Şimdi, hemen Hayır!

ilhamadarbakur@gmail.com | 17 Şubat 2017 Cuma

İLHAM ADAR BAKIR


İnsan en çok neresinden kanar? En çok ne acıtır insanın canını? Hangi çaresizlik yaşamdan vazgeçmenin kıyısına getirir insanı? Umutsuzluk hangi tükenişe, hangi sona hazırlıktır? 

Faşizmin en koyu en karanlık günlerinden geçiyoruz. Sokaklara kasvet dolu bir sessizlik hakim. Bir yangın sonrası tenhalığını, bir deprem sonrası şaşkınlığını yaşıyor insanlar. Herkes kendi içine hapis, herkes korkularına tutuklu. Ortalıkta sadece bir tane ses dolaşıyor. Bir tane mundar gölge kokmuş gölgesinin karanlığıyla örtmüş tüm güzelliklerini şehirlerin, sokakların, caddelerin. Gözler bu gölgenin karanlığından başka bir şeye değmiyor. Öyle bir koku dolaşıyor ki bedenlerin, ruhların ta derinliklerinde hiçbir ağrılı kusmak söküp alamıyor insanların içinden bu kokuyu, bu mide bulantısını, bu ruh ve düşünce tiksintisini. 

İslamoturkofaşist bir irin damlıyor sokaklara mütemadiyen. Salya balyaları, irin ve kusmuk nehirleri arasında yol almak her sabah ne ağır bir zulüm. Bilinirdi bu iklimin ne menem bir faşizmi olduğu, lakin bu kadarını kimse tahmin edememişti. Bu kadar açıktan ve hoyratça, bu kadar yakından ve zalimce çiğneneceğini yaşamının kimse tahmin edememişti. Hele kimileri çok uzaktı zulüm iklimine, mağdur acısı ve gözyaşına. Zinhar sabaha doğru evleri basılarak, evde ne var ne yok darmadağın edilerek gözaltına alınıp işkencelerden geçirilerek, bir kuytuda başına bir kurşun sıkılarak, yıllar yılı hapislerde yatarak devletin polis yüzüyle hiç karşılaşmamışlardı birçok kimileri. 

Kürtler iyi bilirdi devletin bu yüzünü, sonra solcular ve Aleviler ve cümle ötekiler. Ama bunlar azınlıktılar Türkiye dedikleri topluluk içerisinde. Belki yüzde yirmi, belki yüzde otuz. Geri kalan yüzde yetmişin kapalıydı tüm duyargaları tüm acılı çığlıklarına bu yüzde yirmi yüzde otuzun. Şimdi yüzde elli yüzde elliye çekiliyor acının çığlığına gark olanlarla acıyı yaratanlar ve taraftarları. 

Ama henüz Kürt denen, öyle uzaktan Kürt denen varlığın henüz ne menem bir cehennemden geçerek bugünlere geldiğinin ayırdında değil devletin zalim yüzüyle yeni yüzleşenler. Hala Kürtler üzerinden vurmaya çalışıyorlar devleti. Hala her zulmünde, her cendereyi sıkışında devletin şaşkınlıktan dillerini yutuyorlar. Hala cenazesi günlerce sokak ortasında bekletilen Taybet Ana’nın, terörist olduğu için o ölümü hakkettiğini düşünüyorlar. Kürt kentlerinin yakılıp yıkılışını  hala huzur ve güveni sağlamak uğruna yapıldığını sanıyorlar. 

İnsan ne zaman çürür? Tuz ne zaman kokar? İnsan, insanın acısına bigane, çığlığına sağır kaldığında. Şimdi bu ülke en az yüzde ellimize cehennem. Zebanilerin safında yer alan diğer yüzde ellinin zebani taraftarlığından cehennemde yanan günahkara dönme ihtimali de hiç uzak değil. Bir zamanlar birlikte iş tuttuklarının başına ne getirdikleri malum.  

O zaman kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz. Ya zulmün sultanlığına HAYIR diyeceğiz ya da evetle soslanmış kusmuk ve irin çukurlarında boğulacağız. Kürtlerin yolu hayırlı şafaklardan geçmeye namzet, darısı diğer mazlumların ve mazlum adaylarının başına. 



788
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: