Orta sınıfa dair

ozguramed@live.com | 12 Nisan 2017 Çarşamba

Özgür Amed

“Her şeyi kaygısızca, neşeyle paranteze alan, her olaya aynı umursamaz mesafeden bakan, her şeyi anında parodileştiren, akıl yürüterek yenemediğini şakanın gücü ile değersizleştiren, insansızlığını başkalarını eleştirmeye değil, küçük düşürmeye adamış sinik bir arayıcılık. Her problemin hakkında bir sözcük oyunuyla gelen bir hafifseme tekniği, doğru ile bağını çoktan koparmış bir maske düşürme merakı.”

Oğuz Atay / Tutunamayanlar


Sosyoloji sözlüğüne baktığımızda, “Tarihsel olarak bileşimi, değişimlerden geçen, günümüzde terimi asıl kullanan bir bölüm batılı toplumbilimcinin tanımına göre çekirdeğini küçük işletimci ve tecimcilerin oluşturduğu doktor, avukat, mimar, mühendis gibi bağımsız uğraş insanları ile beyaz yakalı emekçileri, dahası yüksek gelirli işçilerle kendi toprağı olan çiftçileri de içeren toplumsal sınıf ya da; hizmetler sektörü çalışanlarından öğretmenlere, tıbbi uzmanlara kadar uzanan birbirinden çok farklı mesleklere sahip olan geniş insan yelpazesi“ şeklinde tanımlıyor “orta sınıf” kavramını…

Tanımda da görüldüğü üzere Marksist bir perspektiften yapılmış bir yorum ve sınıfsal vurgunun yoğunluğu bariz. “Maddi” bir yorum olduğundandır. En azından orta sınıfı tam karşılamıyor, onu biraz masumlaştırıyor diye düşünüyorum. 

Karşılaştırma şansı açısından kavramın anatomisine, karakteristik yönüne de odaklanıp “manevi” bir yoruma bakalım. Bunun için Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” romanında orta sınıf tespitini aktarayım: “Her şeyi kaygısızca, neşeyle paranteze alan, her olaya aynı umursamaz mesafeden bakan, her şeyi anında parodileştiren, akıl yürüterek yenemediğini şakanın gücü ile değersizleştiren, insansızlığını başkalarını eleştirmeye değil, küçük düşürmeye adamış sinik bir arayıcılık. Her problemin hakkında bir sözcük oyunuyla gelen bir hafifseme tekniği, doğru ile bağını çoktan koparmış bir maske düşürme merakı.”

Kanımca Oğuz Atay’ın belirttikleri, orta sınıfın ne olduğuna dair daha kapsayıcı ve açıklayıcı. Çünkü bir zihniyet olarak ele alıyor. İnşa edilmiş bir kod olarak bizde kavramın bu yönüne yoğunlaşalım biraz.

Doğrudur, bugün orta sınıf denince aklımıza ilk olarak ekonomi gelir. Bunun yadırganacak bir tarafı yok. Ama bu algı ile sınırlı kalırsa hataya düşeriz. Yazının başında verdiğim sadece bir yönü. Metodolojik bakışta işimize yarayacak bir yön! 

Çok basitçe ifade etmek gerekirse orta sınıfın fiziksel hali tam olarak “ortadır”. Orta sınıfın tehlikesi dengeci,orta yolcu ve tamamen oportünizme yaslanan halinden geliyor. Ezen, ezilen, düşünen düşünülen, öze nesne durumlarının tümünde karakteri, görüntüsü barizdir. İstikrarsızlık onun istikrarı, çıkar onun amentüsüdür. Eksen kayması ile hayat bulur. Güç, iktidar neredeyse bukelamun gibi renk değiştirerek o ana ve mekana göre şekillenir. Mevzisini buna göre konumlandırır. Günün birinde bakıyorsun radikal bir talepkar, ertesinde sinik bir itaatkar ve bir sonraki gün ambulansın arkasından giden aracın sürücü koltuğunda. Bu hızlı değişimler karakterinin mayasıdır. Kendi gücü ve mücadelesi olmadığından hilelere başvurarak ayakta kalır. Orta sınıfın “alt ve üst” yapı ile kurduğu ilişki organik olmayan aydın veya dernekçiliğin dışına çıkamayan, devlete eklemlenmiş sivil toplumculuğa benziyor. Şöyle ki, alt sınıfı tanır, genelde buradan yükselişe geçer. (Burjuvazinin heybesinden çıkma hallerini ve mirasını bir tarafa bırakırsak) Üst’ü de tanır, ilişkisi vardır. Kendini alt ve üst arasında bir köprü gibi görür. Üçüncü el zamanların en çok ön plana çıkan tarafı olmaları, ilişki ağının genişliğinden ötürüdür…

Kendini köprü olarak konumlandırdığından üstün dilini alta tercüme eder, altın da dil ve taleplerini üste aktarır. Fakat olduğu gibi değil, istediği ve işine yarayacak kadar aracıdır. İşte orta sınıfın kendini var kıldığı yani antolojisini kurduğu hal, tam da buradan devşirilir. Orta sınıfı teraziye vurduğumuzda, ibrenin kaydığını gördüğü an üst sınıfa yanaşır. Hep o tarafa meyillidir. Özenti ve özlemleri yukarının sofrasından geçer.

***

Kürdistan’da savaş ile beraber deneyimlediklerimiz, orta sınıfın haleti ruhiyesini daha bir netleştirdi. Özellikle son iki yıldır devam eden savaş gerçekliği ve özyönetim direnişlerinin açığa çıkardıkları son derece öğreticidir. Kendi otel kredisinin derdinde iken otelin arkasında yaşamını feda eden gencecik bedenlerin bir anlamı yok onlar için. Sadece vurdumduymazlık, duyarsızlık değil; ahlaki bir çürümenin de göstergesi. Hakeza aktif siyasetin, devrimsel ve halkçı siyasetin içinde olanların sinik, yakayı kurtarma, süreci geçici okuyan yaklaşımları esas yaralayıcı ve düşündürücü olandır. Bu tam da hem İsa’ya hem Musa’ya yaranma siyasetidir. Fakat tam olarak ad koymak gerekirse kendi mücadelesine, temsiliyetine yabancılaşmadır. Bu anlamda orta sınıf müthiş bir zihinsel sakatlıktır. Orta sınıfta “anlayışlar” boyutunda fakir – zengin, ezen – ezilen ayrımı da kalkıyor. Bir ezilen de gayet orta sınıf aklı ile hareket edebilir, özentileri ile donanmış olabilir. Çabası buna, davranışları kapitalizme meyilli olabilir. Bir yoksul insan kendi gerçekliğini görüp ona göre hareket edip, mücadele etmiyorsa, bunun yerine simülatif bir bünye, hayalperest kurgulanmış ve topluma sunulmuş normlarla yaşıyorsa denilebilir mi orta sınıf sadece belli bir gelir seviyesinde görülür? 

Kürdistan’da devlet eliyle derinleştirilen kapitalizmin amiralliğini bu sınıf yapar, bu sınıfa seferber edilir tüm olanaklar. Sürekli bir pompalama, aşılama siyaseti var. Yükselen binaların, modern gösterilmek istenen cafe kültürcülüğünün ve alışverişe indirgenen insan acziyetinin temeline dinamit gibi konulan şey orta sınıf aklıdır. Model kılınmak istenen, orta sınıf kişiliğidir. Orta sınıf ve onun anlayışları gerçekten çok sinsidir, çünkü her tarafa sızabilme yeteneği var. Boşluğu affetmez. Haliyle yoğun bir ideolojik savaş gerektiriyor. Devrim ateşi ile yoğrulan insanlar da bile çok rahat kendini görünür kılabilir. Dar – dogmatik, ideolojik olmayan her yaklaşım; toplumsallığı yüceltmeyen her tarz – tempo – üslup orta sınıfa hizmettir. Yani anti – toplumsal olan hemen her şeyden bir parça kendine eklemiştir orta sınıf. Akışkan karakteri ile kurnazlığını birleştirerek yaşamı geri çeker ve çıkarına odaklanır… Toparlarsak, özet olması açısından Bilge’nin kısa bir değerlendirmesine yer vermekte fayda olacak.

“Ne ezen ne ezilen statüsündedirler. Küçük mülk sahipleri dediğimiz bu kesimler, mevcut düzenden bir ölçüde zarar gördükleri gibi maddi olanaklarını arttırma ve toplumda daha fazla söz sahibi olma arzuları da yeterince gerçekleşemez. Bunun bir sonucu olarak da düzenle bağları kopmaz bağlar değildir, ancak devrimci sınıftan duydukları korku nedeniyle, sonuna kadar devrimci bir karaktere de sahip değildirler. Toplumda kendisini gösteren bunalımdan etkilenir, eski toplumu kabul etmez ve sürdüremezler ama yeniyi yaratmakta da güçlük çekerler. Bu ara katman üzerinde ezilen sınıflar kadar baskı – sömürü yok. Fakat bunalım dönemlerinde yaşamları tehlikeye girer ve onları çıkış bulmaya iter. Homojen bir yapıda olmayan ve bunalımdan kendi öz gücüyle çıkma yeteneğinden yoksun olan ara tabakaların çeşitli kesimleri farklı güçlerle ittifak halinde bunalımdan çıkışın yolunu arar. Özellikle maddi yaşam koşulları biraz daha iyi olan kesim gericileşerek ezen sınıfın temsilci ve örgütlerinin yanında yer alır. Kendisini dünyanın merkezinde sayan bu tip kişilik, bunalımdan çıkışta ne ezenlerden ne de ezilenlerden yana ciddi bir çaba içerisine girer. Bütün çabası geleceğin egemen toplumunda kendisine bir yer edinmektir..”



898
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: