülerini sırtında taşımak. Ölenler sadece ölüm acısının yükünü bırakmıyordu geride. 

Her ölen, geride kalan sağlara, sorulacak hesaplar, tutulacak yaslar, sessiz çığlıklar, okunmamış dualar, ertelenmiş sevdalar, söylenmemiş şarkılar, ısmarlanmamış çaylar, atlatılamamış ergenlikler, gelecek kurgusu olmayan yaşamlar bırakıyordu. 

Her ölen sırtındaki yaşamaktan dolayı taşıdığı tüm yükleri yaşayanların sırtına bırakıyordu. Korku ölümden değildi yaşamaktan korkuyordu herkes bunca ölümün ardından. Bırakılan bu yükü taşımaktan…




446
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: