Evet, savaşın tırmandırılması olacaktır

15 Mart 2017 Çarşamba

MUSTAFA KARASU


16 Nisan’da 12 Eylül askeri faşizminin hazırladığı soykırım anayasası daha otoriter bir yönetime kavuşturulmak isteniyor. Aslında 12 Eylül anayasasının ruhuna uygun bir yönetime kavuşturuluyor. Kenan Evren ve cunta, faşist zihniyetlerine uygun bir anayasa hazırlamışlardı. Ancak kendi yönetim anlayışlarını yasalaştıramamışlardı. Kenan Evren ve cunta bile bugün Tayyip Erdoğan’ın istediği yönetimi gerçekleştirme gücü göstermemişti. İç ve dış koşullar faşist cuntaya böyle bir yönetim oluşturma imkanı vermemişti. Tayyip Erdoğan şimdi faşist cuntanın yapamadığını yapmak istiyor. Herhangi bir anayasa değişikliği yapılmıyor. Türkiye için 12 Eylül’de öngörülen faşist sistem amacına ulaşmak için daha otoriter bir yönetim sistemine kavuşturulmak isteniyor.

 Şimdi bu faşist yönetimi yaratmak isteyenler ‘başkanlık gelecek, terör bitecek’ diyorlar. Bunun anlamı; başkanlık sistemiyle Kürtleri soykırıma uğratacağızdır. Başkanlık sistemini soykırım savaşının yönetimi olarak düşünüyorlar. Terör bitecek derken 16 Nisan’dan sonra savaştaki ısrarı sürdürmekten söz ediyorlar. Bu söylem, artık Türkiye açısından demokratikleşme gibi bir amacın gündemde olmayacağının ifadesidir. Bugün demokrasi güçlerine ve Kürtlere karşı yürüttükleri savaşı daha da şiddetlendireceklerdir. Evet çıkarsa 16 Nisan’ın Türkiye’ye armağanı daha şiddetli savaş olacaktır. Düşük profilli başbakanın başkanlık gelecek, terör bitecek söylemi tamamen bunu ifade etmektedir. 

Bu söylemin bir anlamı da Kürtleri soykırım sistemi altında tutmak için savaştan başka araçları olmadığıdır. Eğer bu sistem savaş dışında egemenliği sürdürecek bir araca sahip değilse en zayıf konumu yaşıyordur. Bu açıdan Kürtler üzerinde uygulanan özel savaş sisteminin çökmesi önemli bir gelişme olarak görülmelidir. Kürtlerin mücadelesi soykırımcı sömürgecilik sisteminin yüzündeki tüm maskeleri atmasını sağlamıştır. AKP-MHP ittifakının bu maskesiz yönetim anlayışı şimdi yasallaştırılacaktır. 

Kürtler üzerinde uygulanan savaşın büyük bölümü özel savaş eksenli psikolojik savaş olmuştur. Kürtlere yönelik savaşın karakteri yüz yıla yakındır böyle sürdürülmüştür. AKP iktidarı ilk önceleri soykırımcı sömürgeciliğin bu özel savaş karakterini tam hâkim kılmak istedi. Dünyayı ve Kürtleri aldatıp soykırımcı sömürgeciliği böyle sürdürmek istedi. Kürt sorununda çözüm için adım atacakmış gibi bir algı yaratarak Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin mücadelesini engellemek istedi. Ancak Kürtlerin sadece Bakurê Kürdistan’da değil tüm Kürdistan’da ve Ortadoğu’da gelişme gösterdiği görülünce bu özel savaş maskesi bırakılmış, çıplak savaş politikasına dönülmüştür. Böylece yüz yıla yakındır Kürtlere karşı sürdürülen özel savaş sistemi çökmüştür. Anayasa değişiklikleri aslında bu soykırımcı özel savaş sisteminin çöküşünün itirafı olmaktadır.

Binali Yıldırım ‘başkanlık gelecek terör bitecek’ derken, biz artık yüzümüzdeki maskeyi atacağız, Kürtlere karşı açık savaşı daha şiddetli sürdüreceğiz itirafını yapmış oluyor. Özel savaşın etkisizleştiği tüm dönemlerde başbakanlar böyle söylemiştir. 1990’lı yıllarda açık kirli savaşın sürdürüldüğü dönemlerde Tansu Çiller ‘ya bitecek, ya bitecek’ diyordu. Bu açıdan düşük profilli Türk başbakanının söyledikleri yeni şeyler değildir.  

Bu Türk başbakanı, biz başkanlık soykırım yönetimi olacak dediğimiz için terör örgütü başkanlıktan korkuyor diye yorum yapmaktadır. Kürt Özgürlük Hareketi tabii ki demokratik olmayan her şeye karşı çıkar. Demokratik olmayan her şey Kürt düşmanıdır. Kürt Özgürlük Hareketi Kürt sorununu Türkiye sınırları içinde çözmek istediği için Türkiye’nin demokratikleşmesiyle yakından ilgilidir. Bu nedenle bu referandumu demokratikleşme ve Kürt sorunu açısından olumsuz bir durum ve bir çıkmaz olarak görmektedir. AKP-MHP iktidarının zihniyeti savaşı daha da şiddetlendirmeyi planlamıştır. Dolayısıyla başbakanın söylemi, savaş dışında tüm seçeneklerin devre dışı bırakıldığının itirafıdır. Kürt Özgürlük Hareketi böyle bir zihniyet ve politikaya tabii ki karşı çıkacaktır. Bu durum karşısında da direnişi daha fazla yükseltecektir. Bir daha söylüyoruz; Tayyip Erdoğan MHP ile kurduğu ittifakla birlikte şiddetlendirdiği savaşı 16 Nisan’dan sonra daha da artıracaktır. Bu bir gerçekliktir. Bu bir tespittir. Zaten Kürtler ve Türkiye halkları bu nedenle bu değişikliklere hayır demelidirler. 

Sorun Kürt Özgürlük Hareketi’nin korkması değildir. Türkiye’deki faşist gelişmeye ve önümüzdeki dönemde gelişecek savaşa dikkat çekmektedir. Referandumda evet çıkarsa savaş sadece Kürdistan’da değil Türkiye metropollerinde de şiddetlenecektir. AKP-MHP iktidarının savaşı şiddetlendirme politikasına en başta da böyle karşılık verilecektir. AKP-MHP iktidarı savaşı her yere yayıyorsa, Kürtler de savaşı Türkiye’nin kalbine taşıyacaklardır. AKP-MHP iktidarının savaşı şiddetlendirmesinin doğal sonucu bu olacaktır. 

Belki başkanlık sistemiyle AKP-MHP iktidarı daha savaşçı bir karaktere ulaşacaktır. Ancak hiç olmadığı kadar kırılgan olacaktır. Başkanlık sistemi Türkiye’nin en zayıf halidir. Türkiye’nin tüm demokratik güçlerinin bir araya gelmesi imkânını da artırmıştır. 16 Nisan’da güçlü yönetim olmak isteyenler aslında zayıflıklarını onaylattıracaklardır. Başkanlık zayıflığın ilanıdır. Kuşkusuz bu sistem Türkiye halkına da, halkımıza da acılar çektirecektir. Ancak direnildiğinde yıkılması da kolay olacaktır. Başkanlık sistemini yıkılmamak için getirmeye çalışıyorlar. Zaten kendileri istiklal savaşı diyorlar. Bu tabii Türkiye’nin değil, AKP-MHP iktidarının istiklal savaşıdır. Ancak korkunun ecele faydası yoktur. Başkanlık da onları kurtaramayacaktır. Aksine yıkılmaları daha da hızlanacaktır. Başkanlık sisteminin yapacağı tek şey acıları artırmak olacaktır. Türk başbakanın Çiller gibi ‘ya bitecek ya bitecek’ zihniyeti AKP-MHP iktidarının bitişiyle sonuçlanacaktır. Bu gidişin başka bir sonucunun olması mümkün değildir. 

AKP-MHP iktidarı 20. yüz yıl ve önceki yüz yıllar gibi sorunları şiddetle çözeceğine inanan bir zihniyete sahiptir. Babalarının, dedelerinin yöntemleriyle her sorunu halledebileceklerini düşünmektedirler. Aslında bir yönüyle soğuk savaş dönemi iktidar anlayışına çakılıp kalmışlardır. Bu karakterdeki tüm iktidarlar sadece Ortadoğu’da değil tüm dünyada yıkılırken, son demlerini yaşarken, hatta birkaç istisna dışında kalmamışken, AKP-MHP iktidarı bu tür yönetim anlayışıyla iktidarlarını sürdüreceklerini sanmaktadırlar. Bu yöntemlerle muhaliflerini susturup bitireceklerini sanan tüm iktidarlar sonunda kendilerini bitirmişlerdir. Bu açıdan 16 Nisan sonrası kurulacak otoriter yönetimler Özgürlük Hareketini bitireceğini sanırken kendileri biteceklerdir. Başkanlık gelecek PKK bitecek diyenler aslında kendilerinin kaderlerinin ne olacağını ortaya koymaktadırlar. Başkanlık halklarımıza biraz daha acı çektirebilir; ancak bu sadece onların bitişini hızlandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Kürt Özgürlük Hareketi halklarımızın daha az acı çekmesi için bu referandumda hayır demektedir. Hayır, sadece Türkiye halklarını yeni acılardan kurtarmayacaktır; belki AKP iktidarının daha acılı bir sonla bitişinin de önüne geçecektir. Çünkü AKP bu zihniyetle gittiği takdirde başkanlığı amaçlayan zihniyetle iktidarını sürdürmek istediği takdirde suçlarını daha da artıracak, sonunda kendilerine mezar yeri bulamayacak bir duruma düşeceklerdir. 

16 Nisan Türkiye’de demokrasi güçlerinin netleşmesi ve ortaklaşması açısından çok önemli bir zemin ortaya çıkarmıştır. Ortak çıkarları olanları birleştirmiştir. Yakın zamana kadar yetersiz yaklaşımlardan dolayı bir araya gelemeyen tüm demokrasi güçlerini birbirlerine yakınlaştırmıştır. Bu Türkiye’nin demokrasi güçleri için çok büyük bir avantajdır. Başkanlık sistemi demokrasi güçleri açısından hedefi de netleştirmiştir. Hangi ortak paydalarda demokrasi cephesi kurulacağını fiili olarak ortaya çıkarmıştır. 16 Nisan, bu birliğin yoğunlaşmasının üst düzeye çıkması anlamına gelmektedir. Bu da demokrasi güçlerinin ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin değil, AKP-MHP iktidarının bitişi olacaktır. Aslında evet de, hayır da AKP-MHP iktidarının sonunu getirecektir. Evet, daha sert çatışmalardan sonra AKP-MHP iktidarının sonunu getirecektir; hayır ise demokratikleşme imkânlarını artırarak daha az acılar sonucu demokratikleşmenin gelişmesinin önünü açacaktır. 

16 Nisan’da evetin çıkması, daha faşist bir yönetim getirecek, çatışmaları daha da derinleştirip kapsamlaştıracaktır. Hayır ise, bu zulme, savaşla sorunları çözme zihniyetine darbe olacaktır. Demokrasi güçlerinin güçlenerek sorunların demokratikleşme temelinde çözümü için yeni imkânlar ortaya çıkacaktır. 



1701
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: