Lale ve Hollanda-Türkiye krizi

suatbozkus@gmail.com | 18 Mart 2017 Cumartesi

SUAT BOZKUŞ

Türkiye’de 16 Nisan referandumu yaklaştıkça siyaset dünyası daha da kızışıyor.

Yapan ve yaptıranın amacına göre anketlerden farklı sonuçlar çıksa da, herkes kendi lehine olan anketleri öne çıkarsa da, en büyük ve kesin anket seçmen oylarıyla yapılacaktır. Ancak şu açıktır ki, Erdoğan’ın EVET tercihinin kazanması torbada keklik değildir. HAYIR’ın ağırlık kazandığı birçok anket vardır.

Yapılacak olan anayasa değişiklikleri, ne mecliste ne de kamuoyunda yeterince tartışılmıştır. Tam tersine mecliste de, medyada da tartışmalar mümkün olduğunca engellenmiştir. Tartışma adı altında tek yanlı yönlendirmeler ağırlıktadır. Bu nedenle anketlerin sağlıklı sonuç vermesi zaten zordur.

Bu şartlarda meclisten zorbalıkla geçirilen tasarıyı halkın anlaması bir yana, kabul oyu veren vekiller bile anlamamıştır. Zaten Erdoğan da, umduğu EVET heyecanını bulamayınca mitinglerini iptal etmiş ve „Tasarı halka iyi anlatılmamış, iyi anlatmamız lazım“ demiştir. Oysa bütün TV’ler, gazeteler hatta camiler emrindedir. TC tarihinde ilk defa din ve camiler bu kadar doğrudan ve alenen siyasetin içine girmiştir.

Akademisyen kıyımlarıyla üniversiteler susturulmuştur. Konuşanlar sadece Erdoğan’ı övmekle görevlidir. Başkanlık sisteminin faydalarını anlatmakla bitiremiyorlar.

Ama bütün bunlara rağmen Erdoğan’ın referandumu kazanması ve „Cumhurbaşkanlığı hükümeti“ adı altında tek adam diktasını anayasal meşruiyete kavuşturması garanti altında değildir.

Bütün diktatörler gibi Erdoğan da toplumu korkuyla, tehditle, şantajla teslim almak istiyor.

Toplumu kutuplaştırıp gerginleştirerek kendine taban yaratmaya, yarattığı tabanı kemikleştirip militanlaştırmaya çalışıyor.

„Huzur ve istikrar için tek parti iktidarı şarttır“ diyen ve 1 Kasım 2017 seçimlerinde zorbalıkla bunu elde eden Erdoğan, memleketi darbeler ve iç çatışmalar ortamına sürükledi. Şimdi de „Başkanlık olmazsa Türkiye bölünür“ diyerek, çözüm diye tek adam diktasını dayatıyor. Oysa Erdoğan krallarda bile olmayan yetkilerle cumhurbaşkanı olmak için anayasa değişikliğini zorladıkça, milleti şimdiden kendisi bölmeye başladı.

Ama Erdoğan’ın derdi milletin bölünmesi-çatışması değil, kendisinin referandumu kazanıp tek adam diktasını kurmasıdır. Bu amaçla her yolu mubah görmektedir. HAYIR diyenleri yurt içinde her türlü terörle bastırırken, aynı kampanyayı yurtdışına da taşımıştır. Türkiye’nin bu kadar sorunu var iken, uluslararası hukuka, teamüle aykırı olarak Almanya, Hollanda ve tüm Avrupa ülkeleriyle girilen savaş havasının izahı nedir? Bunda bir akıl fikir var mıdır? Akıl fikir olmasa da, kirli bir hesap olduğu açıktır.

7 Haziran 2015 seçimlerinde yıkılan tek parti-tek adam diktasını yeniden kurmak için halka savaş açan ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde zorbalıkla yeniden birinci parti olan AKP bunun tadını almıştır.

AKP’liler, 7 Haziran seçimlerinden sonraki katliamları, „Oylarımız 2-3 puan arttı“ diyerek sevinçle karşılamışlardı.

Şimdi de, „Hollanda’daki çatışmalardan sonra oylarımız 2 puan arttı“ diye seviniyorlar. Zamanında Türkiye’den Hollanda’ya giden ve dostluğun simgesi olan Lale bile Erdoğan’ın bakanları tarafından lümpence bir dille düşmanlık sebebi yapılıyor.

Hollanda’daki ırkçı parti de seçimlerde, AKP sayesinde oylarını aynı oranda arttırdı. Ama oy artışından daha önemlisi artık bütün Avrupa’da Türkler başta olmak üzere tüm Müslümanları ve yabancıları zor günler bekliyor.

Erdoğan ve müritleri kendi çıkarları, diktaları uğruna bütün memleketi ateşe atmaktadır. Cinsiyetçi, ırkçı, dinci, mezhepçi, ayrımcı zihniyet hiç bir halka yararlı olmamıştır.

Erdoğan, bu umutsuz yolculukta „Battı balık yan gider“ diyerek boğulana kadar debelenecektir. Ama tüm halkı da bataklığa çekmek istiyor.

İsrail, Suriye, Yunanistan, Rusya derken Hollanda ve Avrupa ülkelerinden biriyle, her gün yapılan düellolar, kof kabadayılıklar, tehditler, şantajlar halkı kandırsa da, biraz oy arttırsa da hiç bir sorunu çözemez.

Olsa olsa, kaçınılmaz sona gidişi hızlandırır.



961
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: