İktidarın dibi

20 Nisan 2017 Perşembe

METİN YEĞİN

Dünyanın Sokakları


Şimdi arkanıza yaslanın ve neoliberalizmin bu ülkedeki çocukluğuna dönün. Özal dönemi: ortalık askeri faşist cunta ile temizlenmiş, ortada ne sendika kalmış ne bir örgütlenme, aykırı sesler bazen baskı ile bazen satın alma yoluyla ve her zaman sesi kısılarak yok edilmiş, geriye sadece her zaman olduğu gibi ‘ferman padişahınsa dağlar bizimdir’ kalmış. Ama iktidarın simgesel yüzü Özal en azından güler yüzlü bir adam, şöyle toplu moplu zaten yani her piknik tip gibi ilk bakışta insana sevimli geliyor ve en önemlisi de günlük hayatında sana, cart curt şunu yap bunu yap, diye bize çemkirmiyor. Yani 24 Ocak kararlarıyla işçilerin temel haklarını elinden alıyor ama beş dakikalık iş molasında sigara içmek keyfine karışmıyor, keyif hala ortada dolaşıyor ve yine, yani mahalle meyhaneleri henüz pavyonlara dönmemiş, bari gerçekte bu hayattan sıyrılamıyoruz, alkolle bile olsa yaralarımıza küçük küçük pansumanlar yapalım şansı var. 

Denize girmek için insanlar kat kat giyinmiyorlar mesela; güneş ve deniz bedenlerine değebiliyor, yazlık sinemalar çekirdek çitleyen insanlarla doluyor ve en azından 120 dakika kadar kadınlar acıklı Türk filmlerinde ağlayabiliyor ve hala seyretmeye devam ettiğimiz filmlere katılarak gülüyorlar ve bunu yaparken bana ‘bayan yanı ver’ demiyorlar yine mahalleden olan bilet satıcısına ve zaten numarasız tahta sandalyeler, yani bunların üstüne kazağını koyup komşun için tutabilirsin ki. Ve mahalle aralarında her zaman toprak, genellikle yokuş, futbol sahalarında abiler ve hatta ablalar futbol maçları yapıyor, herkesin küçük yaşlardan ve kalecilikten başlayan bir kariyerle sol açığa kadar yükselebilme şansı var... Durum ve gidişat vahim ve tabii ki Kürtler için daha vahim ama henüz köy yakmalardan şehir yakmalara sıçramamış her şey...

Fazla daldık çocukluğa. Onun bu naif kısmından gerçeğe sıçrarsak, bir yandan da neoliberalizm ve onun ağzı Özal, koca ülke bir merkezden yönetilemez diyerek belediyelere ilk defa oldukça fazla yetki veriyor. Bunun amacı, kamusal bir alanın temel parçası olan belediyelerin başta ihaleler yöntemi ile parça parça özelleştirilmesi, yani ‘iktidarın belediyelerden başlayarak parça parça şirketleştirilmesi, yani şirketleştirilmiş alanlar yaratılması‘ ve bunun adının da ‘yerinden yönetim’ ile taçlandırılması. –Aman bunu sakın radikal bir demokrasi yani Özyönetim ile karıştırmayın.– Ancak ekonomide neoliberalizm söylemde ‘yerinden yönetim’ ile süslenerek belediyelerin müteahhitleşmesini sağlamakta –ve nihayetinde bu yüzden mesela belediye başkanı olmak milletvekili olmanın önüne geçmekte...

Çocukluk dönemini geriden bırakırsak, Erdoğan ile zirve yapan neoliberalizm, ulusötesi tekellerden koparılan komisyonların ortaya çıkardığı büyük rant; kapitalizm doymak bilmez karakteri ile bu sefer yeniden tekelleşmeye başlıyor nihayetinde. Son seçimlerde ilçe belediyelerinin bütün yetkilerinin elinden alınıp büyük şehirlere bağlanması, ellerinden kaçırdıkları belediyelerin kayyumla zapturapt altına alınması, yani her şeyin saraya bağlanması süreci şirketleşmiş yönetimin monopolleşmesinden başka bir şey değil. Bu yüzden hala gerçek bir ‘eyalet’ sistemi getirebileceğine inananlara inanamıyorum. İktidar dehşetli paranoyası ile Avrupa’daki Türkiyelileri bile kendine bağımlı kılmaya çalışırken, son günlerin moda deyimiyle neyin kafası bu!

Yani her anlamda hile ve desise ile ortaya çıkan şey, bütün iktidarın, sarayın tek odasında temerküz olmasından başka bir şey değil, yani iktidarın dibi bu, en karanlık ve en iğrenç...



433
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: