Muhbir imamlar

akahraman61@hotmail.com | 16 Şubat 2017 Perşembe

AHMET KAHRAMAN

Diktatörlük, vicdanın bittiği yerde başlar. Herkes susar, o konuşur. Sessizliği yalnızca o bozar. Toplum, onun için koyun sürüsüdür. Onun dinleyip peşinden gitmek zorundadır.

Onun çıkarı, ülkenin çıkarıdır. O huzur içindeyse eğer, bütün insanlar mutludur. Emirleri kanun, kanun adamlarının onun elinde olmasını, ülkede yaşayan herkesin ondan emir almasını, parlamentonun diktatöryal müsamerede bir figür olarak kalmasını öngören Anayasa değişikliği, ona göre ülkenin çıkarı içindir.

Onun görüşünde olmayan herkes teröristtir.

Tek kutsalları, tapınak ve emrinde oldukları değer, öz çıkarlarıdır.

Halkın parasıyla daha çok makam uçağına, arabaya, yeni yeni saraylara sahip olması ülkeye hizmet içindir.

Filipinli Marcos da, daha geçen gün, ülkesinden kaçmak zorunda kalan Gambialı Abdül de aynen böyle kalıyordu. Marcos’un ülkesini sevmekten helak haldeyken çaldığı milyon dolarlar, İsviçre bankalarında kıyıya vuruyordu. Gambiyalı 11 milyon doları uçağına yüklemişti.

“Ülkesine olan aşkı" yüzünden cinayetler işleyen Tunuslu Bin Ali, 25 milyon dolarlık hazineyi götürdüğü için mutlu ama, Filipinli İmelda Marcos, çaldığı paraları kaçırıp kotartmanın zevki yanında, bin 500 çiftlik ayakkabı koleksiyonu geride kaldığı için mutsuzdu.

Rivayet ya da iftira değil, bütün diktatörler böyledir. Hatta, dindar değil, kalıptan taşan vicdanlarıyla, aşırı dindardılar.

Dindarlıklarını kanıtladıkça, kalbinin yeri sorulduğunda midesini gösteren kalabalıklar, onlara daha içtenlikle bağlanıyor. Oğlunu kurbanlık olarak yere yatıran Türk bile geçti, diktatörlere tapınmanın evrensel tarihine. Kenan Evren insan asıp, işkence hanelerde can aldıkça, daha büyük coşkuyla alkışlanıyordu.

Recep Tayyip Erdoğan, günümüzde Türk halkının alt taraflarının sevgilisidir. O, halkını cennet kapılarına götüren imamdır. Kur’an’dan sureler okuyan hafız rolünde, deruni kültürüyle hayat bilgisi aşılayan bilgedir. Her şeyden üstünde, o halkın parasıyla edilmiş makam uçakları, yüzme havuzlu sarayları, dizi dizi son model araba filolarıyla, Türklerin kalbinde taht kurmuş ezeli Reis’tir.

Onun büyüsü, kürsülerde Mehmet Akif’ten okuduğu manzumelerde saklıdır. Kelimeleri yanlış, gereksiz, sebepsiz yere vurgularla ağzının içinde döndürürken, sevgili milleti afyonlanmış gibi bakar. Vecd içinde, yolunda can feda hallerdedir.

Milleti, ona akarken, oğulları, damatları sürtre gerisinde dolar yığınağı ile meşguldür. Dolar cinsinden servet tatlıdır, hesaplarını kimse bilmez…

Ama Kürt kanı oluk oluktur. Kürt kanı aktıkça, hayvanlarda bile görülmeyen bir güdü havalanmakta, yandaşları çoğalmaktadır. MHP’li Sinan Oğan, Reis’in diktatörlük ana kanununu konusunda, halk desteğini almak için yakında Kürdistan’ın Sincar bölgesine saldırıp Kürt kanı dökeceğini haber veriyordu.

Bu nasıl insanlık, anlayamadım. Kürt kanı ile mutluk bağışı…

Ama yadırgamamalı, bunları. Bunlarda vahşet türlü, çeşitli, olduğu için Kürtler yollarını ayırdılar. Camilerine bile gitmiyorlar.

Örnek mi? Her yaş ve cinsten insan, her türden hayvanın yaşadığı Kürt şehirleri, yerden topa, tanka, havadan da bomba yağmuruna tutularak, ruhların tepesine yıkıldı. İnsanları, diri diri yaktılar. Gençlerin üstünden tanklarla geçip bedenlerini asfalta yapıştırdılar. 

Utanmazlığa bakın, yıkım ve kırıma gönderilen askerler, sonra aç kalınca, ölü evlerinin kapılarında dilenci oldular. Nurcan Baysal’ın aktardığı gibi, Şırnak’ın yıkıntıları arasına sıkışmış insanlara el açıp “açız, soğan-ekmek" diye yalvardılar.

Sefil hallere bakın siz; tokken baş kesen, bir saat sonra dilenci…

 Ama, her yanları sefildi. Bütün insani değerler darbe altındaydı. Baba oğulun, kardeş kardeşin muhbiri yapılmak isteniyordu. Muhtar ve imamlar utançlarından insan içine çıkamıyorlardı.

Din hizmeti yerine istihbarat merkezi haline getirilmek istenen Diyanet İşleri Başkanlığının harcamaları, yedi Bakanlığın toplam bütçesinden fazlaydı. Din memuru kimi imamlar, camilerde diktatörlüğün propaganda memuru, mahalle ve köylerde insan fişleyen rejim muhbiriydi.

Avrupa medyası, casus imamlar hikayesiyle çalkalanıyordu. Din çetesi, 38 ülkede muhbirlik ağı kurmuştu.

İnsanların ten rengine, ırkı, dili, dini inancına bakmadan Tanrısal sevgiyle yaklaşması gereken imamlar, Avrupa’da Kürt avında rehber, insan fişleyen muhbirdi.

 Öte yandan diktatörülük rejiminin Reisi Recep Tayyip, dünya televizyonlarının naklen yayınında, “İslam terörü" diyen Almanya Başbakanını, “böyle diyemezsiniz, İslamda terör yoktur" diye dursun, Almanya polisi, devlet terörü çarkının casus imamlarını yakalamak için evlerine baskın yapıyordu.

İşte terör buydu. Din adamı dediğimiz, kimi yaratıklar gerçekte katildi. Çünkü cinayetle, insanları hapishaneye sürükleyen, işinden eden muhbirlik eş değerdi.

Bütün dinlerde, terör devletleriyle işbirliği ve muhbirlik insanlığın sefaletiydi. Katillikle eş değer hallerdi. Dinen ise süflilik, çürümüşlük, dinden çıkma, münafıklık, en kötüsü dinin ayak altına alınıp çiğnenmesi, kirletilmesidir.

Türk devleti bunu yaptı ve bu IŞİD İslamıdır. İslam terörü…

Münafık yüzlerini ilkin Kürtler gördü. Bu yüzden camilerini ayırdılar. Cuma namazlarını sokakta kıldıkları için, Türk polisinin coplu, gazlı saldırılarına rağmen, ajanların namaz kıldırdığı camilerine gitmediler.



1521
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: