ABD’nin yeni dönem stratejisi: En az masrafla çok iş bitirmek!

10 Ocak 2017 Salı

NURETTİN DEMİRTAŞ

Zenginlerin Stratejisi: 2010 yılından bu yana gelişen Ortadoğu halklarının direnişleri ve küresel kapitalizmin yaşadığı krizi Ortadoğu’ya yönlendirmesiyle yaygın hal alan 3. Dünya savaşında sistemin başı olan ve sürekli güç tükettiği halde istediği sonucu alamayan ABD yeni bir stratejiye hazırlanmaktadır. 

Bugüne kadar ABD yönetiminde şirketler dolaylı etkide bulunurlarken şimdi doğrudan yönetecekler. Kabine üyelerinin kişisel servetleri nedeniyle ABD tarihinin en zengin yönetimi iş başındadır. Doğrudan kendi sorunlarıyla, kapitalizmin, sermayenin sorunlarıyla muhatap olacak bir yönetim söz konusudur.

Küresel kapitalizmin yaşadığı krizi Ortadoğu’ya yönlendirmesi tek başına çözüm olmamış, şirketler dünyası savaş rantı elde etmekle beraber bunun ötesine geçecek bir siyasal rejim ortamı bulamamıştır. İşte aradıkları ortamı şimdi doğrudan kendileri yaratabilecek bir fırsat elde etmişlerdir. ABD yönetiminde yeni dönem stratejisi, küresel kapitalizme soluk aldıracak bir siyasal rejimi dünya çapında hakim hale getirmek üzerine kurulmuştur. Trump’ın BM ve İsrail konusundaki kısa mesajlarının anlamı budur.

Donald Trump ismi, bu yeni stratejinin sembolüdür. Trump özellikle inşaat sektöründe fırsatları kollayıp büyük kazançlar elde etmesiyle tanınmıştır. Hem kendisinin hem de şirketlerin karakteri riskleri göze almak ve girişimcilik biçimindedir. Siyaset tarzına yansıması, her alanda en az masrafla hızlı ve etkili sonuçlar almaktır. 

Yani, 20 Ocak’ta ABD Başkanlık koltuğuna geçecek olan Trump ile birlikte ABD’nin daha girişken olacağı, devletlerarası ilişkileri çok ortaklı bir şirket gibi yönetmek isteyeceği ve bu düzene gelmeyen devletler karşısında daha çok başına buyruk bir imparatorluk olarak hareket edip ezmeye çalışacağı bir süreç başlamaktadır. 

Bu arada, devlerin savaşı doğrudan halkların özgürlüğüne hizmet etmeyecek fakat örgütlü mücadele eden demokrasi ve özgürlük güçlerinin yararlanacağı fırsatlar yaratacaktır.


Ortadoğu’da şaşaa ile girip sessizce giden ABD

ABD Baba Bush döneminde Körfez savaşına öncülük yaptı. Kuveyt’ten çekilse de Saddam iktidarda kalmayı sürdürdü. Sovyetler Birliği dağıldığı halde Yeni Dünya Düzeni adı altında yürüttükleri politikalar tutmadı. Bush 1993’te iktidarını Clinton’a devretti. Onun en büyük “marifeti” ise Suriye üzerinde baskı kurup Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İmralı hapisliğine alınması oldu. 2001’de oğul Bush başa geçti ve 2003’te Saddam rejimini devirdi; ABD ordusu fiilen her şeye rağmen Irak’ı işgal etti fakat siyasal yönetimde İran daha fazla etkili oldu. Bush Irak’taki ordusunu çektikten sonra koltuğunu Obama’ya devretti. 2010’dan itibaren gelişen halk direnişlerini basamak yaparak birçok devletin yönetimini değiştirdilerse de Suriye savaşında tıkanıp kaldılar. Suriye’de Esad’ı devirmeyi hedeflediler; bu konuda başarılı olamayan ABD yönetimi seçimi kaybetti. Obama da sessizce gitti, Esad halen yönetimde! Çıplak gerçek budur. 

Obama yönetiminin Suriye’deki başarısızlığının temel sebeplerinden birisi AKP ve Erdoğan’ı desteklemiş olmalarıdır. Bush yönetimi döneminde Ortadoğu’ya sokulmuş bir Truva atı olarak tasarlanan AKP Obama döneminde hegemonyasını kurma arayışına yönelmiştir. Obama yönetiminin desteği AKP’yi Kürt soykırımında cesaretlendirmiştir. Bu hata Kobanê, Cizre, Sur gibi Kürt şehirlerinin yakılıp yıkılmasına sebep olurken ABD’ye de faturası büyük olmuş; Suriye savaşında boşa çıkmıştır. 


AKP Suriye savaşında ABD’yi nasıl boşa çıkardı?

Türkiye’nin Suriye karşısındaki tek derdinin Kürt halkının kazanımlarını önlemek olduğu biliniyor. AKP bu nedenle DAİŞ’i sonuna dek desteklemiş ve Kürtlerle savaştırmıştır. Bu durum ABD ve koalisyon güçlerinin de DAİŞ’e odaklanmalarına yol açmış; aynı zamanda sahada Rusya ve İran’ın etkili olmasını beraberinde getirmiş ve Esad rejiminin de ömrünü uzatmıştır.

Öte yandan Obama yönetimi bu durumu dengelemek için Türkiye’yi Cerablus üzerinden savaşın içine çekmiş ve Bab’da görüldüğü gibi bataklığa sürüklemiştir. 

AKP’nin DAİŞ ile anlaşması Bab sınırına kadar gitmelerine fırsat veriyordu. Fakat Halep’in rejime bırakılmasına göz yumulması ve Esad’ın devrilmesindeki ısrardan vazgeçilmesi karşılığında Rusya ile anlaşıp Bab operasyonuna yönelince DAİŞ ile savaş konumuna geldiler. 

DAİŞ sağ yakaladığı Türk askerlerini yaktı ve sosyal medyada görüntülerini yayınladı. Çatışmaları bu dereceye varmıştır. Fakat her şeye rağmen Türkiye koalisyon güçlerinin desteğini alamamıştır. Çünkü Rusya ile hareket etmiş, kendi başına alana girmiştir. İran bile bu anlaşmalarda resmen bulunsa da Esad rejiminin ömrünü uzatmak içindir yoksa İran da Türkiye’nin sahada fiilen bulunmasını, hele ki işgalci güç olarak yerleşmesini hazmedemez. Böylesi bir durum İran çıkarlarına terstir. 


Türkiye haksız olan savaşında yalnızdır

Rusya Türkiye’nin yalnızlığını fırsat bilip yanına çektiği AKP’yi sonuna dek kullanma politikasını gütmektedir. Tüm politikalarında yalnız kalan AKP iplerini Rusya’ya kaptırmış, saplandığı bataklıktan nasıl çıkacağını bilememektedir. Bu nedenle tüm kayıplarını Bab’ı alma propagandasıyla kapatmak istemektedir. Büyük kayıplar pahasına Bab’ı alsalar bile en fazla bu bir Pirus zaferi olacaktır çünkü orada zaten kalamayacakları gibi Türk etkisi de kısa sürede silinip gidecektir. Bu süreçten en kazançlı çıkan Halep’i alan ve ömrünü uzatan Esad rejimi olmuştur. 

Bu gelişmelerin Rusya cephesinden ilk bedeli Ankara’da büyükelçilerinin öldürülmesi olmuştur. ABD içindeki Rus temsilciliklerine casusluk suçlamaları temelinde yaptırım uygulanması da bu politikaların sonucudur. 

AKP saplandığı bataklıktaki yalnızlığını aşmak için DAİŞ eliyle İstanbul’da katliam yaptırmıştır. İstese önleyebilirlerdi. Daha önce Suruç, Amed, Ankara, İstanbul bombalamalarında olduğu gibi İstanbul’da gece kulübüne yapılan saldırı da AKP derinlerinin bilgisi ve onayı olmadan gerçekleşemezdi. Bugüne dek DAİŞ’i beslemiş olan AKP Türkiye’deki tüm DAİŞ elemanlarını bilir, tanır ve hareketlerini kontrol edebilir durumdadır. Bab’da sıkışınca dünyanın yardımını almak adına çoğunluğu yabancı uyruklu onlarca sivil insanın katledilmesini rahatlıkla göze almışlardır. Fakat ABD Kürt soykırımına onay vermeyecekse bekledikleri yardım gelmeyecek, AKP daha fazla dibe vuracaktır. 


Federal Suriye içinde Kürt statüsü tanımalı

Tramp yönetimi yeni dönemde Suriye’de daha fazla güç kaybetmek istemiyorsa Kürt halkının projesi olan Demokratik Suriye Federasyonu’na yeşil ışık yakmalıdır. Bu sayede hem Suriye parçalanmayacak, rejimin demokratik dönüşüm süreci başlayacak, hem de Türkiye’yi paranoyaya sokan “Kürtlerin ayrı devlet kurması” bahanesi ellerinden alınmış olacaktır. 

ABD çıkarları bazı dönemlerde sömürge politikalarına karşı halkların bağımsızlık mücadelelerini tanımak biçiminde olmuştur. Şimdi de Kürt halkı AKP soykırımı karşısında ABD’nin Türkiye’yi desteklemekten vazgeçmesini istemektedir. Açıkçası, ABD’nin yeni başkanı Donald Trump’ın seçim sürecinde Kürt halkına verdiği sözleri tutması beklenmektedir.



2095
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: