Büyüme masalı

Rojyasin@protonmail.com | 11 Nisan 2017 Salı

ROJ YASİN


Ekonomide „borca dayalı büyümenin kırılganlık yarattığı“ son yılların fenomen tartışma konusuydu. Son açıklanan büyüme rakamları bu tartışmaları daha da alevlendirdi. 

TÜİK’in (Türkiye İstatistik Kurumu) açıkladığı büyüme rakamları özellikle akademisyenler ve ekonomistler arasında bolca tartışma konusu oldu. İşinin ehli insanlar açıklanan rakamların tutarsızlığı ve yapılması gerekenleri açıkladı açıklamasına, lakin kamuoyunda yeterince yer bulamadı. Yaşamın her alanına sirayet etmiş sansür gerçeği bu alanda da kendini gösteriyor. Gazetelerde sadece 2016 yılına ait yazı 2,9’luk büyüme oranı yer bulabildi.

Özellikle AKP dönemi istatistik bilgilerinin çoğunun oynanmış olduğunu ve bilim dışı yöntemlerle belirlendiğini biliyoruz. Sık sık icat edilen yeni hesaplama yöntemleriyle “şişirilmiş büyüme” iddiası ilginç ve gerilimli bir tartışmanın fitilini ateşledi. AKP’ye angaje değilse, AKP’den ciddi biçimde nemalanmıyorsa iktisatçıların çoğu açıklanan bu verilerin güvenirliğine pek inanmıyor.

2015’in hesaplama yöntemiyle hesaplandığında büyüme ancak yüzde 2,3’e tekabül etmektedir ki o hesaplama yönteminin kendisi de şaibelidir zira kredi derecelendirme kurumları yazı 1,9 gibi bir sonuç bekliyordu. Bütün bu tartışmaları görmemiş gibi yapmamız halinde bile ortada ekonomi için çok büyük açmazlar var. 

Yazı 2,9’luk büyümeyi incelediğimizde bunun büyük kısmının kamu harcamaları ve hane halkı tüketimi olduğunu net bir şekilde görüyoruz. Daha açık bir ifadeyle bu harcamaların borçlanarak yapıldığı gözüküyor. 

Büyüme rakamları sektörel olarak incelendiğinde ise inşaat sektörü başat gözüküyor. Bir taraftan kamu harcamaları artırılırken, diğer taraftan inşaat sektörünün teşvik edilmesiyle kendini yaşatan bir ekonomik sistemden söz ediyoruz. İşsizlik rakamlarının yüksek çıkması ve büyümenin sokaktaki insana dokunamamasının temel nedeni büyümenin imalat sanayisine dayanmamasıdır. Ve bu durum böyle sürmeye devam ettikçe istihdam da daralmaya devam edecektir.

Devletin yurtdışından faizle borçlanarak almış olduğu paranın inşaata ve savaşa gömülmesi ve akabinde bu ticaretin, bir büyüme hikayesi, bir peri masalı olarak halka satılması durumunu yaşıyoruz. Hikayenin ana kahramanları; yandaşlara düzenli gelir getiren devasa köprü/yol inşaatları, ucuz konut kredileri ve savaş girdileridir. 

Referanduma beş kala açıklanan bu rakamların “Evet” rüzgarına dönüşmesini bekleyen Erdoğan, mitinglerinde bu veriyi kullanmaktan geri kalmıyordu. “Bakın Türkiye 2016’da 2,9 büyüdü... Hani şu benim fırça attığım anlı şanlı ekonomi değerlendirme kuruluşları var ya, onların beklentilerinden bir puan üstünde çıktı... Bu demektir ki yine ters köşe oldular. Unutmasınlar ki bu millet penaltıyı iyi atar.“

Sözün özü; belirsiz/ nereden geldiği belli olmayan bir sermaye girişi ve inşaat balonuyla nereye kadar yol alınacağını kestirmek zor. Ama rotaya bakarak “gidilen yolun yol olmadığını” söylemek ise çok kolay. 



614
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: