Mandela etkisi

Rojyasin@protonmail.com | 30 Aralık 2016 Cuma

ROJ YASİN

Hayatın her alanında bagajlarımızda bir yerlerden duyduğumuz, gerçekliğini sorgulamadığımız ve zamanla gerçek olduğuna inandığımız ezberler taşırız. Öyleymiş sandığımız bu yanlışlar, bizi bazen rasyonel olmayan kararlar almaya iter.

Yeni nesil literatürde “Mandela Etkisi” denilen bu gerçeklik yanılsamasını, özellikle uzmanı olmadığımız ve ilgili olmadığımız konularda sık sık yaşıyoruz. 2013 yılında bizler Mandela’nın ölümüne üzülürken dünyanın büyük bir bölümü “Mandela’nın 1980’lerde cezaevinde ölmüş olduğunu sandığı için” çok daha büyük bir şok geçirdi. Aslında X olarak bildiğimiz şeylerin bir şekilde Y ya da Q olması durumu (Mandela Etkisi) ekonomik tezlerimizi esir almış durumda.

Misal sermaye sınıfının savaş istemediği/istemeyeceği tezi sık sık dillendirilen ve çoğu sohbetin kapanış cümlesi olurken gerçekte bu durumun çok daha farklı olduğunu, “savunma sanayi” diye bir sektörün kaymağını yiyen binlerce şirket olduğunu biliyoruz. Ki bu şirketler arasında Gezi döneminde muhalif algısı üretmiş büyük holdingler de var. Aslında denklem oldukça sade, silah üreten savaş ister.

Daha önce “yerli” silah üretimi TUSİAD şirketlerinin tekelinde iken son 10 yılda İslami Sermaye’nin de yavaş yavaş bu sektörde varlığını hissettirdiğini görüyoruz. Açıkçası ulvi ve ulusal hizmet ambalajıyla sunulan bu tatlı kârın az biraz İslami sosa bulanması çok da eğreti durmuyor.

2015 yılı itibarıyla dünyadaki savunma sanayi cirosu 780 milyar dolarken Türkiye’de bu rakam 10 milyar dolar gibi rakamla yaklaşık olarak %1.20’sine denk gelir. Ama hikayede bizi ilgilendiren asıl önemli detay tüm dünyada bu bütçe kısılırken Türkiye’de her sene artıyor.

Hali hazırda bu silah sistemlerinin %21’i “yerli ve milli” şirketlerden sağlanırken kısa vadede pastanın genişletilerek bu oranın %40’lara çıkartılması hedeflenmektedir. TSK raporlarına göre önümüzdeki 20-25 yılda tam 150 milyar dolarlık bir araç gerece ihtiyaç var. Bu durum hemen hemen bütün şirketlerin iştahını kabartan bir olgu olarak öylece durmaktadır.

Yukarıdaki istatistikler çok silah üretileceğini ve bunun “yerli ve milli” firmalara ürettirileceğini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Basit denklemimizi yeniden hatırlarsak “silah üreten savaş ister”. Bu durumda çok kişi istiyor ve isteyecek. Bundan sonraki bu algoritmalarımızı bu basit denklemi unutmadan kurmalıyız.

Dolayısıyla eğer yeniden bir barış süreci tartışılacaksa salt iktidar partisinin değil doğrudan veya dolaylı olarak bu savaş stratejisinin destekçisi olan sermaye çevrelerine de güçlü bir şekilde dur demek gerekiyor.  



819
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: