Mühür demişken...

guleryildiz@gmail.com | 19 Nisan 2017 Çarşamba

GÜLER YILDIZ

İnternet sözlüklerine göre mühür: Üzerinde bir kimsenin, bir kuruluşun ya da kurumun adının ya da sanının tersine kazılı bulunduğu, metal, lastik vb.den yapılmış araç, damga. 

Bir başka anlamı da bu araç mürekkeplenerek basılan ve imza yerine geçen ad. 

Osmanlı zamanında imzasızlar mühür taşırdı. Babaannemin de küçücük bir bez parçasına bağlayıp çıkınında taşıdığı sarı bir metalden mührü vardı.

Mühür, ilk kez Mezopotamya’da kullanılmış. Kıymetli sözleşme ve yazılan belgeler, hesap tabletleri ya da kilden yapılan bir zarfın içine konur, zarf da mühürlenirmiş. Mühürlenmiş tabletlerin dili çözülünce anlaşılmış bu durum ve elbette Eski Mısır uygarlıklarında da rastlanmış izine. Mısır’da papirüslere yazılan belgeler rulo yapılıp iple bağlandıktan sonra düğümü mumla kaplanır ve üstü mühürlenirmiş.

Osmanlılar’da resmi olsun, kişisel olsun bütün önemli belgeler, mektuplar, mühürle geçerlilik kazanırdı. En önemli mühür ise sadrazamın taşıdığı ve padişahın mutlak vekili olduğunu simgeleyen ‘mühr-i hümayun’du. Yaygın olarak kullanıldığı için mühür kazıma, hakkâklık denen sanatın doğmasına yol açmıştı. Hakkâklar isteğe göre çeşitli madenler ya da değerli taşlar üzerine mühür kazırlardı. Osmanlı Devleti’nin ancak son dönemlerinde ve daha çok resmi olmayan işlerde mühür yerine imza kullanılmaya başlandı. Bugünkü hukuk düzeninde mühür yalnızca resmi belgeler için bir anlam taşımakta. İşte biz bugünkü hukuk mührünü, faturası ödenmemiş, kaçak ya da arızalı olduğu iddia edilen sayaçlara vurulurken ama en çok da KHK’lerle kapatılan radyo, gazete, TV, dergi, yayınevi, vakıf, dernek, akademisyenlerin oda kapılarından tanıyoruz. Ucuz olsun diye belki kebapçılarda, ciğercilerde, tantunicilerde olan kırmızı ikinci el kağıdın bir yarısına el yazısı ile yazılmış kapatma fermanı, kırnap denen mühür ipi ile üstünden asılmış, üzerine de kırmızı mum eritilerek mühür basılmış… İlk KHK, padişah fermanlarının fotoğrafı, Google’da aynen böyle yer alır.

Hukukun derme çatma usullerle icra edildiği sistemlerde mühürün hikayesi hep kırmızı, hep pembe…

Mühürlerin kırmızı ile bağı nedir bilmem ama adıyla özdeş “Gül Mum Mühür Mumları“ diye bir firma var mesela. Sitesine giriyorsunuz, çeşit çeşit mühürler… Teknoloji gelişmiş bu arada, mühür tabancası denen bir kolaylığı da keşfetmişler. Dünyanın bundan sonraki gömleği değiştiğinde bu döneme ait arkeolojik kazı meraklısı çıkar mı bilinmez; çıkarsa bir yürekli, tabanca ile karşılayacak mührün tarihi onu. Bu tabanca ile seri mühürleme mümkün. Eskisi pek bi zaman alıyormuş. İktidarın mühürleme alışkanlığı ile uyum içinde bir yenilik. Bir tabanca ile binlerce kapıyı, ağzı, düşünceyi mühürlemek büyük kolaylık olsa gerek.

Madem yazıyı mührün hizmetine sunduk, şarkıları deşmeden geçmek olmaz. Neşet Ertaş’ın ‘Mühür Gözlüm’ türküsüne dokunmuyorum. Gözlerin büyüklüğüne atfen “eşek gözlüm”ün kibarcasıdır mühür gözlüm. Mühür de eni konu göz büyüklüğünde ve hatta gözden biraz çapı geniş. Zamane şarkıcıları ise mührü gerçek anlamıyla kullanıyor cümle içinde. Nev diye biri vardı mesela, “mühürlü kaderim” demiş. Mühür burada kapalılık taşıyor, bahtı kapalı denir ya… Bir başkası da “mühürlü sol yanım” diyor, kalbi kapatmış o da ya da biri kalbini kapatmış. Yazık tabii.

Şimdi mühür konuşuluyor, mühürlü-mühürsüz deniyor. Devletin mühürle kurduğu bağ malum. Resmiyet sıfatlı bir atılım hali. Ama en güvenceli dergah diye bilinen devlet-i âlinin kapısında mühürlü hile mi olur? Mühürlü hileye baş göz edenden devletlû bir eda mı olur? Olmaz.

Ama düşünün ki, Osmanlı’nın en güzide mensuplarından Vahdettin’in mührü ‘mühr-i hümayün’ mezata düşmüş bir objedir! Ordan bilelim ki devlet-i âlinin sözü de, sözlüsü de bir ticari metadır ve her an, her koşulda akçeye sayılacak bir tabiatı vardır.

Referansımız Osmanlı diye neredeyse sancaklarla yürüme noktasına gelmiş olanların tebaasını inkara soyunması, onun iradesinin üzerinde yatması, mührü cızdırması boşa değil.

Satılmıştır Osmanlı’nın mührü. Ki o mühür, devletin şerefi olarak kayıtlıdır.

Mühür demişken şeref de demek gerekiyor… 

Mühür demek, şeref demek.

Mühür yoksa şeref de yok.

Mühür satılmışsa diğeri de gitmiş elden.

Mühür kazınmışsa beriki de kazınmış canı ciğerden.

Mühür sahtekarlığı varsa, beriki de….

İşte böyle… Mühür demişken…



354
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: