Kapitalist moderniteye doğru meydan okumak

19 Nisan 2017 Çarşamba

MUSTAFA KARASU


Kapitalist moderniteye meydan okuma konferansının üçüncüsü gerçekleşti. Önder Apo’nun kapitalist moderniteye karşı demokratik modernite kuramını ortaya koyması bugün daha önemli hale gelmiştir. Kapitalist modernite bugün her alanda bir çözümsüzlüğü ve çıkmazı yaşamaktadır. Kapitalist modernitenin en ideolojik ve rafine temsilcileri olan sosyal demokratlar ve liberallerin her yerde iktidardan düşmeleri ve sert tedbirleri öngören sağ siyasi güçlerin iktidara gelmeleri, kapitalist modernitenin çıkmazda olduğunun kanıtıdır. Kapitalist modernitenin çıkmazı ne dönemseldir ne de kapitalist moderniteyle sınırlıdır. Sınıflı, sömürülü, devletli sistemin son temsilcisi olan kapitalist modernite şahsında tüm sınıflı, sömürücü, devletçi sistemin çıkmazı söz konusudur. Sömürücü sistem zaten bin yıllardır toplum üzerinde ağır bir baskı oluşturduğu gibi, toplumsal sorunları ağırlaştırmış, katbekat katmerleştirmiştir. Bugün kapitalist modernite en fazla da toplumsal sorunları ağırlaştırdığı için bir çözümsüzlük ve çıkmaz içindedir. Önder Apo’nun kuramında ise sorunları esas olarak toplumu güç yaparak çözme bulunduğundan, demokratik modernite kuramı tek doğru çözüm olarak alternatif haline gelmiştir. 

Demokratik modernitenin alternatif olması artık somut hale gelecektir. Kapitalizm merkezlerinde liberal ve sosyal demokratların iflası sol güçlerin, demokratik modernitenin önünü açmıştır. Halkları ve emekçileri oyalayan sosyal demokratların ve liberallerin dönemi sona ermiştir. Sağ iktidarlar da sorunlara çözüm bulamayacağından, demokratik modernite, yani demokratik sosyalist güçlerin zamanı gelmiştir. Buna halkların zamanı denilmektedir.

Kuşkusuz kapitalizm toplum düşmanlığını en üst düzeye çıkararak kendini zirveye ulaştırırken, aynı zamanda düşüşünü de kaçınılmaz hale getirmiştir. Artık toplum düşmanlığını daha ileriye götüremez. Toplumu her bakımdan isyan eder hale getirmiştir. Kapitalizmin zirveden düşmesi gibi, toplum açısından da dibe vurarak üste doğru çıkma dönemine girilmiştir.

Kapitalist modernite karşısında demokratik modernite kuramının başarılı olması açısından reel sosyalizmin içine düştüğü yanlışlıklara düşülmemesi gerekir. Kapitalist moderniteyi tarihselliği içinde tanımak gerektiği gibi, demokratik modernitenin de tarihselliği içinde tanınması gerekir. Ancak o zaman gerçek anlamda alternatif olunur. Demokratik modernite ilkel komünal toplum denilen neolitik topluma dayanır. Ancak klasik marksizmin belirttiği gibi neolitik toplum devletçi sistemin ortaya çıkmasıyla ortadan kalkmış değildir. Neolitik toplumla başlayan demokratik uygarlık, devletçi uygarlığın varlık koşullarında da ona paralel olarak var olmuştur. Kapitalizmin tarih sahnesine çıkmasına kadar toplumculuk ve toplumsal değerler insanlığın yaşamında ağırlıklı yön olarak var olmaya devam etmiştir. Bu açıdan demokratik mücadele kaynaklarını, demokratik sosyalizm temelini sadece kapitalizme karşı mücadele dönemiyle sınırlamak köksüz kalmak gibi bir durum ortaya çıkarır. Devlet ve kapitalizm binlerce yıllık iktidar ve sömürüye dayanıyorken, demokratik modernite de kapitalizme karşı mücadelesini böyle tarihsel kaynaklara dayandırmak ve yürütmek gerekmektedir. 

Her çağın hakim ekonomik, toplumsal, kültürel ve sosyal yaşamı o çağın moderniteleri olarak görülür. Moderniteler sadece ekonomik sistemle sınırlı bir tanımlama değildir. Ya da doğrudan bir ekonomik hakimiyet o çağın modernitesini yaratmaz. Kuşkusuz modernite en başta da kendisini ideolojik ve kültürel olarak hakim kılar. Bunları sadece üstyapı olarak ele alıp esas olarak ekonominin belirleyici olacağını söylemek yetersiz kalır. Kuşkusuz ekonomi önemlidir. Ancak çağın modernitesi ekonomik, toplumsal ve kültürel olarak bütünlüklü kendini hakim kılabilir. Bunun için de ideolojik hakimiyeti yaratmak önemlidir. Bu yaratılmadan bütünlüklü bir modernite ve yaşam sistemi oluşturmak mümkün değildir. Modernitenin ruhu ve harcı olmak, ideolojik ve kültürel etkinlikle mümkündür. Moderniteyi çağın modernitesi yapan ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel, ideolojik etkenleri bütünlüklü ele almak çok önemlidir. 


İşçi sınıfı değil toplum yüceltilmelidir

Reel sosyalizmin en büyük yanlışlığı sadece kapitalizme karşı olunarak kapitalizmin alt edileceğinin sanılmasıdır. Kapitalizmin devlet, iktidar, endüstriyalizm, modası ve kültürü ile var olma gerçeği iyi görülememiştir. Demokratik modernite, yani sosyalizm yaratma iddiasında olanlar kendi kaynaklarıyla kapitalist modernitenin kaynaklarını karıştırmışlardır. Egemenlerin kullandığı araçlarla kendi modernitelerini yaratacaklarını sanmışlardır. Devlet ve endüstriyalizme karşı olunamayınca sonunda kapitalizme karşı çıkma amacının gerçekleşmesi sağlanamamış, devlet kapitalizmi konumuna düşme durumu ortaya çıkmıştır. 

Kapitalizm her şeyden önce toplum düşmanlığıdır. Daha da ötesi insanlık düşmanlığıdır; yaşamın anlamı ve toplumu var eden kadın düşmanıdır. Kapitalizm, doğa düşmanıdır. Doğa düşmanlığı da toplum ve insanlık düşmanlığıdır. Bu açıdan kapitalizme karşı mücadeleyi sadece bir sınıf mücadelesi olarak görmek çok yetersiz bir yaklaşım olur. Kapitalizme karşı mücadeleyi esas olarak toplum mücadelesi olarak görmek lazım. Sınıf mücadelesi toplum mücadelesinin bir parçası olarak ele alınırsa doğru yaklaşılmış olur. Çünkü topluma saldırarak sınıflar yaratılmıştır. Bu açıdan sınıfları o durumdan çıkaracak olan da toplum mücadelesidir. Toplum mücadelesiyle işçiyi işçi olmaktan çıkarmak sosyalizmin esas mücadelesi olmalıdır. Sosyalizm zaten toplumculuktur, toplumu yaratmaktır. Bu açıdan yüceltilen işçi sınıfı değil toplum olmalıdır. 

Toplumcu olmak her türlü sömürüye ve baskıya karşı çıkmaktır. Çünkü toplumsal sorunlar toplumun dağıtılmasıyla başlar. Bunun başlangıcı da kadın üzerindeki ataerkil hakimiyettir. Bizlerin amacı toplumsal sorunları çözmektir. Bu da toplumu yaratarak, toplumcu zihniyeti ve yaşamı her yerde hakim kılarak, toplumu sömürü ve baskının olmadığı çoklu bir olgu olarak ele almakla olur. Çoklu toplumda birçok iş bölümü olabilir. Bu iş bölümlerini de bir sömürü ve üstünlük etkeni değil, toplumsal bütünlüğü sağlayan olgular olarak görmek gerekir.


Devlete karşı çıkmadan sosyalistlik yapılmaz

Devlet karakteri ne olursa olsun toplumu dağıtır, parçalar. Bürokrasi öne çıkar. İş bölümleri bile bir üstünlük ve sömürünün etkeni haline gelir. Bu açıdan devlete karşı çıkmadan toplumculuk, yani sosyalistlik yapılamaz. Demokratik modernite kesinlikle devlete alternatif demokratik konfederalizmi esas almak zorundadır. Demokratik konfederalizm baskıyı da, sömürüyü de, endüstriyalizmi de, cinsiyetçiliği de ortadan kaldıracak demokratik toplumcu sistemdir. Halkın kendi kendini yönetme sistemidir. Gerçek demokrasidir. Sosyalizm de ancak böyle bir demokratik toplum ve demokratik konfederal sistemle gerçekleşir. Kapitalizm de ancak böyle ortadan kaldırılabilir. Demokratik komünal ekonomi, demokratik toplumla; demokratik toplum da ancak komünalizmle var olabilir. Bu yönüyle gerçek demokrasiyle sosyalizm özdeştir. Klasik sosyalizm literatüründe ifade edildiği gibi demokrasi bir devlet biçimi değildir; devletin alternatifidir. Devlet demokrasiyle aşılacaktır. Bunun da en iyi modeli demokratik topluma dayalı demokratik konfederalizmdir. 

Devlete karşı olmak da bireycilikle değil, toplumculukla olur. Anarşistler devlete karşıdırlar, ama birey özgürlüğü ve bireycilikle bu söylediklerini yapamayacak durumdadırlar. Devlete ve kapitalizme karşıtlık sadece ve sadece toplumculukla olur. Bu açıdan anarşistlerin devlet ve kapitalizm karşıtlığıyla Önder Apo’nun demokratik moderniteye dayalı devlet ve toplum karşıtlığını karıştırmamak gerekir. Önder Apo kapitalist moderniteye karşı alternatifini kapsamlı biçimde ortaya koymaktadır. Marks ve Engels’in kapitalizm karşıtlığını anlamlı bulmakla birlikte, teorik olarak yeterli ortaya konulmadığından sosyalizmin kapitalizm karşısında zaferi sağlanamamıştır. Önder Apo ise yüz elli yıllık yaşanan tecrübeyle kapitalist moderniteye nasıl alternatif olunacağını kapsamlı biçimde ortaya koymuştur. Kadın sorunu, endüstriyalizm, devlet, sınıf ve toplum gerçekliklerini kapsamlıca değerlendirmiş, çözüm yollarını ortaya koyarak alternatif sistemi yaratmıştır. 

Kapitalizmin çöküşünün kaçınılmaz olduğu günümüzde demokratik modernite kuramının tüm toplum savunucuları tarafından kapsamlıca incelenmesi, pratiğe geçirilecek biçimde politikasının yapılması gerekir. Bu da tabii ki örgütlülük ve eylemle olur. Tüm toplumcu güçlerin ve sistem karşıtlarının bir araya getirilip kapitalist modernite güçlerine yönlendirilmesiyle olur. 

Bir daha vurgulayalım, artık devletsiz, patronsuz, ağasız, “karısız”, “kocasız” bir dünyayı düşünmenin zamanıdır. Devletsiz yönetim, patronsuz, ağasız bir ekonomik yaşam, ‘’karısız’’, ‘’kocasız’’ özgür eş yaşam gerçekleştirilebilir. Artık egemenlerin bu konuda yarattıkları ideolojik egemenlikleri yıkmak, özgür düşünmek, bu temelde neolitik toplumdan bugüne var olan demokratik uygarlığı demokratik topluma dayandırarak yeniden güncelleştirmenin zamanıdır. 


KDP’nin çarpıtması

Biz bu paradigma temelinde devletçi sistemleri temsil eden bayraklarla, sembollerle, demokratik konfederalizmi temsil eden bayrakların ve sembollerin ayrı olacağını; iki ayrı siyasal, toplumsal ve ekonomik sistemi ifade eden devletçi ve iktidarcı sembollerle demokratik konfederalizmin sembollerinin ayrı olacağını ileri sürdük. Bu bizim düşünsel farklılığımızın doğal sonucudur. Biz, devletlerin bayrağına saygı duyacağımız gibi, onlar da demokratik konfederal bayraklara saygı duymalıdır, dedik. Bu çerçevede somut olarak da Başurê Kurdistan’daki siyasal güçlerin kabul ettiği bayrağa biz saygı duyacağımız gibi, onların da demokratik konfederal bayrağa saygı duyması gerektiğini vurguladık. Başurê Kurdistan’da kabul edilen bayrağı kendi sembolü ve değeri görenlere bizim diyeceğimiz bir şey yoktur. Ancak onlar da demokratik konfederalizm bayrağına saygı duymalıdırlar. Hiç kimse bir diğerine kendi ideolojik ve siyasi çizgisini dayatmamalıdır. Bizim ideolojik ve siyasi çizgimiz yukarıda ortaya konmuştur. 

Bizim bayrakla ilgili yazımız Kerkük’teki gündemden önce yazılmıştır. Herhangi bir tartışma ile ilgili de yazılmamıştır. İdeolojik ve siyasi farklılığımızın sembollerle de farklı olacağını ortaya koymak için yazdık. Bu, bizim doğal hakkımızdır. Kerkük’teki bayrak konusuna gelince; Türk devleti o bayrak şahsında Kürt düşmanlığını ortaya koymuştur. Çünkü Türk devleti Kürtlerin tüm siyasi güçlerine ve irade olmalarına karşıdır. Kürt’ün egemen sınıfına da, devlet isteyenine de, federasyon isteyenine de, özerklik isteyenine de tahammülü yoktur. Başurê Kurdistan’da benimsenen bayrağa da, demokratik konfederalizm bayrağına da düşmandır. Zaten Türkiye’de her gün tek tek denilirken içinde bayrağın da sayılması Kürt inkarcılığının dışa vurumudur. Kürt düşmanlığını bugün bayrak şahsında ortaya koyuyor, yarın başka biçimde ortaya koyar. Türk devleti işbirlikçi Kürt’ü bile kabul etmez. Çünkü ona göre Kürt yoktur. Sadece o anda hangi Kürt’e karşı savaşıyorsa bu Kürt’e karşı yürüttüğü savaşta kendi yanında yer alacak Kürtlerle işbirliği yapar; onları işbirlikçi olarak kullanır. 

KDP yazımızı ahlaksızca çarpıtmış ve kullanmıştır. Bizim bu yazımızı Kerkük’teki bayrağa Türk devletinin karşı çıkışıyla bağlantılandırmıştır. Bu ahlaksızca bir çarpıtmadır. Biz zaten yıllardır ayrı bir bayrak dalgalandırıyoruz. Başurlu siyasi güçlerin kabul ettiği bayrakla bir sorunumuz yoktur. Başurê Kurdistanlı yurtseverler bizim mitinglerimizde bu bayrakları taşıdıklarında hiç kimse “neden bu bayrakları taşıyorsunuz” dememiştir. Ancak Apocu çizgide olanlar ise demokratik toplum ve demokratik konfederalizm bayrağı olan KCK bayrağını kaldırmaktadırlar. KCK de bir sistemdir. Kürtlerin de büyük çoğunluğu şimdi demokratik konfederalizm bayrağı altında toplanmaktadırlar. Bu nedenle Başur’daki siyasi güçlerin ya da bölgesel yönetimin kabul ettiği bayrağın tüm Kürtlerin bayrağı gibi gösterilmesine de tabii ki itirazımız olacaktır. Kuşkusuz Başurê Kurdistan’da kabul edilen bayrak bir kısım Kürt’ün kabul ettiği bayraktır, ama tüm Kürtlerin değil. Yoksa neden şuraya bu bayrağı açıyorsunuz diyen bir yaklaşımımız yoktur. Kendi iradelerine, ülkelerine sahip çıkmayan birileri varsa, onların kimler olduğuna en iyi halk karar verir. Kerkük’teki bayrak bahane edilerek Kürtlerin varlığına ve iradesine bir saldırı varken, AKP iktidarına ve Türk devletine karşı kimin tutum koymadığı ortadadır. Halk PKK gerçekliğini çok iyi tanımaktadır. Bir yazıyı çarpıtarak ya da cımbızlayarak gerçekleri tersyüz edenler kendilerini kandırıyorlardır. Böyle çarpıtmalar olsa olsa sıkışıklığın ifadesidir. Ya da PKK karşıtlığı yapmak için her yola başvurulduğunun ifadesidir. 



3090
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: