Tayyip Erdoğan ve diğer diktatörlerin sonu

15 Mart 2017 Çarşamba

BAKİ GÜL

Dünya siyasi tarihinde hiçbir diktatör istediğini elde edemedi. İnsanlığın yakından bildiği ve işlediği suçların çoğunun kayıt altına alındığı diktatörlerden Adolf Hitler, Nazi partisinin başına geçti ve iç temizliğe girince önce muhaliflerini katletti. Ardından Yahudi Soykırımı, Romanlar ve diğer Avrupa halklarının kanına girdi. Sovyet ordusu Berlin’e girince de kendi kafasına kurşunu sıktı ve intihar etti.

Hitler’den önce İtalya’da kendisini diktatör olarak ilan eden Benito Mussolini, 1922 yılından itibaren faşist terör estirdi. Roma İmparatorluğu’nu yeniden canlandırma hevesindeydi. 25 Nisan 1945’te komünist partizanlar tarafından yakalandı ve 28 Nisan’da Clara Petacci’de kurşuna dizildi. Cesedi Milano’daki Loreto Meydanındaki bir benzin istasyonunun çatısından başaşağı sallandırıldı.

Saddam Hüseyin, Halepçe’de binlerce Kürdü kimyasal silahla katletti. Enfal’de yüz binlerce Kürdü soykırımdan geçirdi. 30 Aralık 2006’da 2 milyon insanın ölümünden suçlu bulundu ve idam edildi.

Japon ordusunun Çin’de ve Güneydoğu Asya’da işlediği insanlık suçlarının sorumlularından faşist general Hideki Tojo, intihar etmek istedi, başaramadı, ancak daha sonra 23 Aralık 1948’de idam edildi.

Kongo Cumhuriyeti’ni 32 yıl boyunca yöneten ve 1994’te Ruanda’daki soykırımdan sorumlu tutulan Mobutu Sese Seko, 1997 yılında sürgünde iken kanserden öldü.

1954 ve 1989 yılları arasında Paraguayı diktatörlükle yöneten Alfredo Stroessner 1989’da yönetimden uzaklaştırıldı 16 Ağustos 2006’da sürgünde öldü.

Uganda’nın diktatörü İdi Amin, tahminleri göre 100 bin ile 500 bin arasındaki insanın ölümünden sorumluydu. Sürgüne gitti ve 16 Ağustos 2003’te Cidde’de hastanede öldü.

Slobadan Miloseviç, eski Yugoslavya’nın ve Sırbistan’ın devlet başkanlığını yaptı. ‘’Balkan kasabı“ lakabı taşıyordu. 250 bin kişinin ölümünden sorumlu tutuluyordu. Lahey’deki savaş mahkemesinde yargılanırken öldü.

Elbette tarihte daha değişik diktatörler vardı. Ama hiçbiri şu an insanlık tarihinde anılmıyor. Anılsa da insanlık düşmanı politika ve zulmü ile nefretle anılıyor. İşte şu an günümüzde Türkiye’de Tayyip Erdoğan isminde bir siyasetçi var. Eski Osmanlı’yı mezhepçi ve Türk ırkçılığı ile yeniden canlandırmak istiyor. Ermeni Soykırımını, Alevi katliamlarını, Kürt Soykırımını savunuyor. Toplumda kendi taraftarları dışından hiç kimsenin sesinin çıkmasını istemiyor. Irkçı, faşist ve insanlık karşıtı uygulamaları Kürt kentlerinde, Suriye’de yürürlüğe koymuş durumda. Soykırımcı uygulamaları ile Hitler’e, Osmanlı’yı canlandırma hevesi ile Mussolini’ye, etnik temizlik ve komşu düşmanlığı ile Mobutu Sese Seko’ya İdi Amin’e benziyor. Türkiye ve Ortadoğu’yu Yugoslavya’ya çevirmekle Slobadan Miloseviç’e benziyor.

Tayyip Erdoğan’ın DAİŞ çetelerini desteklemesi, kanlı katliamlar için emirler ve planlar hazırlaması, Türkiye’de basın, akademi üzerindeki baskıları, HDP ve Kürt siyasetçiler üzerindeki faşist uygulamalarının toplamı ile bugün Avrupa ülkelerinin başına da bela olmuş bir durumdadır. Hollanda, Almanya, İsviçre, Danimarka, Avusturya, İtalya, Belçika’da istenmemesinin temelinde Erdoğan’ın faşist bir diktatör olması gerçeği yatmaktadır. Kaldı ki bu devletler geçmişte de diktatörlerle siyasi ekonomik ilişki geliştirmişti. Ancak işleri bittiğinde de bir köşeye atmışlardı. İşte Tayyip Erdoğan da yarattığı terör ortamı ile artık bölgesel ve küresel güçler tarafından ‘’kullanılmayacak“ bir noktadadır. Yani Avrupa’da AKP ve Tayyip Erdoğan ekibine yönelik tutumun bir de böylesi bir yönü var.

Tayyip Erdoğan, her diktatör gibi kendisi için ‘’hayırlı“ olan bir sonu kısa zamanda görecektir. Halkların direnişi diktatörlerin zulmünden ve gücünden daha büyüktür. Artık Tayyip Erdoğan kendisinin çıkaracağın idam ile mi, sürgünde mi, kendi kafasına mı sıkar, halk tarafından linç mi edilir, sürgüne mi gider belli değil. Ama tarihteki diktatörlerinin karşılaştığı sonlardan biri ile mutlaka karşılaşacaktır. 



1802
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: