Ayıyla dans; Türk-Rus ilişkileri

17 Şubat 2017 Cuma

CAFER TAR

Geçtiğimiz günlerde Rus uçaklarının Türk askerlerini vurmasından sonra gözler yeniden Türk-Rus ilişkilerine çevrildi. 

Her iki tarafın da resmi açıklamalarda olayın kazayla meydana geldiğini açıklamasına rağmen; kamuoyunda bu olay Rusya’nın Türkiye’ye “Suriye’ye benim onayımla girdin; haddini aşma! El Bab’da daha ileri gitmene izin vermem!” mesajı olarak algılandı. 

Nitekim daha sonra resmi düzeyde Rus güvenlik bürokrasisi ile Genelkurmay arasında yaşanan polemik; bu kanaati doğrular nitelikte.

Türkiye Suriye’de operasyon başlattıktan sonra, iki ülkenin askeri olarak karşı karşıya gelmemesi için ayrıntıları görüşmek üzere; Türk Genelkurmay Başkanı Hulisi Akar ve MİT Müsteşarı  Hakan Fidan Rusya’ya gitmişler, hemen sonrasında 12 Ocak’ta da Türkiye ve Rusya arasında operasyonlar için “Koordinasyon” anlaşması imzalanmıştı.

Bunun üzerine süreç hızlanmış; Türkiye, Rusya ve İran arasında ‘Astana Süreci’ başlamıştı; Amerika ve diğer NATO ülkelerinin rızası alınmadan hatta Türkiye’nin Suriye konusunda en baştan itibaren birlikte davrandığı Suudi Arabistan ve Katar’ın hilafına rağmen Türkiye; Türkiye Rusya ve İran ile masaya oturmuştu...

Türkiye’de iktidarını yeni bir boyuta taşımak isteyen Saray Rejiminin insanların hamaset duygularını köpürtecek sahte zaferlere ihtiyacı vardı. 

Bunun için Rusya ile her türlü ilişkiye kapı aralandı; Türk-Rus ilişkilerinde bütün inisiyatif artık Putin’in eline geçmişti.

Türkiye’de rejim bir tür kumar oynuyordu; tutarsa nispeten içerde iktidarını sürdürebilmek için yeni olanaklar elde edecekti. “Olası bir El Bab zaferi ile kitlelere kapıya dayanmış, artık her geçen gün derinleşeceği kesin olan ekonomik kriz unutturulacak, uzun bir süre daha Cumhurbaşkanı Erdoğan El Bab fatihi olarak başkanlığını garantileyecekti.”

Ama işler hiçte Saray’ın istediği gibi gitmedi; herşeyden önce Kürtler geliştirdikleri birlikte yaşam ve demokrasi perspektifi ile her geçen gün daha fazla, başta Kürtler olmak üzere her milleten insanı mobilize etmiş; bu insanları demokratik Suriye perspektifine kazanmayı başarmışlardı.

IŞİD, El Nusra gibi cihatçı yapılar ise başlangıçta ne olduğunu anlamadılar; ama daha sonra Türkiye-Rusya ilişkileri netleştikçe kandırılmışlık hissi ile Türk işgaline daha fazla direnç göstermeye başladılar.

Uçak krizinden sonra Türkiye ve Rusya arasında yeniden kısmi taktik ilişkiler başlamış olmakla birlikte “Saray Rejimi ile Putin!” arasında güven sorunu hala aşılabilmiş değil.

Alman Haber Ajansı DPA’nın Türk-Rus ilişkilerine ilişkin sorularını cevaplayan Moskova Yakın Doğu Enstitüsü Başkanı Jewgeni Satanowski, “Başta Putin olmak üzere ABD ve hiç bir AB ülkesi liderinin artık Cumhurbaşkanı Erdoğan’a güvenmediğini“ söylüyor!

Erdoğan ve Saray Rejimi artık bundan sonra ne yapacağını hiç kimsenin kestiremediği bir görüntü veriyor.

Sarayın bütün konsantrasyonu sadece içerde kendi iktidarını korumaya yönelmiş durumda. Sözde Cumhurbaşkanlığı rejimi tartışmalarının aslında Saray ve etrafında bir avuç insana hukuki güvence yaratmanın ötesinde hiç bir anlam taşımadığını Putin de görüyor.

Rus uçağı düşürüldükten hemen sonra “emri ben verdim!” yarışına girenler; işin rengi değişince bir birini suçlamaya başladılar. Sonra hiç bir şey olmamış, onca lafı kendileri söylememiş gibi özür dilediler.

Ancak Ruslar biliyor ki; “Bu kadar kolay özür dileyebilenler; çok kolaylıkla yeniden düşmanlık da yapabilirler!” Başta Ruslar olmak üzere; ABD ve AB tabi ki Türkiye ve Erdoğan’la çalışmaya devam edecek; ama hiç kimse bir daha Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a güvenmeyecek!



1299
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: