Ya ihanet ya özgürlük...

10 Ocak 2017 Salı

SİNAN CUDİ

“Hemen iktidarlaşan ve devletleşen devrimler sadece bitmiş sayılmazlar; eşitlik, özgürlük ve demokrasi ideallerine de ihanet etmiş olurlar. Devrimler tarihi bu anlamda ihanet tarihinin trajedisini de yaşar. Fransız, Rus ve İslam Devrimleri bu açıdan büyük derslerle doludur.”*

Pek tabii egemen güçler devrimlerin bu trajediyi yaşayabilmesi için sürekli ve istikrarlı bir çaba sahibidirler. 

Kürdistan tarihinde, halkların öz iradesi ve bağımsız politik duruşunun yaratımı olan devrim pratikleri içinde şüphesiz Rojava Devrim pratiğinin de çok önemli bir yeri vardır. Kürt ulusal yapısı içinde şekillenen, Kürt orijinli olan, fakat konjonktür ve coğrafyanın etkisiyle kısa sürede tüm Suriye’nin devrim öncülüğüne ilerleyen bu pratik büyük bir etkiye sahip.

Şüphesiz bu etki, yeni bir ekonomik ve toplumsal model inşa edebilme yeteneğiyle bağlantılı. Bu modelin kapitalist üretim ve bölüşüm ilişkileri ile burjuva demokrasilerine gerçek bir alternatif olması bölge üzerinde etkinlik mücadelesi yürüten tüm güçler açısından ciddi bir risk teşkil ediyor. Bu nedenle tüm güçler politik duruşları gereği Rojava Devrimi’nin yanında veya karşısında yer alarak bölgedeki varlıklarını sürdürme eğilimindeler. 

Görece yeniliğe açık, mevcut sistemin değişiminde ikna olan fakat nasılını netleştirememiş güç ve kesimler devrimin ilkeleriyle çelişkili olsalar da yanında durarak (ya da öyle göstererek); çıkarlarını mevcut statükonun devamında gören güçler de devrimin karşısında yer alarak pozisyonlarını güçlendirmeye çalışıyorlar. 

Fakat her iki kesim de devrimin altını oymak ve esas çizgisinden saptırmanın yollarına başvurmayı da es geçmiyorlar. Her fırsatta değişik gerekçelerle devrim öncülerini baskı altına almak, sınırlandırmak, bağımsızlıkçı, öz güce dayalı çizgisinden vazgeçirmek için bütün imkanlarını seferber edebiliyorlar. 

Tarih boyunca tüm devrimlere uygulandığı üzere Rojava Devrimi’ne de iki temel noktadan saldırı düzenleniyor. Birincisi çıplak zora ve askeri gücü dayalı şiddet içerikli saldırılar. İşgalci TC devleti, denetimindeki çete grupları, Suriye rejimi öncülüğünde yürütülen bu saldırılarla amiyane tabirle başından sopa eksik edilmiyor. 

İkinci ise terörizmle suçlanacağı ima edilerek, diğer devrimci güçlerle birlikteliği ve ittifaklarından uzaklaştırılmak, ekonomik, siyasi ve diplomatik alanda bunun ağırlığı hissettirilerek yalnızlaştırılmak; böylece devrim çizgisinde yumuşama ya da teslimiyetle sonuçlanacak bir liberalleşme dayatılıyor.

Zihniyet anlamında dayatılan kesinlikle devrim kadrolarının ve tabanının mevcut iktidar ve devlet ilişkileri içine dahil olması, yüzyıllardır sorunları büyüten ulus-devlet çizgisinde karar kılmasıdır. Güney Kürdistan’daki KDP yönetiminin bu denli el üzerinde tutulmasının tek amacı da budur. 

Kürtlere “devletsiz ve sınırsız” bir yönetim tarzının mümkün olduğu, bunun komşu halklarla birlikte yaşamak için benzersiz bir imkan sunduğu, kısır savaş döngüsüne dahil olmadan, barışçıl, demokratik bir yaşam modeliyle pekala yaşanabileceğini ispat eden Rojava Devrim modelinin bir işe yaramayacağı kavratılmaya çalışılıyor. Tercih edilmesi gereken yer ve merkezin KDP merkezli ulus-devlet modeli olduğunun açıkça dillendirilmesi bu algı çalışmasının gereğidir. 

Fakat yazının başındaki alıntıda da söz edildiği üzere bunun başarılması devrimin kendine ihanet etmesiyle mümkün olabilecektir. İşin özü tümüyle bu zaten. Devrim kendi öz değerlerine ihanet ederek dış güçlerin uydusu olarak kimliksizleşecek mi yoksa tüm Ortadoğu ve dünyaya imkansızın başarılabileceğine dair yarattığı umudun izinden giderek gerçek bir özgürlük baharı mı armağan edecek?

* Ortadoğu’da Uygarlık Krizi Ve Demokratik Uygarlık Çözümü-Abdullah Öcalan



1088
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: