Erdoğan’ın hesabı Kandil’den döner

hevaltaha@riseup.net | 10 Ocak 2017 Salı

HEVAL TAHA

Bugün sevgili Bahattin Karakütük’ün bizi bu büyük yalnızlığa bırakıp gidişinin üzerinden on iki yıl geçti. Yazıya başlamadan Baha’yı ne büyük bir hasretle özlediğimi paylaşmak istedim.

Tayyip Erdoğan’a başkanlığın yolunu açacak anayasa değişikliği görüşmeleri TBMM Genel Kurulu’nda başladı. Sonuç her ne olursa olsun çıkacak kararın yok hükmünde olacağı anlaşılıyor. Erdoğan’a referandumun yolunu açacak 330’da bulunsa, bu rakamın altında da kalınsa mevcut kaos, mevcut yönetememe durumu devam edecek. 330’un bulunamamasının tek somut değişikliği bugün başbakanlık koltuğunda oturan Binali Yıldırım’ın o koltuktan alınması olur. Fakirin kanaati; Yıldırım sonrası o koltuk için Bekir Bozdağ’ın hazırlandığıdır. Ancak son süreçte damat Berat Albayrak’ın da Erdoğan ailesinin âli menfaatleri gereği bu göreve getirilmesi de şaşırtıcı olmaz. Bu bahsi burada sonlayıp asıl mevzua dönelim.

Evet anayasa değişiklik paketinin referanduma götürülmesi durumunda Erdoğan’ın istediği sonucu alacağı anlaşılıyor. Ancak burada Kürdistan’dan çıkacak retlerin ciddi bir oranda olacağı muhakkak. Buna bir de batıda gitgide yoğunlaşan laik tepkiyi de eklerseniz Erdoğan’ın eğer alabilir ise kendisi için gerekli yüzde ellinin sınırında bir oyla referandumu alması mümkün. Bu da toplumsal yarılmanın referandum yoluyla ilanı demektir. O saatten sonra Erdoğan kendisine oy veren AKP ve başta Devlet Bahçeli olmak üzere bir kısım MHP’linin cumhurbaşkanı olacaktır. Gerçi Bahçeli’nin nihai planının Erdoğan’ı kendi sularında boğmak olduğu anlaşılıyor. Şimdilik Erdoğan’dan boy vermesini isteyerek suyun derinliğini ölçüyor.

Hal böyle olunca olası referandumdan Erdoğan’ın istediği sonucun çıktığını varsaysak da sürmekte olan yönetememenin neden olduğu kaos derinleşecek. Erdoğan kendi kontrolünde olan bir kaosun devamından yanadır. Zira mevcut durumu sürdürebilmenin yolu bu kontrollü kaostur O’nun için. Bu uğurda olağanüstü hal koşullarında referanduma gitmeyi göze alması da bu planın bir parçası. Kazansa dahi, kaybettiği bir referanduma dönüşeceği anlaşılan halk oylaması sonrası için hazırlanan plansa Kandil’e yönelik bir kara operasyonu olacaktır. Çünkü Kandil direnmeyi temsil ediyor. Bölge halkları açısından da örnek teşkil eden Kandil ve onun temsil ettiği yeni yaşamı yok ederek kendi konumunu koruyabileceğini düşünüyor. Son günlerde Irak merkezi hükümeti ile yeniden “sıcak ilişki” geliştirme çabaları da bunun için.

Kandil bir dağlar bölgesidir evet ama uzunca bir zamandır yeni filizlenen bir yaşam biçiminin hayat bulduğu topraklardır aslında. PKK'nin önemli bir askeri üstlenme alanı olmakla beraber birçok köyü ile sivil yaşamı da barındırıyor Kandil. Bu bölge Medya savunma alanları olarak anılıyor. Özgür Kürdistan toprağı yani. Türk başbakanı karşısında hazır ola geçip dürbünle ona etrafı seyrettirenlerin yaşadığı bir yer değil. Her türlü işgale direnen özgür Kürdistan hayali olanların yaşadığı yer. Hemen ötesinde hırsızlığa, rüşvete, adam kayırmaya, iktidarın yarattığı her türlü pisliğe bulanmış bölgesel yönetimin panzehiri yeni bir hayatın inşa alanı Kandil. Bu nedenle sadece Erdoğan iktidarının değil onun “bölgesel” işbirlikçilerinin de hedefinde. Musul operasyonu öncesi kaçmak için helikopteri hazır bekletenlerin Musul alındıktan sonra Türk ordusu ile kolkola Kandil seferine hazırlanmasının sebebi de işte bu. Güney Kürdistan yönetimini gasp eden Barzani'nin de bu işgale ihtiyacı var başka türlü bu iktidar gaspını sürdürmesinin olanağı kalmadı zira.

AKP’ye gelince... Siz esip gürlediklerine bakmayın İncirlik üssünü kapatamazlar. Bu toprakların devrimcileri ABD üslerine ve askerlerine “Go Home” diye karşı koyduğunda onlara saldıranlar arasında Erdoğan ve bugünkü şürekası da vardı. Ancak bu ve benzeri çıkışlarla müttefiklerine "oyun bozan şımarıklığı" yaparken kendi tabanına karşı da kuyruğu dik tutma gayreti içerisindeler. Erdoğan bu yılışık tavırla kısa süre sonra (referandum sonrası) başlatmayı planladığı Kandil'i işgal girişimi için elini güçlendirmeye çalışıyor. Erdoğan eğer başarır ise Kandil bölgesinin bir takım selefi örgütlerin denetimine girmesini arzuluyor. Erdoğan iktidarının ısrarla vurguladığı "Sincar (Şengal) temizlenmeli" cümlesi aslında hedefin Kandil olduğunu en azından şimdilik perdelemek için kullanılıyor.

Bu yeni kirli savaş cephesi için yasal hazırlıklara da başladılar. Hafta sonu yayınlanan üç yeni Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’den biri olan 680 sayılı KHK ile bunun ilk adımı atıldı. 680 sayılı KHK'nın 22. Maddesi ile 442 sayılı köy kanununda yapılan değişiklik şöyle: 

"Madde 22-18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı köy kanunun 74. maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir "Valinin teklifi ve İçişleri Bakanı'nın uygun görmesi halinde bu kanunun ek 16. ve ek 17. maddeleri çerçevesinde görevden ilişiği kesilmiş güvenlik korucuları operasyonel faaliyetler maksadıyla tekrar göreve çağrılabilirler. Ayrıca gönüllü güvenlik korucuları da aynı usulle operasyonel faaliyetlerde görevlendirebilirler. Bu şekilde görevlendirenler bu maddenin 3. fıkrasında belirtilen harcırahtan ve 7. fıkrasında belirtilen ek tazminattan yararlandırılırlar. Bu ödemeler dolayısıyla her ne ad altında olursa olsun kamudan aldıkları ödemelerden kesinti yapılma."

Bu değişiklik amacının “güvenlik” olmadığı alenen ifade ediliyor. Burada kullanılan “operasyonel faaliyetler” ifadesi ile devletin yeni kirli savaş yöntemlerini yasal güvenceye alıyor. Bu “operasyonel faaliyetler” kapsamında sınır ötesi işgallerde kullanılacak sivil güçlere yasal bir güvence oluşturuluyor. Aynı zamanda Erdoğan bir iç savaş halinde kendi yanında yer alacak sivillere de devlet bütçesinden maaş vermeyi taahhüt ediyor.

Bu Türk devletinin Kandil’e yönelik ilk planı değil. Son da olmayacak. Ancak ilk başkumandanlık faaliyeti olarak Kandil'e girmeyi planlayan Erdoğan’ın son “operasyonel faaliyeti” olursa da kimseler şaşırmasın.



1183
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: