‘Üç Hilal’ konsepti, Newroz'a ve direnişe çarpacaktır

18 Mart 2017 Cumartesi

MUZAFFER AYATA

Soykırımcı Türk hükümetleri ve özel savaş aygıtı olan devlet organları hep Kürtleri imha ve inkar programları yaparlar. Şark Islahat Planlarından ‘Tunceli Kanunları’na kadar yüz yıldır Kürtleri nasıl yok edeceklerini hesaplayıp duruyorlar. İki yıl önce basına sızdırılan bir ‘Çöktürme planı’ vardı. Bu plan esasında Sri Lanka katliamlarından esinlenmiş, Türk işine çevrilmişti. Bu temelde 20 Temmuz'da savaş başlatılmış, şehirler yıkılmış, katliamlar yapılmış, belediyelere el konulmuş, yasal-demokratik kurumlar ve kazanımlar gasp edilmiş, milletvekilleri hapishanelere atılmış, kısacası Kürt halkına karşı "Çöktürme planı" tam gaz uygulanmıştı.

Şimdi de basından öğreniyoruz ki, yeni imha konseptinin adı “Üç Hilal” olmuş. ‘Çöktürme planı’na göre on binlerce insanın ölümü ve tutuklanması, yüz binlercesinin de sürgüne gönderilmesi öngörülmüştü. Bahçeli’nin AKP ile kurduğu savaş ittifakından sonra anlaşılan onlara atfen konseptin adi ‘Üç Hilal’ olmuş. Aslında planı özünde fazla bir değişiklik olmamış. Anlaşılan Çöktürme istendiği gibi başarılı olmamış. Bunu görüp savaştan vazgeçme, siyasi yöntemleri devreye sokma yerine savaşın ihtiyaçlarına göre yeni bir güncelleme yapmışlar.

Devleti ve toplumu savaşa endeksleme, bunun için süreklileşen darbe ve OHAL rejimiyle katliamlar temelinde bir saldırı yapmayı esas almışlar. Sözüm ona bolca dinden bahseden AKP ve Erdoğan bu planda savaş güçlerine ve bürokrasiye din, hukuk, merhamet ve acıma tanımayacaksınız, tüm suçları işleyebilirsiniz demektedir. Acımasız ve merhametsiz olun demek, insani özelliklerinizi ve insan sevginizi terk edin anlamına gelir. Savaşa sürdükleri insanlardan binlercesinin ölümünü de tasarlamış ve soğukkanlı katil edasında bunu dile getirmekten de sakınmamışlardır.

21. yüzyılda, yüzyıllık katliam ve imha deneyimlerinden çıkardıkları dersler demek ki, daha çok öldürmek ve inkara devam etmek olmuş. Zihniyette ve ruhta herhangi bir değişim yaşanmamış. Defalarca tekrarlanan, denenen yıkım ve acıdan başka bir kapıya çıkmayan yöntemlerde ısrar aslında akla ve ülkeye, halka ihanet dışında bir kapıya çıkmaz. Türkiye çıkmaz yolda yürümeye zorlanıyor. 

Kürt halkı yüzyıldır bu inkar ve imha kıskacında yaşıyor. Kültürel soykırıma tabi tutuluyor. Bu devletin ne kadar merhametsiz ve kıyıcı olduğunu iyi biliyor. Dersim'de on binlerce insan soykırım sonucu yaşamını yitirdi. Mallarına el konuldu, topraklarından sürüldüler, çocukları savaş ganimeti olarak götürüldü. Mağaralarda zehirli gazlarla imha edildiler. Ağrı'da, Şeyh Said hareketinde ve Koçgiri’de yapılmayan kalmadı. Kürdistan baştan başa katliamlardan geçirildi, talan ve sürgünlere maruz kaldı. Ermeniler, Asuriler yok edildi, soykırım başarıyla sonuçlandırıldı. 

Kürt halkı ve demokrasi güçleri 1980'lerden beri kesintisiz ırkçı saldırı ve katliamların, işkencelerin hedefi oldular. Bu devletin kitabında hak, hukuk, varlığına saygı ve tanıma olmadığı çok iyi biliniyor. Öyle bir devlet ve yönetim zihniyeti var ki, bir halkı yok etmeyi ve tarihten silmeyi kendisine hak görüyor. İmha ve ezme seferlerini övünme ve başarı olarak sunabiliyor. Bu kafa ve politikaların en iyi temsilciliği ve sözcülüğünü şimdi Erdoğan ve Bahçeli yapıyor. Erdoğan büyük bir başarı ve kararlılık gösterisi olarak on bin Kürdün öldürüldüğünü, etkisiz hale getirildiğini halkın ve kameraların önünde dile getirmekten herhangi bir sakınca görmemektedir.

Bu planlar ve imha konseptleri bilinenlerin ifşa edilmesinden başka birşey değildir. AKP, Erdoğan’ı ve devleti hala anlamamış veya anlamak istemeyenlere anlatmak için iyi birer kanıttırlar. Saptırmanın, kara propagandanın ve Kürtleri suçlamanın şansı kalmamaktadır. Ayrıca bu planlarla Kürtleri korkutmanın ve mücadeleden vazgeçirmenin istenen sonuçları vermediğini, veremeyeceğini de göstermiş oluyorlar. Çöktürme Planı başarıya ulaşsaydı ‘Üç Hilal'e gerek kalmazdı. Her yıl Kürdistan’a gelip ekonomik paketler açıyorlardı. O paketlerden geriye Kürdistan'da devletin çıplak zor aygıtlarından başka bir şey kalmadı.

Kürdistan yüzbinlerce asker-polis ve bürokrasi tarafından yeniden işgal ediliyor. Halktan kopmuşlar ve halk da onlardan. Korku ve zorla, açlıkla halkı teslim almaya ve boyun eğdirmeye çalışıyorlar. Yüzyıldır Kürt halkını yok edip, teslim alamayanlar bundan sonra bunu asla başarmayacaklardır. Zarar verebilirler, tahribatları artırabilirler. Türk devletinin bu yıkıcı, kıyıcı geleneği ve gücü vardır. Ancak Kürtler de Mazlumların direniş ruhunu kuşanmış, Dehaklara meydan okumuş bir geleneği temsil ediyorlar. Newrozlara özlemlerini, özgürlük tutkularını yüklemiş, tarihten günümüze akmaya devam ediyorlar.

Kürdistan’ın dört parçası Newroz'a duracak. Kürt halkı bayramını geleneklerine ve Newroz'un ruhuna yaraşır şekilde kutlayacaktır. Hiç bir sömürgeci gücün ve zorbanın Kürt halkının bayramını yasaklama hakkı ve gücü yoktur. Kimse bu hakkı onlara vermemiştir, veremez. Dehaklara, zalim ve zorbalara, ihanet ve işbirlikçiliğe karşı Kürt halkı evini, sokağını, meydanlarını, köylerini Newroz alanına çevirmesini bilecektir. Bu halk üzerine imha planlarıyla gelenleri Kürdistan’ı Newroz'a, bayram yerine çevirerek karşılık verecektir.

Direniş ve özgürlük şiarıyla ayağa kalkmış halkımızın Newroz'unu kutluyor, başarı ve zaferde ısrarlı olacağımızı yineliyoruz.



1506
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: