Saray’ın adaleti değil gerçek adalet

12 Ocak 2017 Perşembe

ARZU DEMİR

Suruç katliamının üzerinden yaklaşık 17 ay geçmesine rağmen, katliam soruşturmasındaki “gizlilik” kararı kaldırılmazken, dönemin İlçe Emniyet Müdürü Mehmet Yapalial hakkında açılan dava da cezalıklıkla sonuçlandı. SGDF’nin çağrısıyla Kobanê ile dayanışmak üzere yola çıkan insanların, Suruç’taki Amara Kültür Merkezi’nin önünde toplandığı sırada gerçekleşen DAİŞ saldırısı sırasında Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğü görevini yürüten Mehmet Yapalial hakkında “görevi ihmal”den açılan dava, polis şefine verilen 12 takside bölünmüş 7 bin 500 liralık ceza ile son buldu. Üstelik sanık polis, bir gün bile duruşmaya getirilmedi. İfadesi, katliamın ardından gönderildiği Muğla’da avukatlara bildirilen duruşma gününden bir gün önce alındı. Böylece 33 kişinin öldürüldüğü bir katliamın ardından tek kişi hakkında açılan dava da kamuoyunun dikkatinden kaçırılmış oldu. Suruç’ta yakınlarını kaybeden insanların, sanık ile yüzleşme ve avukatların sanığa sorular sorma hakkı ellerinden alınmış alındı.

Halbuki sorulacak çokça soru var ortada.

Çünkü, katliamdan önce, Suruç’ta canlı bomba saldırısının olacağı bilgisi Urfa Emniyet Müdürlüğü ve Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğü ile jandarmada mevcut. Bu bilgi ve raporlar, müfettişlerin hazırladığı raporlarda ve polis şefi hakkında hazırlanan iddianamede ayrıntılı olarak yer alıyor.

Urfa Emniyet Müdürlüğü, katliamdan 3 gün önce 17 Temmuz’da İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne Suruç’ta canlı bomba saldırısı olabileceği yönünde bir yazı gönderiyor.

İddianamede de yer alan söz konusu yazı şöyle: “... Suruç ilçesinde yaşanması muhtemel olayların önlenmesi, müessif bir olayın yaşanmaması amacıyla 19 Temmuz 2015 tarihinden itibaren ikinci bir emre kadar aldırılan emniyet tedbirleri aşağıda çıkartılmıştır. Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğü; İlçe Emniyet Müdürü Mehmet Yapalial aldırılan emniyet tedbirlerinden sorumlu olup, il merkezinden görevlendirilen takviye kuvvet personeli ve ilçesinde yapacağı planlama dahilinde amirleri nezaretinde görevlendireceği 40 çevik kuvvet personeli ile kuvvesinde bulunan 2 TOMA ve shortland araçları ile gerekli emniyet tedbirlerini alacaktır (...) Görev alan tüm personel meydana gelebilecek canlı bomba saldırıları vb. konulara karşı görev yerlerinde dikkatli duyarlı ve müteyakkız bulunacaktır.”

Söz konusu yazıda dikkat çeken bir başka nokta ise polisin önce kendi can güvenliğini sağlaması yönünde verilen talimat.

İlgili ifade şöyle: “Görev alan personele karşı herhangi bir silahlı saldırı/silah kullanma olayı ile karşılaşılması halinde disiplin elden bırakılmadan; öncelikle kendi can güvenliklerini sağlayarak, sorumlu amirin vereceği talimat doğrultusunda harekete edeceklerdir.”

İddianamede, 8 Temmuz 2015- 8 Ağustos 2015 tarihleri arasında önleme araması yapılması kararı alındığı ancak sanık Yapalial’ın önleme aramasını yapmadığı belirtiliyordu.

Sadece bu bilgi bile, ortada ihmali aşan bir kastın, başka bir ifade ile katliama ortaklık eden bir tutumun olduğu anlamına gelebilecekken, 33 kişinin canı için 7 bin 500 liralık bir bedel kesildi.

Ortada canlı bomba saldırısı olacağı yönünde istihbarat bilgisi bulunmasına rağmen, önlemin SGDF’lilere karşı alındığı yine dava dosyasına giren belgeler de var.

Polis, tüm planını SGDF’lileri engellemek üzerine yapmış. “Canlı bomba saldırısı olabilir” diye Urfa Emniyet Müdürlüğü’nün yazı gönderdiği Yapalial, SGDF’lilerin geçişinin nasıl engelleneceği üzerine plan yapmış. SGDF’nin çağrısıyla gelen herkese GBT kontrollerinin yapılması, araçların aranması talimatlarını göndermiş. Bu talimatlar gençlerin Suruç’a girişi sırasında uygulandı da.

İlçe Emniyet Müdürü, emrindeki polislere, SGDF’lilere karşı silah kullanılması talimatını bile vermiş. Emir şöyle: “Toplu hareketin niteliğine ve dağıtma sırasında gösterilen cebir ve şiddet veya tehdit veya saldırı veya karşı koymak derecesine ve gereğine göre kademeli şekilde artan ölçüde bedeni kuvvet, gerektiğinde ise maddi güç ve silah kullanılacaktır.”

Bu talimatı da, katliamın ardından yaralıları hastaneye götürmek isteyen insanlara karşı uyguladılar. Yaralıları hastaneye getirmek isteyenlerin üzerine gaz bombaları atıldı, yaralıları taşıyacak araçların geçiş güzergahı zırhlı araçlarla kapatıldı ve birçok gencin üzerine silah doğrultuldu.

Sadece polis de değil, asker de her şeyden haberdardı. Suruç Jandarma Karakolu, “Canlı bomba saldırısı olabilir” diyerek, 24 Haziran 2015 tarihinde Sulh Ceza Hakimliği’nden bir ay boyunca sorumluluk alanına giren her yerde arama yapma kararı almış. Ancak buna rağmen, canlı bomba Abdurrahman Alagöz, motosikletle kente girdi ve bombayı patlayarak 33 devrimciyi katletti.

Her şey bu kadar açıkken, 20 Temmuz günü Amara Kültür Merkezi’nin bahçesinde çocuklarını, yoldaşlarını, babalarını, annelerini, sevgililerini, kardeşlerini kaybeden insanların, vicdanında derin bir yara açılan toplumun, 7 bin 500 liralık adalete tamah etmesini bekliyorlar. Suruç öyle bir yara açtı ki, bu vicdan kanamasını ancak ve ancak gerçek bir adalet durdurabilir, Saray adaleti değil!




845
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: