Mehmet Tunç’a vefa

19 Nisan 2017 Çarşamba

GÜLİZAR TURAL


16 Nisan referandumu hiç şüphe yok ki, başkanlığa evet/hayır demenin çok ötesinde yaşam duruşunu belirleme, yaşam tercihlerini ifade etme anlamına sahipti. Sonuç şaibeli bir evet olsa da, diktatörlük ve faşizm cephesini yenilgiye götürecek tarihi bir sürecin eşiğidir geldiğimiz. Bu seçimlerde Kürt halkının tavrı; ‘‘… AKP faşizmine Cizre halkı olarak diz çökmeyeceğiz’’ diyen Mehmet Tunç, Asya Yüksel ve onlarla birlikte direnenlere vefadır. Bu sözleri, anlamlandırma ve pratikleştirme mücadelesidir.   

Kürt halkı kendi kendine öncülük edecek bir bilinç ve örgütlenme gücü kazandığını, istediği her zaman ve mekânda bu gücünü ifade edebileceğini çok net gösterdi AKP ve Türk devletine. 2 yıldır İmralı ile neredeyse hiçbir iletişimin olmadığı bir süreçte, bu son derece yerinde ve etkili bir cevaptır. Kürt halkı, önderinin tecridini onun çizgisinde mücadele etme ve AKP’ye asla teslim olmama kararlılığıyla kıracağının mesajını verdi. Referandumda açığa çıkan tutum aynı zamanda 63. gününe giren süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemcilerine en anlamlı destek oldu.  

Elbette Kürt halkı, Türkiyeli diğer halklar, farklı etnik, kültürel ve inanç grupları, kadınlar, gençler 16 Nisan sonuçlarını sosyal bilimlerle, sosyolojiyle güçlü analiz ederek, maneviyatlarını ve özgürlük irade ve bilinçlerini geliştireceklerdir. Daha ilk geceden sokaklara çıkan binlerin ‘‘Hayır! Kazandık!’’ ‘‘Hayır bitmedi, yeni başlıyor!’’ ‘‘Kadınlar! Hayırlarımıza sahip çıkalım’’ isyanı ve kararlılığı çok önemlidir. 

Ancak hepsinden önemlisi, Türkiye toplumunun özgürlükçü, demokratik, sol, ezilen tüm sosyal kesimlerinin, işçilerinin çok ciddi, örgütlü ve sürekli öz savunma mekanizmalarını yaratmasıdır. En acil ve yaşamsal konulardan biri budur. Çünkü mevcut durumda hileli kazandıkları evet kelimesinin fanatizmini, AKP’nin şoven ve faşist karakterini, pragmatizmi, pervasızlığı arkasına alıp şaha kalkmış bir tehlike var demokratik toplumun karşısında. Bu nedenle ‘‘Hayır’’ kampanyaları etrafında geliştirilen duyarlılıklar asla gevşetilmemeli, her şey ‘oldu bitti’ ya da ‘kaybedildi’ gibi son derece gafleti içeren tutumlara düşmeden muazzam bir derinlik, öngörü ve örgütlülükle profesyonelce öz savunma oluşturulmalıdır. Öz savunma evrenin onsuz olamayacağı kadar kendi mayasında var ettiği ve sürekli yaşattığı temel bir karakteridir. Evrenin çocuğu olan biz insanların, biz farkında olsak da olmasak da bedenlerinde ve zihinlerinde böyledir. Yapmamız gereken bunun farkındalığını kazanmak, doğru okumalarını yapmak, doğru yer ve zamanda, gerekli tempo ve duyarlılıkla harekete geçirebilmektir. 

Şimdi Türkiye’de yaşayan her toplumsal kesim için, geliştirilen ve durmadan tırmandırılan faşizan söylemler ve girişimler dikkate alındığında doğru yer ve zamandayız. Tempo, yol yöntem her toplumsal kesimin özgünlüğüne göre gelişecektir. Örneğin referandumdan 3-4 gün önce evet cephesinden bazılarının referandum sonrasında hayırcıların kadınlarını evetçilere ganimet olarak işaret etmesi, özel savaş, psikolojik savaş özelliği taşısa da tüm Türkiyeli kadınları ürküten, öz savunmalarını geliştirmeye davet eden tehlikeli bir zihniyetin dillendirilmesidir. Türkmen, Arap ya da Kürt olsun Alevi kesimleri bekleyen tehlike potansiyelleri ortadan kaldırılmak bir yana tahrik ve provoke edilmektedir. Demokrasi, barış ve özgürlük yanlısı tüm Kürtler için Türkiye ve Kürdistan’da birçok tehlike söz konusu.  Kısacası AKP gibi düşünmeyen, hissetmeyen, davranmayan her toplumsal renk soldurulmak, her farklı ses susturulmak istenecektir. Böyle bir atmosferde özsavunmasını geliştirmek, süreklileştirip içselleştirmek her toplumsal kesimin kendi varlığı ve içinde yaşadığı Türkiye toplumsal dokusunun sağlığı açısından vazgeçilmez bir sorumluluğu, görevidir. 

Bu sorumluluk, 16 Nisan referandumunun sadece bir gün içinde evet ya da hayır demekle kapanmayan, yeni başlayan bir süreç olduğunu kendine sürekli hatırlatmakla ilk adımlarını atıyor, ki bu konuda önemli bir duyarlılık var. Bu adımın devam ettirilmesi, örgütlü kılınması çok önemli. Diğer adımlar toplumsallığın rengine, yaşanan mekân ve zamanın özgünlüklerine göre belirlenebilir. Her yerde insanlarda Türkiye’nin özgür geleceğine dair sorumluluk geliştirmek,  bir adımdır. Farklı halkların, kültür ve inançların, kimliklerin bir arada kardeşçe ve birbirinden beslenerek yaşayacağına dair inanç ve kültürü, bakış açısını geliştirmek başka bir adımdır. Bunu geliştirmede sporu, kültür-sanatı, edebiyatı, medyayı yetkin değerlendirmek etik ve estetik bir adımdır. Ekonomik krizin, işsizliğin tırmandırıldığı bir süreçte toplum kırımı durdurmanın ve önlemenin yol ve yöntemleri olarak ekolojik-ekonomik sistemleri planlamak ve uygulamak başka bir önemli adımdır. Belirttiğim gibi bu adımlar toplumsal zenginlikler kadar renklidir. Önemli olan öz savunma farkındalığını kaybetmemek, bilincini sürekli yükseltmektir. ‘‘Atı alan Üsküdar’ı geçti’’ diyerek, idamı dillendirerek tehditler savuran AKP’nin toplumsal dokuyu her zamankinden daha fazla ırkçılıkla zehirleyeceğini bilerek özsavunmamızı güçlü örgütlemeliyiz.   

Bu konudaki öncülük rolünü kadınlar ve gençler 16 Nisan’daki gibi coşkulu, örgütlü ve daha fazla yetkinleşerek sürdürdüklerinde kazanan tüm toplumsal kesimler olacaktır. Anadolu’nun tarihi halklar mozaiği olma gerçeği güncellenecektir. 



439
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: