‘Kaderde varsa kaşıktan çıkıyor, n’apayım!’

guleryildiz@gmail.com | 11 Ocak 2017 Çarşamba

GÜLER YILDIZ


İzmir’deki bombalı eylemin ardından “gel al bakalım oğlunu” denen baba, bu sözlerle anlatıyor oğlu M.ǒyi. 

Bu sözü hiç duymamıştım. Anadolu bağrının kaderle kurduğu emek+sabır+boğaz ilişkisinin eşittirden sonra gelen yanı buydu galiba: 

“Kaderde varsa kaşıktan çıkıyor, n’apayım!”

O babaya göre zeki oğlu, matematik bölümünü bitirdi ve bir daha görüşmediler. Beş yıl olmuş, birbirlerinden haber almayalı. Devlete gitmiş, oğlum kayıp demiş. Devlet de ilgilenmemiş. Şimdi devlet ona diyor ki, gel bakalım, al oğlunu! Kendisi kadar devletin de söz ve eylem hakkı var oğlun üzerinde. Ne de olsa devlet de bir baba; hem kendine, hem oğluna. 

Bu “devlet ilgilenseydi” sözü hep duvar dibinde zorla türeyen eğrelti otu gibi. Kıraç bir coğrafyada yaşarsın, yazında yabanında ağaç yok, her yer taş çakıl. Ama betondan kardığın harcın gölgesinde bir sıpsırık eğrelti illa ki bitiverir işte. Gölgesi yok, yararı yok. Ama orada hayata dair bir umursamazlıkla çıkıverir, şaşırtır seni. Kaşıkta beliren şeydir o: devlet! Gelsin yapsın, açsın baksın, alsın götürsün, tutsun bırakmasın, açsın kapamasın, kapasın açmasın denen baba, “bana ne”ciliğin harcını karar özenle yoksulun duvar dibinde. 

Bu devlet, o devlet işte! Sorunu çözmek yerine aksiyon seven devlet. Gıdasını ölümden, öldürmelerden alan ve şanına şan ekleyen devlet. Elbet o devlete bu kadar yüz verirsen kendisini kader olarak tayin eder kaşığına ve sen her şeyi kadere yazarsın sonra. Yanlış rüzgara sırt dayamışsındır mesela, anlamazsın. Kaşıktan çıkan matematik bölümü mezunu oğlun  değil, onun öfkesini yönelttiği devlettir çünkü. Sever devlet, her kaşıktan pay kapmayı. Senin payına düşen bugün oğlun oldu. Yarın toplumsal linç, tu kaka, yuhh, defolup gidin buradan’lar falan... Devlet süreklilikten yanadır bir de. Öyle kaşıktan çıktığı kadarıyla yetinse yine neyse. Fazlasını ve aşırısını ister, keyfi yerine gelsin diye. 

“Her insan için birinci olasılık, başka insana yaklaşmaktır. “

Cehennem başkalarıdır, der Sartre’da bir karakter. 

Ama başka bir yanıt yok diye yanıtlar onu Bunuel.”

Devlet bir cehennemdir. Cennet ise o cehennemin sopası... Başka insan diye yaklaşılan tek “insanın” devletin katılığı, cehennemî cezası olduğunu anlayamaz ilk başta insan. Emek verip, sabredip yetiştirdiği, boğazından, kaşığından kısıp eklediğine zulmü, pervasızlığı gördüğü anda bile aklına cehennem örgüsüyle devlet çıkmaz, oğlunu kaptırdığı örgüt çıkar. O örgütün örgütlü hali, gücünden korktuğu ve dahi taptığı devletin inkarına dayalıdır ki, adam kendisi de sevmez bunu. Devlet oğlunun beynini korurdu, ama örgüt yıkadı o beyni. Şimdi o beyin kaderin kaşığında bir külçe olarak duruyor. Devlete borcu oldu şimdi adamın. Devlet her şeyi yaptırabilir ona. Yat, kalk, sürün!

Sen kaderinden kaşığına damlayanın nerede olduğunu bilmezken, devlet yakandan tutup seni ona götürebilir işte. O kadar farkında her şeyin, o kadar ensende nefesi...

Sen Anadolusundur mesela, bagajındaki hile hurdanın ebadı küçük çaplıdır ve komşunadır ya, devlet bir kin ve nefret organizasyonudur ve çarkı devasa yalanlarla döner, anlayamazsın. Devlet kapanan yol, kesilen su, gelmeyen elektrik değildir. Devlet bir sarı zarfın dışında her şeydir ve o sarı zarfın ötesindedir. 

Devlet senin kaşığın değildir, kaşıkta çıkan kaderin ta kendisidir.

Sen güçsüzsün, senin erdemin hakikat. Bilmek, görmek, öğrenmek ve anlamak istiyorsun. 

Devlet güçlü ve onun besini aldatmak. Saklamak, sıvazlamak, kandırmak ve yok etmek üzerine kuruludur sistemi.

Devletin kaşığından kaderine damlayansa sonsuz biat, sonsuz itaat...



594
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: