AKP’nin Batı ile imtihanı

16 Mart 2017 Perşembe

NAZMİ GÜR


AKP, devrilen barış masası ve yenide başlattığı çatışmalarla yeni bir yönetim tarzını uygulamaya soktu: İçeride ve dışarıda KRİZ çıkarma.

Bu yöntemin sonuçları ve faturası elbette ülkemiz ve halklarımız için çok ağır.

Seçimle gelen kriz ile kalır! Bu AKP'de egemen yeni anlayış. Bu nedenle son derece tutarsız ve saldırgan bir dış politika izlemeye başladılar. Dil ve uslupları diplomasi tarihine birer utanç sayfası olarak kaydedildi bile. 

Diplomatik dil ve teamüller ayaklar altında. 

Hollanda ile çıkarılan kriz de böyle bir kriz. 

Kapıda bekleyen gerçek krizleri örtbas etmek ve Avrupa’daki bir kaç puanlık oy uğruna çıkardıkları bu  krizler,  AKP iktidarını giderek güçten düşürmektedir. 

Referandumda kaybetme korkuları şu anda her şeyin önüne geçmiş durumda. Rasyonel düşünemiyorlar. 

AKP de gelecekte olacakları görüyor. Bu kadar saldırgan olmasının sebebi bu. Çünkü bugün uyguladığı politikaların sürdürülebilir olmadığı biliniyor. O nedenle tek çıkış yolu olarak 16 Nisan referandumunu görüyor. ‘Tek adam” yönetiminin onları bir süre daha iktidarda tutacaklarını düşünüyorlar. Gelin görün ki evdeki hesap çarşıya uymayacaktır.

Son bir hafta içinde kimi dış gelişmelere kısaca bakacak olursak, sanırız anlatmak istediğimiz anlaşılır.


BM’den insan hakları konusunda yükselen itiraz

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Türkiye'de yönetimin, Kürtlerin yaşadığı bölgelerde "ağır" insan hakkı ihlali suçu işlediğini, “Türk güvenlik güçlerinin kitlesel imha, cinayet ve pek çok diğer insan hakları ihllallerinin gerçekleştirildiğini, yüzbinlerce insanın zorla göç ettirildiğini, çatışmalarda 2 bin kişinin öldürüldüğünü, aşırı güç kullanma, cinayetler ve işkence iddilarına ilişkin detaylı bilgi ve dökümanların ellerinde bulunduğunu” belirtiyor.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri  El-Hüseyin, “Türkiye'de yaşanan ağır insan hakları ihlalleri nedeni ile uluslararası yargı organlarının harekete geçeceğini, orta vadede uluslararası yargının insanlığa karşı işlenen suçlar nedeni ile harekete geçeceğini öngörmek gerçekçi bir yaklaşım olur” mesajını ilk kez güçlü bir şekilde dile getiriyor. 


ABD

ABD yıllık insan hakları raporunu yayınladı. Raporda Türkiye’ye geniş yer ayrıldı. Bu raporda Türkiye’deki en temel insan hakları sorunları anlatılıyor. Raporda; “adil yargılama sürecine ulaşım sorunları,hükümetin ifade özgürlüğüne müdahalesi,sivillerin güvenliğinin sağlanamaması,cezaevlerindeki insan hakları ihlalleri,insan hakları ihlali gerçekleştiren güvenlik güçleri ve yöneticiler hakkında soruşturma açılması ve cezalandırılmaları konusundaki eksiklikler” olarak sıralayabiliriz.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, zaman yitirmeksizin bu rapora tepkilerini dile getirdi. Fakat bu raporun ABD-Türkiye ilişkileri konusunda etkili bir yeri olacaktır. Rapor sert eleştiriler içeriyor.


AK VE Venedik Komisyonu

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland , “gazeteci ve parlamenterlerin” uzun süredir devam eden tutukluluk durumlarına ilişkin olarak  “Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) bu dosyaları en kısa sürede ele almaması halinde, AİHM'in  dosyaları incelemeye başlayabileceği” mesajını verdi. Hemen ardından Venedik Komisyonu Paris’teki toplantısında Türkiye raporunu kabul etti. Ardından 16 Nisan referandumuna ilişkin hazırladığı raporu açıkladı. Son derece önemli bir rapor. Her ne kadar Ankara'dan “tanımıyoruz”, “yok” hükmündedir tarzı sesler yükselse de çok önemli siyasal ve diplomatik sonuçları olacaktır bu raporun. Hiç kuşkusuz, 25 Nisan’da  Strasbourg'da toplanacak Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi’nde bu rapor ana gündem maddelerinden birini oluşturacak. Tartışmalar Türkiye’nin yeniden “izleme sürecine” alınmasına ilişkin olacak. Büyük ihtimalle Asamble bu kararı alacak. Bu Türkiye için ilk önemli uluslararası yaptırımlardan biri olacak. 

Venedik Komisyonu, bu raporu AKPM Gözlem Komitesi’nin talebi üzerine hazırladığını belirtti. Kısaca bu raporun ana başlıklarına bir göz atalım:  Komisyonun hazırladığı rapor, Anayasa değişikliğinin kabul edilmesini "tek adam rejimi"olarak görüyor, ayrıca Anayasa değişikliklerinin “kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıracağını”, bunun da "otoriter bir başkanlık sistemine" dönüşme riski taşıdığını, "gerekli kuvvetler ayrılığı mekanizmasının ortadan kaldırılmasıyla değişiklikler, güçler ayrılığına dayanan demokratik başkanlık sistemine değil, otoriter bir başkanlık sistemine dönüşme riski taşıyor." 


AB

AB  cephesinde ise güçlü yaptırım mesajları veriliyor. 1999 Helsinki Zirvesi ile başlayan Türkiyenin  AB’ye tam üyeliğini öngören müzakere süreci resmen olmasa bile, fiilen bitmiş durumda. AB katılım sürecinin öngördüğü mali yardımların kesilmesi konuşuluyor Brüksel’de.

Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn, AB’den Türkiye’ye ekonomik yaptırım uygulanmasını öneriyor. Asselborn,“Belli bir noktada sonra bu baskı aracını kullanmaktan başka çaremiz kalmayacak” diyor.

Federal Hükümet Sözcüsü Setteffen Seibert,ise, “Türkiye’de idam cezasının yürürlüğe girmesi halinde AB’ye tam üyelik müzakerelerinin durdurulmasının kaçınılmaz olduğunu” belirtiyor.

Tüm bu gelişmeleri değerlendirdiğimizde koparılan fırtınalar, çıkarılan krizler orta ve uzun vadede ciddi tahribatlar yaratacaktır.Türkiye'yi uluslararası alanda  zor günler bekliyor.



1079
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: