TC’de toplumsal umut mu kıvılcımlanıyor?

akahraman61@hotmail.com | 10 Ocak 2017 Salı

AHMET KAHRAMAN


Bunların, paranoyaya dönüşen Kürt düşmanlığı ile sağa, sola seğirtip destek alma, mütteffik bulma cehdiyle el, etek öpüp ayaklara kapanmaya dair yazacaktım.

Fakat, korku rejiminin dehşetine rağmen, ayağa kalkanları görünce, son anın aceleciliğiyle Anayasa konusuna döndüm.

Çünkü, Türk parlamentosu Anayasa değişikliğiyle, görev ve yetkilerini de “tek lidere" teslim ederek, “tam teşekküllü diktatörlük tesis" etme, Faşizmi kurumlaştırma mesaisine başlıyordu.

Değişiklik, fiilen darbe yapmış, yönetime el koymuş diktatöre, Anayasayı uydurma operasyonudur.

Öte yandan olay, kimseye hesap vermeyen, asla sorumlu tutulmayan, ama herkesten hesap soran, diktatörlüğün inşaa meselesidir. 

Anlaşılıyor ki, Türk halkının çoğunluğu adı, sanıyla değil, ama hükümran yetkilerle donanımlı yeni bir Cengiz Han dönemine kavuşuyor. 

Mevzuat uydurulduğu takdirde (ki Faşist işbirliği gösteriyor ki uydurulacak), bundan böyle, kimse Erdoğan’ın sözü üstüne söz söyleyemeyecektir.

Osmanlı sultanlarının bile sahip olamadıkları, ama Cengiz Han’a mahsus yetkilerle donatılıyor, o. Cengiz Han’ın konseyi vardı. O konsey yerine partiye sahip olacak.

Hitler ve Mussolini’nin rejimleri parti devletiydi. TC ise 1950’ye kadar parti devletiydi.

Anayasa değiştiği takdirde, Bakanlar Kurulunu, ister dışardan isterse parlamento içinden olsun kendisi atayacak.

Erdoğan’ın yakın dostu Katar Emiri Tamim de böyle yapıyor.

Gerçi, 600 kişilik parlamento görüntü olarak yerinde kalacak, ama hükümeti denetleme yetki ve iradesi olmayan, ne işe yaradığı belirsiz bir varlık olarak kalacaktır.

Cumhurbaşkanı, ülkeyi mutlak efendisi ve kimseye hesap vermeyen şirket patronu gibi yönetecektir. Modern şirketlerde görülen, demokratik öğeler bile geçerli olmayacaktır.

Cumhurbaşkanı ihtiyaç duyduğu yasaları, parlamentodan istemeye mecbur değildir. Dilediğinde, yasa yerine geçen kararnameleri, kendisi yürürlüğe koyma hak ve yetkisine sahip olacaktır. 

Yargı mekanizması, bütünüyle Cumhurbaşkanının denetimine geçecektir. Bundan böyle Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk adaletinin mutlak hakimi olacaktır. Anlayacağınız Türk adaleti, kayıtsız şartsız ona bağlanacaktır. Çünkü yargıç ve savcıları tesbit eden kurulun yaratanı kendisi olacaktır.

Tam teşekküllü Faşizm buna denir deniyor ki, polis devleti polisinin ona bağlı olacağını söylemeye ise gerek yoktur. Yani, cumhurbaşkanı aynı zamanda komiser bey…

OHAL, vaziyetleri onun takdirinde olacak…

Görev süresi de, ömür boyu kaydı açık olmak üzere isteğine bağlı olacak, yeni Anayasa ile. Beş yılda bir yapılan seçimde, dilediği kadar aday olabilecek…

Seçilme mi?

Hangi diktatörün bugüne kadar seçim kaybettiğini gördünüz ki…

Ancak, her şeye rağmen, dün Ankara’da bir beklenmedik olay yaşandı. Olağanüstü Hal’in korkulu ortamına rağmen, özgür ve eşit yurttaş özlemi sokağa taştı. Büyük bir kitle, Faşizmin Anayasa hükmüne dönüşmesinin önüne geçmek üzere parlamento kapısına dayandı.

Şaşırtıcı ama bu bir umut kıvılcımı idi.

Korkuyla bastırılmış, sesi kısılmış, kabuğuna çekilmiş Türk kamuoyu homurdanıyordu.

Meksika halkı, benzine yapılan zam nedeniyle, Başkent Meksiko’yu sarsarken, Türk halkı, alıp başını giden dolar karşısında kazancının erimesine aldırışsız uykuda gibiydi. Sessiz, sağır gibi tepkisiz…

Tam bu sırada, insanlık damarlarının kelepçelenmesine gösterilen tepki, umut kıvılcımı idi. Küçük bir grup ama, uyanışın büyük homurtusuydu.

Polis dayağı, cop darbelerine rağmen yükselen bu homurtu, diktatör için geleceğin gül bahçesi olmayacağının göstergesiydi.

Kim bilir, belki de sonun başlangıcıydı. Başlangıcın ilk çığlığı…



1575
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: