Faşizmin komplo ve oyunlarına HAYIR

20 Şubat 2017 Pazartesi

MUZAFFER AYATA

Türkiye normal ve toplumsal uzlaşmayla bir anayasa yapımına veya değişimine gitmiyor. Bir darbe ve OHAL koşullarında anayasa değişikliği adı altında faşist ve despotik bir yönetim oturtulmaya çalışılıyor. Muhalefetin bastırıldığı ve basının susturulduğu, ırkçı-faşist blokun pervasızlığında sözde bir referandum yapılacak. Açık ki, eşit olmayan şartlarda ve terör ortamında yapılacak bir seçimin veya referandumun bir meşruiyeti yoktur.

AKP-MHP ittifakı gizli ve kirli pazarlıklarla oluştu. Bu ittifaka antidemokratik tüm güçler dahil oldu. Ergenekon, Doğu Perinçek, mafya artıkları vb. Sarayın da içinde yer aldığı gladyo bu işin koordinesini yapmaya çalışıyor. Bu ittifak bir avuç ırkçı-savaşçı oligarşik çevrenin bir kumpası ve komplosu olarak halka dayatılmıştır. Böyle bir ittifak AKP ve MHP’nin yetkili kurullarında tartışılmış veya onaylanmış değildir. İşin doğrusu Türkiye’de parti ve siyaset ortada bırakılmamıştır. Bu oligarşik grup tam bir komplo mantığıyla işleri yürütmüştür.

Türkiye’de politikanın devredışı bırakıldığını, partilerin içi boş yapılara dönüştürüldüğü açıktır. AKP diye bir parti mi var? Hayır. MHP de öyle. MHP başkanlık için aday olan etkili kadrolarını atmaya kadar işi vardırmıştır. Kimsenin tartışmasına ve kararlara dahil olmasına olanak verilmiyor. CHP de aynı duruma getirilmiştir. CHP, Suriye’ye girilmesine karşıydı. Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına hayır, diyordu. Sonunda bu saldırgan faşist blokun işini kolaylaştırıp destek verdi. Milletvekilleri hapiste. Yüze yakın belediyeye hükümet el koydu. CHP’nin buna tepkisi nedir? Ortada herhangi bir tepki yoktur. Bu durumda CHP’yi işleyen, irade sahibi ve demokrasiyi savunun bir parti denilebilir mi?

12 Eylül koşullarını da yaşadık. Şimdiyle kıyaslandığında Kenan Evren’lerin bile darbeyi yürütmede bu kadar mahir olmadıklarını görüyoruz. Evren’in elinde bu kadar basın organı yoktu. Bir gecede üç yüz, dört yüz evi basacak istihbarat hakimiyeti yoktu. 12 Eylül darbecilerinin kulakları çınlasın, adı sivil olan şimdiki darbeci ve komplocular yanında yaya kaldılar.

Türkiye gerçek anlamda darbeler ve operasyonlar ülkesi oldu. 12 Eylül anayasası hala yürürlükte. Ordu ülkenin içinde ve dışında savaş halinde. Bir ordu haline getirilmiş polis güçleri hep seferde. İstihbarat her yönüyle bu savaşın ve iktidarın emrinde. Mahkemeler tam anlamıyla emir-komuta zincirine bağlanmış. Aydınlar, akademisyenler ve demokratik güçler aşağılanıyor. Hapishaneler tıklım tıklım. İşkenceler ve tecavüzler sıradanlaşmış. KHK’lerle devletin tüm maddi kaynakları Varlık Fonu adı altında Sarayın emrine verilmiş. Fethullahçı veya muhalif denilenlere ait milyarlarca dolarlık mal varlığına el konulmuş. Muazzam bir servet el değiştiriyor.

Bunları belki fazla anlatıp tekrarlıyoruz. Ancak halkın beyni ve ruhu büyük bir saldırı altında. Psikolojik savaşta ustalaşmışlar. Bu savaşı yürütücek araç ve olanakları da devasa gelişmiş. Özellikler genç kuşaklar, 12 Eylül’ü yaşamayanların bu konularda daha fazla bilgi sahibi olmalarına ve araştırmalarına ihtiyaç var. Bu açıdan sık sık hatırlatmalarda bulunmak gerekiyor. 

AKP ondört yıldır iktidarda. Hem de salt çoğunluğu elinde bulunduruyor. Hükümet ve cumhurbaşkanlığı ellerinde. İstediklerini yaptılar. Buna rağmen neden tüm yetkileri bir elde toplamak derdine düştüler? Öyle ki, Erdoğan ve Bahçeli ikilisi başta olmak üzere iç savaşı dahi göze alacak kadar gözlerini kan bürümüş. Toplumsal kesimlerdeki tüm itiraz ve eleştireleri dikkate alacakalarına saldırıyla karşılık veriyorlar. Onlar gibi olmayan, despotik rejimlerine hayır diyenleri teröristlikle suçlayacak kadar hoyratlaşmışlar.

7 Haziran’dan sonra anlaşıldı ki, Erdoğan iktidarı seçimlerle bırakmayacak. Bunun için süreklileşen bir darbe mekaniğinin içinde oldu. Demokratik seçeneğin ortaya çıkma ihtimali ve partisinde koltuğu kaybedeceği kesinleşen Bahçeli bu darbe ve komplonun bir parçası oldu. Bu kirli ittifak ve suç ortaklığı derinleşerek devam ediyor.

Hitler gibi faşist liderler seçimle gelip seçimle gitmediler. Demokratik bir sistemde tüm gücü ellerine geçiremeyeceklerini biliyorlar. İktidara gelmek için komplo, cinayet ve kundaklama yöntemlerine başvurdular. Kriz ve kaos ortamında zorbalık ve kara propaganda ile iktidarı gasp ettiler. Ayni yöntemi bugün AKP hükümeti uyguluyor. 5 Haziran’da Diyarbakır, 20 Temmuz’da Suruç, 10 Ekim’de Ankara katliamları, HDP parti binalarının kundaklanması demokrasiye ve Kürt halkına karşı komplonun boyutlarını gösteriyor. Bu yapılanlarla sınırlı kalınmadı 24 Temmuz’da gerilla güçlerine saldırılarak savaş başlatıldı. MİT’in binlerce TIR savaş malzemesi yetmedi. Hakan Fidan bir kaç füze atar Suriye’ye gireriz planı da uygulandı. Şimdi Türk ordusu Suriye’de.

Bütün bu gelişmeleri sıraladığımızda Hitler örneğinde olduğu gibi faşist parti ve kliklerin demokrasiyi ortadan kaldırmak için her türlü cinayet, katliam ve provokasyona başvurduğunu görüyoruz. AKP-MHP koalisyonunun da ayni yolda yürüdüğü çok açık. Ordusu, polisi, adliyesi ve basınıyla kendi halkına karşı savaş ilan etmiş bir yönetimle karşı karşıyayız. Kimsenin can güvenliği yok. Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler aylardır hapiste. Kimse adlarını bile anmıyor. İbrahim Kaboğlu gibi bir öğretim üyesi bile üniversiten kovuluyor.

Referandumu kaybetme ihtimaline karşı kıyımlara ve provokasyonlara başvurmaktan kaçınmayacak bir güruh işbaşında. Her türlü suça ve provokasyona başvuran bu faşist komplocu güçlere karşı rehavete kapılmamak çok önemlidir. Herkesin geleceği söz konusudur. Tüm toplumsal kesimler demokraside ısrarlı olmalı ve geçilmez bir barikat kurmalıdırlar. Sinmek ve geri çekilmek yerine seferberlik ruhuyla faşizmi durdurmak ve yenilgiye uğratmak için çalışmalıdırlar.



961
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: