Anayasa ile Türkiye’de yarılma ve Türk iç savaşı

11 Ocak 2017 Çarşamba

BAKİ GÜL

Türkiye’de rejim tartışmaları ve şiddet sarmalı, iktidar ve devlete sahip olma kavgaları Tayyip Erdoğan’ın mimarlığında AKP ve MHP’nin ortaklığında; Ergenekon’un rejisörlüğünde devam ediyor. Ergenekon ya da 15 Temmuz 2016’daki darbecilerin Tayyip Erdoğan ile uzlaşan kesimleri, darbeyi tamamlamak için Tayyip Erdoğan’ı mayınlı araziye sürmüş; Erdoğan da kendince arkasındaki „millet desteğini“ ve „karizmasını“ konuşturarak kendisinin ve ailesinin canını kurtarmak için ne gerekiyorsa yapıyor. Kürtleri katlediyor. Kürt kentlerini yakıp yıkıyor. On binlercesini tutukluyor. Türkiye’de muhalif ne varsa „üzerlerine beton döküp“ Türkiye’yi totaliter bir rejime doğru yatırıyor.

Bunun için de Olağanüstü Hal uygulamalar, Kanun Hükmünde Kararnamelerle toplumu dizayn etmeyi politika benimseyen AKP-MHP faşist bloğu; şimdi de demokratikleşmeye karşı diktatörlüğü kurumsallaştırmak için anayasa değişikliği yapıyor. Hiç kimsenin fikrini söyleyemediği, asgari tartışma ölçülerinin olmadığı, baskı, zor ve katliam sarmalı içinde kendilerine anayasayı ancak ve ancak diktatörler ve darbeciler yapar. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin mimarlarından Kenan Evren ve tayfası 1982 anayasasını böyle yapmıştı. Türkmenistan cumhurbaşkanı Saparmurat Atayeviç 1990 ve 2006 yılları arasındaki uygulamaları ile kendisini Türkmenbaşı ilan etmiş, kendi adına para basmış sonra da kalp krizinden ölmüştü. Kenan Evren’in içine girdiği durum yakın geçmişte ortadaydı. Rezil rüsva bir ölümle bu dünyadan göçüp gitmişti. Saddam Hüseyin idam edilmişti. Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkün. Savaş mahkemelerinde yargılananlar da var, uçaklarına binip ülkesinden kaçanlar da. Ülkelerini iç savaş koşullarda tutanlar da.

İşte şimdilerde Tayyip Erdoğan AKP ve MHP’nin koalisyonu ve Ergenekon’un nüfuzu ile kendisini „başkan“ ilan etmek için hevesleniyor. Ama hesabının tutmayacağını kendisi de çok iyi biliyor. Artık „binmiş bir alamete gidiyor kıyamete“ sözündeki gibi bir durumda Tayyip Erdoğan ve yandaşları. Her türlü baskı, hile ve sahtekarlıklarla sarayında oturacağını sanan Tayyip Erdoğan ve yandaşları iş tuttukları ve koalisyon yaptıkları güçlerle bir birlerini gözetiyor ve ilk fırsatta birbirlerini götürecekler. Nasıl olacak diyenlere Türkiye’deki yarılmayı örnekleyerek gösterelim.

İktidarda Tayyip Erdoğan, AKP, MHP, Ergenekoncular ve Ergenekoncularla ilintilendirilmiş Doğu Perinçek grubu var. Bu bloktakilerin ortaklığı Türk milliyetçiliği. Dincilik konusunda ise bu güçler bir birleri ile çelişkili. Devleti yönetme biçiminde ise „bölünmeye karşı ortaklıkları olsa da devleti yönetmenin rejimi konusunda birbirleri ile çelişkililer. AKP-MHP ve Tayyip Erdoğan devleti yönetme şeklinde „uyuşmuş“ gibi görünseler de hem AKP içinde hem de MHP içinde büyük çelişki ve kaygılar var. MHP’nin Tayyip Erdoğan’a yanaşan yanı ile karşı duran yanı var. AKP içinde de çıkar koalisyonlarının iktidar nimetlerinden yararlanma ve dışlanma üzerinden çelişkileri var.

Ergenekoncular-Doğu Perinçek grubu ile AKP/Tayyip Erdoğan arasında büyük bir çelişki söz konusu. Tek ortaklığı Kürtler ve PKK karşıtlığı. Bu bloğun karşısında CHP, bazı liberaller, İslamcılar doğrudan Tayyip Erdoğan’a ve Erdoğan’ın getirmek istediği sistemi istememekte. Fethullahçılar zaten Erdoğan ile kan davalı. Ve en önemlisi de Türkiye’de yaşayan Aleviler, kadınlar, emek örgütleri, Kürtler, akademisyenler, gazeteciler, yazarlar hem AKP-MHP-Ergenekon faşist bloğuna karşı hem de CHP’nin temsil ettiği statükoya karşılar. Yani Türkiye’nin içindeki yarılma ve fay hatları büyük bir siyasi ve toplumsal deprem için potansiyel taşıyor. Ve bu sıkışma şiddetli bir iç çatışmanın fitilini ateşleyecek gibi.

Cezaevlerindeki on binlerce insan, işlerinden olanlar, ekonomik kriz, yoksulluk, savaş ve çatışmanın sürekliliği, bölgesel gelişmeler ile küresel hesap-kitap işlerini de iyi analiz edersek Tayyip Erdoğan ve ekibi istediği gibi istediği değişikliği yapadursun. Demokratik olmayan, toplum karşıtı olan, Kürt soykırımını, Alevi inkarını içeren bu değişimler kendi içinde sürekli bir çatışmayı besleyen bir durum yaratmaktadır. Erdoğan ve ekibi istediğini „güncel“ olarak alsa da orta ve uzun vadeli olarak kaybedecek durumdadır.

Çünkü herkes kendi hesabını Tayyip Erdoğan’ın yok edilmesi üzerine yapmaktadır. Erdoğan, bir iki hafta, bir iki ay, bir iki yıl ya da eceli ile ölümüne kadar hiçbir şekilde rahat edecek bir durumda değil olmayacaktır. Ya AKP’nin kendi fideliğinde büyüttüğü radikal dincilik, ya aşırı Türk milliyetçiliği, ya Ergenekoncular ya da başka bir karşıt kesimden birileri Tayyip Erdoğan’ı öyle ya da böyle tasfiye edecektir. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın bulaştığı suçlar, işlediği ya da işlettiği suçların faturası düşündüğümüzden çok ama çok fazladır.

Öyle faşizmi kutsayan, tek adamcı, inkarcı ve Kürt soykırımını öngören bir anayasanın ne toplumsal, ne siyasal ne de ekonomik olarak bir geçerliliği olmayacaktır. Bir gün ansızın Tayyip Erdoğan ve ekibi gidecek, götürülecek, tasfiye edilecek...



3457
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: