Kerkük’te bayrak krizi ve yeni krizin bayrağı

05 Nisan 2017 Çarşamba

NİHAT KAYA

Kürdistan Bölge bayrağının Kerkük’e asılmasıyla başlayan tartışma ve gerginlik her geçen gün boyutlanarak devam ediyor. Aslında böyle bir gerginlik uzun süredir bekleniyordu. Çünkü mevcut sorun salt Kerkük’e Kürdistan Bölge bayrağının asılmasıyla başlayan bir sorun değil. Sorun, Kerkük başta olmak üzere ‘tartışmalı bölgeler’ diye tabir edilen 140’ncı madde kapsamında kalan bölgenin tamamının statüsüyle bağlantılı bir sorun. İşte bu yüzden Kerkük’te boy veren kriz bayrak krizi olduğu kadar, bir krizin bayrağının da kaldırılması sorunudur. Bundan dolayı bu bölgenin tamamının statü sorunu netleştirilmedikçe Kerkük’te bayrak krizi de çözülemez, aksine her geçen gün daha fazla derinleşip, çatışmalı bir hal alacaktır. Neden derseniz? 

Çünkü, Kerkük başta olmak üzere Şengal’den başlayıp, Maxmur, Duzxurmato, Celavla, Seadi, Mendelin ve Xaneqin’e kadar uzanan ‘tartışmalı’ bölgenin statüsünün hala belirlenmemiş olmasından kaynaklanıyor. Bu bölgenin statüsünün 2005’te düzenlenen Irak anayasası uyarınca 2007 yılında yapılması gereken bir referandum ile netleştirilmesi gerekiyordu, ama Bağdat hükümeti ve Arapların ‘bölgenin demografik yapısıyla oynandı’ gerekçesini ileri sürmesinden ötürü bu süre 2014’e kadar uzadı. Bu dönemde de DAİŞ saldırıları gündeme gelip Irak ordusu bölgeden çekilince referandum koşulları tamamen ortadan kalktı. ‘Tartışmalı’ bölgenin de büyük kesiminin kontrolü Kürt güçlerinin eline geçti. DAİŞ’ın ele geçirdiği yerleri de Kürtler kısa süre sonra geri aldılar. Böylece 140’ncı madde kapsamında kalan alanın hepsinin kontrolü önemli oranda Kürtlere geçmiş oldu. Bu fiili durum hala da devam ediyor.

Son bir yıl içinde Irak ordusu Musul başta olmak üzere bölge genelinde DAİŞ karşısında üstünlüğü yeniden ele geçirmeye başlayınca, Bağdat yönetimi Kürtlerden de ele geçirdikleri 140’ncı madde kapsamındaki bölgelerin kontrolünü yeniden kendilerine devretmelerini istedi. Ama Kürtler buna şimdiye kadar olumlu bir cevap vermiş değil. Hatta çekilmeyeceklerini, 140’ncı madde kapsamında yapılması gereken referandum ihtiyacının da bu şekilde ortadan kalktığını bildirdiler. Bu durum uzun süredir bir gerginlik yaratıyordu. Ama Musul operasyonunun hala sürmesi ve bunun yanında Hewice ve Ninova’da DAİŞ’ın varlığının devam etmesi yüzünden bu gerginlik son günlere kadar da çok fazla dışa yansımıyordu. Ama Kerkük Eyalet Meclisi’nin kararıyla kentte Kürdistan Bölge bayrağının asılması gerginliği had safhaya tırmandırdı. Çünkü Kerkük’te resmi dairelere Irak bayrağının yanında Kürdistan Bölge bayrağının asılması Kerkük’ün statüsünün belirlenmesi ve Kürdistan Bölgesi’ne resmen bağlanması anlamına geliyor. Ama mevcut anayasaya göre Kerkük Eyalet Meclisi’nin böylesi bir karar verme yetkisi yok.  

Çünkü anayasa uyarınca, Kerkük başta olmak üzere 140’ncı madde kapsamında kalan bölgenin statüsünün bir referandum ile belirlenmesi gerekiyor. Mevcut anayasa da, Irak’ta 2014’ten sonra ne bir rejim değişikliği ne de parçalanma durumu yaşamadığından ve rejim olduğu gibi devam ettiğinden dolayı yürürlüğünü sürdürüyor. Bundan dolayı Kerkük’ün statüsünün bir referandum ile belirlenmesi kararı ve yasası hala geçerliliğini koruyor. Bunun zamanı ve yöntemi ayrı bir tartışma konusu olabilir, ama bir oldu bittiye getirip ‘burası benimdir’ demek, gerginlik ve çatışmalı bir ortama davetiye çıkarmaktır. 

Tabi bu koşullarda kafalarda oluşan en önemli bir diğer soru Kürtlerin neden referandum yapmayı değil de mevcut fiili durumu sürdürme yanlısı bir tutum izlediğidir? Bu durumun Kerkük ve 140’ncı madde kapsamında kalan bölgelerde Kürt nüfusun az olmasıyla bağlantısı yok. Sorunun esası bir, Bağdat yönetiminin referandum konusundaki isteksiz tutumundan kaynaklı. İkincisi ve en önemlisi de Bağdat yönetiminin ‘tartışmalı’ bölgelere, Duzxurmato’da olduğu gibi, Şii milis gücü Heşdi Şeebi güçlerini yığması ve çatışmalı bir ortama davetiye çıkarmasıyla bağlantılı. Yani Kürtlerin bağımsızlık için referandumdan söz etmesi ve Kerkük’e bayrak asması Bağdat’ı ve Arapları kaygılandırdığı kadar, Bağdat’ın da ‘tartışmalı’ bölgelere silahlı güç yığması Kürtleri kaygılandırıyor. Hatta öyle ki, Bölge’de bu bayrak krizinden önce de herkes DAİŞ tehdidi bittikten sonra Kürtler ile Heşdi Şeebi güçleri arasında bir çatışmanın yaşanacağından endişeliydi. 

Tüm bunlar bize Irak’ta Kürt siyasetçiler ile Arap siyasetçiler arasında bir güven ortamının olmadığını söylüyor. Kerkük’te eyalet meclisi kararıyla Kürdistan Bölge bayrağının asılması da bu güvensizliğin sonucudur. Bu güvensizlik yüzünden Kürtler ile Araplar arasında tam bir kutuplaşma varmış ve Kürtlerin hepsi ortak bir tutum sahibiymiş gibi bir izlenim edinilebilir. Ama kesinlikle öyle değil. Çünkü Kerkük’ün önemi sadece petrolden kaynaklı değil. Kerkük’ün aynı zamanda iç ve dış siyaset bakımından farklı bir önemi var. Bu da bir başka yazı konusu...   



2021
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: