Kovulan akademisyenlerin verdiği ders

oseoguz@gmail.com | 09 Ocak 2017 Pazartesi

OSMAN OĞUZ

* 679 sayılı KHK kapsamında ihraç edilmişim. Şairin dediği gibi: Onurlarını satar milyonlar, biz oralı olmayalım. Geri döneceğiz elbet. (Adnan Şahin, Munzur Üniversitesi)

* KHK ile üniversiteden ihraç edilmişim. Kimseden değerli değilim. Berxwedan jiyan e. (Selim Temo, Mardin Üniversitesi)

* Canım öğrencilerim, hiç üzmeyin kendinizi. Biz derslerimize devam ederiz. Okulda olmaz, her yerde olur. Yaşasın hayat ve barış... Bu günler geçer ve geriye hakikat ve hayat kalır. Sizi çok seviyorum. (Melek Göregenli, Ege Üniversitesi)

* Burjuvazi bizi kavgaya davet etmiş, kabulümüzdür. Bugün, “Dünya kurguyu onlar yaptı ama hikayeyi biz bitireceğiz, hepinizi seviyorum” günü. (Süreyya Karacabey, Ankara Üniversitesi)

* Ben bu ihraçla karşılaşmaktan onur duyuyorum... Direniş mevzisinde olduğumuz için çok gururluyuz. Sonuna kadar devam edeceğiz. (Nuriye Gülmen, Selçuk Üniversitesi)


Memleketi kanun hükmünde bir keyfiyetle yönetmeyi sürdüren iktidarın son üç KHK’sı, yine “Barış İçin Akademisyenler”i, akademinin muhalif üyelerini hedef aldı. Bunun yanında politik kurumlar, kültür merkezleri ve hatta spor kulüpleri... Kimin hangi mecrada ürettiği önemli değildi; iktidarın çizdiği sınırların dışında rövaşata atmak bile yasaklanmıştı! Bu yaklaşımın patolojik kaynakları olduğu, korkuyla örülü bir paranoyayla mâlul olduğu, sanıyorum açıktır.

KHK’lar eliyle işinden edilen öğretmenlerimizin tavrı ise girişteki gibiydi yine. Onlar, söz’ün bayrağını düşürmediler, yine kuyruğu dik tuttular, eyvallah etmediler. Öğrencileri de seslerini kattı onlara. Mesela Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi öğrencileri, “Süreyya hocanın kurduğu bir cümle bile etmezsiniz” diye yazıyordu, sosyal medyada.

***

“İncitildik, zayıflatıldık, esir edildik. Ama bizi yok etmenin tek yolu, bilgimizi ortadan kaldırmaktır.”* Direnmenin tarihsel bilgisini. Bütün kurumlara mühür vurabilirler; herkesi tutuklayabilir ve hatta katledebilirler; ama o bilgi, yaşamayı sürdürecektir. Mücadele artık bir kurumsal yapı ile, herhangi bir örgütün ismiyle değil; en çok o bilgi ile, hafıza ile temsil ediliyor çünkü. 

Roboskî Anıtı’nı mesela, tam da bu yüzden yıktılar hafta sonu. Daha önce mezarlıkları o hatırayla, direnmenin bilgisiyle aramıza mesafe koyabilmek, aklımızı ve vicdanımızı dumura uğratmak için bombaladılar.

Roboskî Anıtı’nın 30 Aralık 2013’teki açılışında, bugün tutuklu olan Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Fırat Anlı söylemişti oysa: “Biz bir yere çağrı yapmıyor, kimseyi beklemiyoruz. Her şey halkımızın elinde, yüreğinde ve mücadelesindedir.”

Her şey halkın hatırasında, hafızasında. İktidarı paranoyakça bir korkuya, patolojik davranış bozukluklarına sevk eden de bu. Öyle ki Şırnakspor ve Cizrespor’u, hatta Ağacı Sev Ormanı Koru İnsanca Yaşa Derneği’ni bile kapatıyorlar. 

Varsın kapatsınlar. Nusaybin Direnişi’nin öncülerinden YPS’li Fırat Zagros’un sözleri, orada duruyor nasılsa: “Evet, şehit de düşebiliriz. Kentlerimiz yakılabilir, yıkılabilir. Ama kazanan biz olacağız. Her yeri yerle bir de etseler, binlerce kez yine kentlere ineceğiz... Bir damla suyduk, şimdi okyanus olduk... Şu an yağmur yağabilir ama sonu bahardır, çok iyi biliyoruz.”

Ezcümle: Bu sözleri, hatırayı, hafızayı yaymak ve yaşatmak, bir direnme metodu bugün; hatta direnişin en etkili formlarından biri. Hiçbir şey yapamayan, söz’ü yaşatsın. Tıpkı ilmik ilmik emekle edindiği akademideki kürsüden atıldıktan sonra bile gülümseyerek direnmenin güzelliğini anlatan öğretmenlerimiz gibi. Onlardan aldığımız en önemli ders, bu olsun.

* Sesler, Ursula K. Le Guin



907
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: