Almanya, Hollanda, X-Man...‘Reis’ tokat manyağı oldu!

oseoguz@gmail.com | 13 Mart 2017 Pazartesi

OSMAN OĞUZ

Erdoğan’ın hayatını anlatan ‘Reis’ filmi vizyona girdi. Girdi girmesine ama…

Yapımına nereden geldiği belirsiz 30 milyon Türk Lirası harcanan, aylardır her yerde reklamı yapılan ve -öyle ya- Türk milliyetçiliğinin yeni kasa “ulu önderini” anlatan ilk sinema eylemi olan filmi, ilk üç günde (3-5 Mart) yalnızca 67 bin kişi izledi. 

Oysa aynı günlerde ‘yerli ve milli’ kültüre kat’iyen uygun olmayan cismane hisleri konu eden ‘İstanbul Kırmızısı’ 160 bin 630; Amerikalı bir süper kahramanı (ajan mı, lobici mi belli değil!) anlatan X-Men ise tam 219 bin 46 kişi tarafından seyredilmişti.

Bu hezimet de yetmedi. Film, dünyanın açık ara en büyük sinema platformu olan ve filmlerin derecelendirilmesi konusunda da en önemli otoritelerden biri sayılan IMDB’den de darbe üstüne darbe yedi. İlk darbe, filmin tanıtım yazısıydı. IMDB, gayetle doğal bir cümle içinde, filmin “Diktatör Erdoğan”ın yaşamını konu aldığını yazmıştı. 

Yetmedi; film 10 üzerinden 1 puan seviyelerinde piyasaya giriş yaparak cümle âleme rezil oldu. AKP yandaşlarının internet üzerinden örgütlemeye çalıştığı oylama kampanyası, puanı en fazla 1.9’a kadar yükseltebildi.

İzlemedim ama hakkında yazılanlara bakılırsa film, Erdoğan’ın çocukluğundan itibaren çevresinden ne kadar da saygı gördüğüne odaklanıyormuş. Dünyanın hiçbir açık toplumu içinde konuşma bile yapamaz hâle gelmesinden, adının aklıselimin kalelerinde dahi “diktatör” olarak anılmasından bahsedecek değildi tabii! 

Bunun yanında objektif bütün değerlendirmeler, filmde kurgunun, sinematografinin ve oyunculukların harcanan onca paraya karşın çok kötü olduğunu söylüyor. 

Ne diyelim? “Sağcı kabızlığı” der, geçeriz…


Gökhan Aslan nasıl döndü?

Bana kalırsa Reis filminin kendisinden daha fazla ilgi çekici olan hikâye ise, filmde Erdoğan dublajını üstlenen Gökhan Aslan’ın serüveni. 

Mutlaka hatırlayacaksınız: Aslan, sosyal medyada Erdoğan’ın sesini neredeyse birebir taklit ettiği görüntülerle bir hayli gündem olmuştu. 

O görüntülerin ilkinde gençlere Erdoğan’ın ağzından “içki çeşitlerini” tanıtarak dalgasını geçiyordu: “Değerli kardeşlerim, bira içerek kendinize hamallık yapmayın, rakı içerek mangal kokusunu üstünüze sindirmeyin, içecekseniz adaamm gibi için adam!”

Bu videonun çok tutması üzerine Aslan, Erdoğan sesiyle at yarışı tüyoları verdiği ikinci bir video daha çekmişti.


Sonra ne mi oldu?

Muhtemel ki AKP’yle ne siyaseten ne de “yaşam biçimi” itibarıyla bağı olan bu genç adam, bir hayli korktu. Üstüne bir de Reis filminin “kabız” üreticileri, kimseyi bulamayınca el mahkûm Gökhan Aslan’a dublaj önerisi götürdü. Onlarla ne konuşuldu ve kesenin ağzı ne kadar açıldı, bilemiyoruz ama son günlerin en fevkalade çarklarından birine tanık olduğumuz kesin.

Erdoğan’la kıyasıya dalga geçen o adam şimdi kanal kanal gezip, Youtube’a günaşırı videolar yükleyip ‘Reis’e olan hayranlığından bahsediyor; gayet rahat ve bilinçli çektiği ilk videoların istemi dışında internete yüklendiğini söyleyerek özür diliyor ve Erdoğan’ı yücelten yeni taklit performansları ortaya koyuyor. En büyük hayali de bir gün Erdoğan’ın kendisini “Kerata, gel bakalım buraya” deyip yanına çağırmasıymış.

(Aslan’ın son performanslarından biri, 8 Mart üzerine… Ne hikmetse, hem de Erdoğan’ın sesiyle, 8 Mart’ı Dünya “Emekçi” Kadınlar Günü olarak kutluyor. Sanırım solculukla hayatının bir biçimde kesiştiğine delalet sayılabilir.)

Gökhan Aslan’ın hikâyesi, AKP kitlesinin hepsini değil ama kâhir ekseriyetini temsil eder. Onu kıyasıya alay etmekten ‘Reis’e methiyeler düzmeye götüren sürecin iki ana sütunu var: Korku/şiddet ve rant. İşte AKP’nin sosyal politikası!



Laleler, laleler...

AKP’nin referandum kampanyasının “Evet” kanadındaki mevcut motivasyonsuzluğu aşmak için fırsata çevirmek istemesi bir yana, Almanya ve Hollanda krizlerinin videoları, ‘Reis’ filminden daha fazla seyir zevki vaat ediyor. 

Çavuşoğlu’nun yandaş sunucuya “İnanabiliyor musunuz? Dışişleri Bakanı’na böyle yapıyorlar” dediği dokunsan ağlayacak haldeki görüntüleri, “Bert, dedim, saçmalama sana insan gibi söylüyorum, dedim” düzeyine erişmiş diplomatik zavallılık anlatımı; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Kaya’nın “İçeri girene kadar asla ayrılmayacağım” dediği konsolosluk binası önünden gözaltı uyarısı üzerine Hollanda polisinin eskortluğu eşliğinde ayrılması öncesindeki “isyanı”; Erdoğan’ın “Bunlar faşist” diye ünlediği konuşma… 

Buradan “mağduriyet” üretmeye çalıştıkları, o mağduriyeti oya tahvil etmek istedikleri muhakkak. Fakat buradan, “koskoca” memleketin “devletli” ferasetini dahi yitirmiş bir ekip tarafından nasıl rezil rüsva edilerek mağdur edildiğine dair bir söylem üretmek ve reddiye çıkarmak da mümkün. Türkiye, Avrupa’nın küçücük bir devletinin, Dışişleri Bakanı’na “Gelsin laleleri gezsin” diyebildiği bir ülkedir artık.

İşte bu vaziyeti izah eden sözün, “şer odakları, lobiler, ajan örgütlenmeleri” kokteylinden daha anlaşılır ve daha görünür olabilmesinin koşulları yok mu?

Eğer demokratik muhalefet izlemekle yetinmez veya son derece saçma bir “milli/demokratik dayanışma” söylemi geliştirmez ise, pekâlâ var.


oseoguz@gmail.com





1151
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: