Siyaset ve yalana dair

izgorenhicri@gmail.com | 16 Mart 2017 Perşembe

A. HİCRİ İZGÖREN


Siyasetçi yalan söylemeyi seviyor ve bu konuda bir hayli hünerli ve deneyimli.

Siyasetten yalanı çekip çıkarmak mümkün olsaydı siyaset sudan çıkmış balığa dönerdi ama ne mümkün. Bugün de yalan ve manipülasyon üzerine kurulmuş bir siyaset ve buna inanmaya hazır şekilde biçimlendirilmiş bir kitle var karşımızda ne yazık ki.

"Türkiye'de özgürce herkes istediği gibi konuşuyor, istediğini söylüyor... Türkiye'de hiç bir kısıtlayıcı yaklaşım söz konusu değil. Özgür bir ortam var.“ Bunu bir başbakan yardımcısı söylüyor.

Oysa raporlar bu sözlerin yalandan ibaret olduğunu gösteriyor. Her yıl dünya çapındaki insan hakkı ihlallerini mercek altına alan Uluslararası Af Örgütü Türkiye’yi ele alan yıllık raporunda; 15 Temmuz'daki darbe girişiminden sonra, OHAL süresince muhalif kesim üzerindeki baskıların arttığını, 90 bin insanın kamudaki işinden çıkarıldığını, birçok gazeteci hakkında davalar açılıp gözaltına alındığını, 118 gazetecinin tutuklandığını ve 84 medya kuruluşunun keyfi ve kalıcı olarak kapatıldığı bilgisine yer veriliyor.

Güvenlik güçlerinin insan hakları ihlallerine değinen raporda "İhlaller, özellikle şehir nüfusunun süresiz 24 saatlik sokağa çıkma yasağı altında tutulduğu güneydoğu bölgesinde cezasızlıkla devam etti. Yaklaşık yarım milyon kişi ülke içerisinde yerlerinden edildi" deniliyor.

Deniliyor ama idareciler pişkin pişkin "Türkiye'de hiç bir kısıtlayıcı yaklaşım söz konusu değil" diyebiliyor ve halkı buna inandırmaya çalışıyor.

Tarihte örnekleri var yalanın ve kara propagandanın. Hitler'in propagandadan sorumlu bakanı Goebbels ne demişti bir zamanlar; “Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk sunayım. Her zaman etrafınızda bir yalaka ordusu bulundurun. Yalan söyleyin. Mutlaka inanan birileri çıkar. Büyük yalanlar söyleyin. Çünkü insanlar büyük yalanlara küçük yalanlardan daha fazla inanırlar!”

***

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi yetkilileri tarafından hazırlanan bir başka rapora göre, "Temmuz 2015 – Aralık 2016 tarihleri arasında Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde yaşanan çatışmalarda 2 bin kişinin hayatını kaybettiği, 500 bin kişinin de yerlerinden edildiği" belirtiliyor.

BM İnsan Hakları Komiserliğine bağlı heyetin, Güneydoğu kentlerine giremediğini vurgulanıyor. Bölgede yaşayanların tanıklıkları ile uydu görüntülerine yer verilen raporda, “ağır silahlarla meskun mahallerin büyük yıkıma uğratıldığı” belirtiliyor.

Belirtiliyor ama yalan söylüyorlar hala… Niyedir? Şairin dediği gibi” Bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.”

***

Bir başka rapor yine geçenlerde yayınlandı. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan yıllık insan hakları raporunda Türkiye'ye 75 sayfa ayrılırken raporda Türkiye’deki en temel insan hakları sorunları olarak; Adil yargılama sürecine ulaşım sorunları, hükümetin ifade özgürlüğüne müdahalesi, sivillerin güvenliğinin sağlanamaması, cezaevlerindeki insan hakları ihlalleri, İnsan hakları ihlali gerçekleştiren güvenlik güçleri ve yöneticiler hakkında soruşturma açılması ve cezalandırılmaları konusundaki eksiklikler sıralanıyor.

Sıralanıyor ama tüm bu gerçeklere rağmen hala yalan söylüyorlar, halkı kandırıyorlar.

Abraham Lincoln’in bir sözüyle bitirelim; “Bazı insanları her zaman, bütün insanları da bazen kandırabilirsiniz; ama bütün insanları her zaman kandıramazsınız.”



606
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: