60 yıl sonra ulaşan vasiyet

03 Nisan 2017 Pazartesi

FERDA ÇETİN

Mahabad’dan 50 yıl önce ayrılan Hesenê Qazî'ye, bir yakını 2007 yılında bir mektup getiriyor. Mektup, Hesenê Qazi'nin annesi Gewhertac Qazi'den gelmektedir. Zarfın içinde Hesenê Qazi'nin amcası Mihemed Husên Seyf Qazi'nin, Gewhertac Hanım'a gönderdiği, Farsça yazılan, 31.03.1947 tarihli vasiyetname vardır. 

    M.Husên Seyf Qazi, Mahabad Cumhuriyeti'nin savunma bakanıdır. Vasiyetnameyi Qazi Muhemed ve Ebulqasım Sedr Qazi ile birlikte, 29 Mart 1947 günü yapılan son mahkemede, kendilerine idam hükmü bildirildikten sonra yazdığı anlaşılmaktadır.

Seyf Qazi, "Hanımların hanımı Gewhertac hanım" diye başlar vasiyetnameye.

"Bu fani dünyadan göçüyorum. Sizden isteğim, cenazemin Yukarı Xaneqa'ya götürülmesi ve babamın yanına gömülmesidir. Umuyorum ki, bu dileğimi yerine getirirsiniz. Hakkınızı helal edin. Hesen'e sahip çıkın, onun terbiyesi ve eğitimi ile ilgilenin. O'nun adı babamın adıdır ve benim için özel bir anlamı vardır."

Gewhertac Hanım, vasiyetnamenin yazıldığı tarihte 2 aylık olan oğlu Hesenê Qazi'ye bu vasiyetnameyi hangi kaygılarla ulaştırmadı? Onu 60 yıl beklemeye iten sebep ne idi? 

Muhtemelen oğlunun manevi dünyasını tahrip etmemek ve yaşamı boyunca atalarının yaşadığı acılarla yaşamasına yol açmamak için.

Qazi Muhammed, kardeşi Sedr Qazi ve amcaoğulları Seyf Qazi ile birlikte asılmadan önce, Seqiz'de 10, Bokan'da 1 kişi asılır. 

Asılanlar; Ehmed Farûqî, Mihemed Danêşwer, Ebdula Metin, Eli Cewanmerdî, Resûl Mehmûdi, Ehmed Şecî'î, Şêx Sedîq Esedî, Şêx Emin Esedî, Hesen Feyzulabegî, Elî Fatêh ve Mihemed Feyzulabegi'dir. 5 Şubat 1947 günü asılan bu 11 kişinin tamamı, Mahabad Cumhuriyeti'nin kuruluşunda yer alan askeri kadrolardır.

Qazi Muhamed, M. Husen Seyf Qazi ve Ebulqasım Sedr Qazi'nin ilk mahkemeleri 9 Ocak 1947'de, son mahkemeleri ise 29 Mart 1947'de yapılır. Mahkemelerde hazır bulunan görevliler, daha sonraki anılarında, Qazi Muhammed'in uzunca bir savunma yaptığını belirtirler. İki mahkemede yapılan savunmalar ve yürütülen tartışmalar, acaba bugün İran devlet arşivlerinde muhafaza ediliyor mu?

Bilmiyoruz ama çok iyi bildiğimiz şey, parça parça da olsa Muhammed Qazi'nin dışarıya ulaştırdığı vasiyetnamedir. Bu vasiyetnamenin toplamı ve özeti şudur; Kendi gücünüzden başka kimseye güvenmeyin… 

Üç aylık tutuklulukları süresince Qazi Muhammed'i iki kez kızı İffet ve kız kardeşi Xecice Hanım ziyaret eder. Seyf Qazi'yi ise ev ve toprak işlerini yapan iki işçisi, iki kez ziyaret edebilmiştir. 

7 Nisan 1947'de Mahabad’da, Hemîd Mazûçî, Ehmed Nazimî, Resûl Nexedeyî ve Rewşenfîkîr Abdulla isimli dört Kürt idam edilir. Asılanlar  Qazi Muhammed'in üst düzey subaylarıdır. 

Mustafa Xoşnan, Êzet Ebdulezîz, Xeyrula Ebdulkerim ve Mihemed Qudsî isimli Kürtler ise, 1947 Temmuz'unda Bağdat'ta asılırlar. Bu dört kişi, Irak ordusunda görev yaparken, Mahabad Kürt Cumhuriyeti'ne destek sunmak amacıyla Irak ordusundan firar eden subaylardır. Sonrasında, Barzani ile birlikte dönmeyi reddederek  Mahabad Cumhuriyeti'ni savunmak amacıyla sonuna kadar kalan subaylardır.  

Mahabad Kürt Cumhuriyeti; ilanı, kuruluşu, yıkılışı, önder kadrolarının idam edilişleri, kazanım ve trajedisiyle büyük bir tecrübe ve değerli bir birikimdir. 

Sovyetler Birliği'nin desteği ile kurulan Mahabad Cumhuriyeti'nin, bu destek çekildiğinde yıkılması, geçmişte kalan kötü bir anı değil; günümüz ilişkileri açısından da asla unutulmaması gereken bir tecrübedir.  

Irak ve Suriye'deki kaos ve yıkıcı savaş, bu acı tecrübeyi sürekli bir biçimde akılda tutmayı ve hafıza tazelemeyi zorunlu kılmaktadır. Kürtlerin bir bölümünde güce ve güçlüye yaslanarak yaşama düşüncesi gelişiyor. Oysa Kürt halkı kendi örgütlülüğünü, öz savunmasını ve meşru mücadelesini güçlendirdiği ve büyüttüğü oranda, eşit bir muhatap ve güçlü bir aktör olarak kabul edilecektir. Bu açıdan, bugünkü ilişki ve ittifak durumu, ABD'nin ve Rusya'nın bir nimeti ve lütfu değildir.

Devletlerle ilişkiler, ilkeler çerçevesinde olmak koşuluyla meşru, olağan ve normaldir. Fakat bu ilişki güçlüye ve güce dayanarak geleceğini güvenceye alma fikrine dönüşür ve strateji haline getirilirse tehlikelidir. Çünkü o zaman özgürlük ve özgücüne dayanarak yaşama düşüncesinin yerini kötü bir işbirlikçilik; "manda" ve "himaye" düşüncesi alacaktır.

Rojava'yı, Kerkük'ü ve Şengal'i  tartışırken Mahabad'ı hep hatırlayalım.

Not: Geçen haftaki yazıda "Kuvveden fiile çıkmıştır" cümlesi, "Kuvvetten fiile çıkmıştır" şeklinde çıkmıştır. Düzeltir, özür dileriz.




2427
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: