AKP’nin ‘kitle’ imalatının sırları ve ’suça meyilli olmak’

18 Mart 2017 Cumartesi

NURETTİN DEMİRTAŞ

AKP’nin dayandığı çok şuursuz ve tehlikeli bir “kitle” oluşmuş durumdadır. 

AKP, devlet-iktidar ve medya aygıtlarını sonuna dek kullanarak muhalifleri etkisizleştirirken istediği zaman kullanabileceği, sayısı on binleri bulan silahlandırılmış paramiliter güçleri örgütlemiş durumdadır. 

Militarizmin her türlü yöntemi sivil irade kılıfıyla uygulanmış ve bir cinnet toplumu, kravatlı mafya gurupları, kartvizitli fuhuş merkezleri, baş kesen cinayet şebekeleri yaratılmıştır. 

Toplum çok yönlü olarak cendereye alınmıştır. Uyguladıkları taktikler Nazi taktikleriyle benzerdir:

KORKU YAYMAK: Korkunun en büyük kaynağının bilgisizlik, bilmemek olduğu söylenirdi fakat AKP sayesinde insanlar bilmediği şeyden değil bildiklerinden korkar oldu. Boyun eğmezsen işten atılmak var, işkence var, hapishane, hatta ölüm var! Bunları bileni korku sarıyor.

SEÇENEKSİZ BIRAKMAK: AKP “Ya benimsin ya kara toprağın” der gibi “ya bizden olursun ya da teröristsin” diyerek iki seçenek sunuyor olsa da aslında insanları seçeneksiz bırakıyor. Bunun sonucunda “bananeci, kaderci veya uydu” tip ortaya çıkıyor.

DÜŞMAN ALGISI YARATMAK: “İnsan insanın kurdudur!”, “Kürtler, Aleviler, Kadınlar, Gençler, Sosyalistler, Çingeneler… Hepsi yüce Türk ulusunu yok etmek istiyor!”

Tüm kurumlar zaten yıllardır milliyetçilik ve militarizm üretiyor. AKP tümünün bir toplamı olmaktadır. 

Hitler faşizmini mahkûm etmiş olan Almanlara ve genelde Avrupalılara “Nazi” suçlamasında bulunmak, Yahudi Soykırımını normal gören zihniyetin ürünüdür. Bugünkü Almanya’da, Hollanda’da AKP bakanlarına ne yapıldı? İşin esasına bakılırsa Avrupa halen bir soykırım örgütü olan AKP’ye doğru dürüst tavır almış değildir. 

Yahudiler sadece sınır dışı mı edilmişti, sadece mitingleri mi engellenmişti? Nazilerin kim olduğunu bilmiyorlar mı? İşte bilsinler diye bazı Avrupalılar “AKP aynaya baksın!” dedi. İşte aynada görünenler:

1- Hitlerin Propaganda Bakanı Göbbels, faşist partisinin tabandan gelen bir halk hareketi olduğunu sıkça vurgulamıştır. 

Çocukken simit satan, Kasımpaşa’da top koşturan Erdoğan imajı Göbbels’in bile aklına gelmemiştir! Yine Hoca’lar döneminden kalma mağduriyet edebiyatını AKP kadar hiçbir parti kullanmamıştır.

2- Naziler öncelikle sivil toplum içinde örgütlenmiş ve şiddet kullanmakla birlikte esasen Alman halkına hitap etmiş; Yahudileri Alman halkını yok etmek isteyen bir tehdit olarak göstermişlerdir. Aynı şekilde Slavları, Romenleri, komünistleri, eşcinselleri, engellileri Alman ırkını tehdit eden unsurlar olarak gösterip soykırım kapsamına almışlardır. 

AKP’nin listesi biraz daha geniştir, tek tek anlatırsak buraya sığmaz.

3- Hitler henüz 1925 yılında, Alman ırkını tehdit eden ve her türlü kötülüğün kaynağı olan esas hedefin Yahudiler olduğunu “Kavgam” adlı kitabında vaaz etmiş ve Ermeni soykırımından esinlenerek Yahudi soykırımının temellerini oluşturmaya başlamıştır. 

1925 yılına gelinceye dek Türkiye’de Ermeni halkı soykırımdan geçirilmiş, Kürt soykırımı başlamıştır. Hitler bu deneyimi esas almıştır. AKP ise bu mirası devralmıştır.

4-1938’e gelindiğinde Yahudilerin dükkânlarından alış-veriş, tiyatro ve filmlerde oynamaları yasaklanmış, benzeri birçok uygulamayla tecride alınarak hedef yapılmışlardır. Böylece soykırım politikalarına Alman toplumunun destek vermesi veya sessiz kalması için psikolojik temeller oluşturulmak istenmiştir.

AKP ve Erdoğan’ın psikolojik temel oluşturma faaliyetleri yandaş iş adamları hariç herkesi ekonomiden tasfiye etmek; yandaş basın, yandaş sinema, yandaş hatta -Ertuğrul ve Abdülhamit gibi- özdeş film karakterleri oluşturmak şeklinde sürüp gider.

Bu kadarı, benzerlikleri anlamak için yeterlidir.

Sorgulamayan bir toplumun en kolay yönetilebilen bir toplum olduğu düşünülür fakat bumerang gibi dönüp kendisini vurması da bu kolaycı politikadan ileri gelir ki toplumda yaratılan sıkışmışlığın patlamaya dönüştüğü zamanlarda bu gerçeklik kanıtlanmaktadır.

En kalıcı yönetimler demokratik olan ve bu nedenle bilgelikle taltif edilen yönetimlerdir. Kolay yönetim ise uzun erimli olamaz, çünkü baskıya dayalıdır. 

AKP bugüne dek diktatöryal yönetim tarzı için Avrupa’dan fazlasıyla prim almıştı. Gelinen aşamada kredisini tükettiği görülmektedir. Fakat Avrupa’nın pragmatizmi göz önüne alındığında bugünkü tutumunun her an değişmesi olasıdır. 

AKP Avrupa çapında büyük prestij kaybını bile milliyetçiliği kışkırtmak için kullanmaktadır. Fakat bugün Avrupa’dan aldıkları yara öyle kolay kapanmayacak, yankıları ve sonuçları olacaktır.

Kararnameyle Yönetim “Kurnazlığın Yönetimidir”

Çağının en büyük filozoflarından olan Hannah Arendt totalitarizmin kaynaklarını irdelerken kararnameyle yönetimi “bilgelik yönetimi karşısında kurnazlığın yönetimi” olarak tanımlar. Adeta AKP’yi anlatır gibidir:

“Kararnameyle hükmetmenin türdeş olmayan halkların yaşadığı çok geniş toprakları yönetmek ve bir baskı politikası uygulamak bakımından bariz üstünlükleri vardır. Salt yayınlanmasıyla uygulanması arasında yer alan bütün ara evreleri görmezden geldiği ve bilgi vermemekle halkın siyasi muhakemede bulunmasını önlediği için, olağanüstü verimlidir.”

Sorgulamayan bir toplum AKP için en iyi toplumdur. Faşist rejimlerin ortak ilkesi budur. Arendt’in bilgeliğin yönetimi ile kurnazlığın yönetimini kıyasladığı değerlendirmesi ise AKP’nin varlığını neden tüm toplumsal farklılıkların ve yerel özerkliklerin inkârı üzerine kurduğunu göstermektedir:

Yerel özerklikle ilgili tüm konuları çiğneyip geçtiği için merkezi bir idarenin kurulmasına çok uygundur. İyi yasaların yönetimine zaman zaman bilgeliğin yönetimi dendiği gibi uygun kararnamelerle yönetmeye de haklı olarak kurnazlığın yönetimi denebilir. Çünkü açığa vurulmamış güdüleri ve amaçları hesaplamak kurnazlıktır; genel olarak kabul edilmiş ilkelerden çıkarımda bulunarak anlamak ve yaratmaksa bilgeliktir.”

Bilgelik düzeyinde seyredenleri terörizmle yaftalayan AKP toplum üzerinde sınırsız terör estirirken, KDP onunla nasıl bir olabiliyor? KDP’ye bir Kürt özdeyişini hatırlatmakla yetinelim: Unutma “Kurdu ne kadar iyi beslesen de yine gözü kuzuda olur.”

AKP’nin sonu beş bin yıllık kurnazlığın sonu olacaktır. KDP kendini AKP’nin sonuna bağlamamalıdır. AKP faşizminin sonuna doğru gidiyoruz. Çünkü faşizme karşı hepimiz “suça meyilliyiz!” 

8 Mart bu umutla renklenmiş, coşmuştur. Newroz’a ise çok yoğun duygularla girilmektedir. Hüzün, öfke, umut, özlem ve coşku bir arada...

Newroz, özgür basın emekçilerine ve tüm halklarımıza kutlu olsun!



2250
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: