Çadırlarda bir kış daha

22 Aralık 2016 Perşembe

NUJİYAN ERHAN

Bu üçüncü kışı da çadırlarda karşılıyorlar. Bu yıl Kürdistan’ın birçok yerinde durum birbirine benziyor. Bir yandan soğuk, ayaz ve rüzgar, diğer yandan siyasi belirsizlik, ambargo  ve yoksulluk. 

Gün yok ki Şengal’e ilişkin bir açıklama vermesin siyasiler. Sıcak odalarında bir eli yağda bir eli balda olanlar atıp tutuyorlar fakir fukaranın adına. Kimin umurunda üçüncü kışı çadırlarda karşılayan Şengalliler? Kendi şahsi ve parti çıkarlarının derdine düşenler, elleri tutan buzdan dolayı sızlayan sabileri mi düşünecek? 

Evet, kış fena bastırdı bu yıl. Şengal dağının ayazına ne çadır dayanır ne branda. Tahtalardan yapılan derme çatma barakalardan sızan yağmur suları sabahın ayazında buz tutarken naylondan çadırlardan su damlıyor. Bir iki yardım kuruluşunun zor bela Dicle suyu üzerindeki asayişten rüşvet vererek geçirttiği birkaç soba, kimi ısıtmaya yeter ki?! Soba olsa dahi nasıl olsa mahrumiyet bölgesi olan bu yerde gazın en kötüsünü satıyorlar. İyi süzülmemiş gaz en değme sobayı iki günde bozuyor, çadırlar duman altı oluyor. Sorun sadece çadırların damlaması değil, elbet eskiden tarım arazisi olan kamp yerleri en ufak yağmurda çamur deryasına dönüyor. Haliyle altan, üstten, her yerden su basıyor evleri. 

En çok kadınlar perişan oluyor her zamanki gibi. Akşama kadar çamurun içinde debelenen çocukları paklamak onlara kalıyor. Ayrıca bu kadar suyun içinde susuz kalmak da cabası. Kamplardan ne araba çıkabiliyor ne de araba girebiliyor. Haliyle su tankerleri çamura saplanıp kalıyor. Birçok yere 10 gündür su götürülemiyor.

Kışın çilesini en çok kadınlar çekiyor. Eve su taşımak, herşeye rağmen bir tencere kaynatmak ve ıslak koyun gübresini yakmayı becerip ekmek pişirmek. En çok kadınlar ağlıyor bu kış yine. Su giren çadırları kaldırıp etrafında kanal yapmaya çalışırken dizlerine kadar çamura batan kadınlar. Rüzgarın devirdiği çadırları onarmak da cabası. Kirli gazın taş gibi sertleştirdiği soba fitilinin başını kesip yeniden yakıp, tüm aileyi etrafında toplamak onların işi. Akşama kadar birbirini kovalayan çocukları kulaklarından tutup zorla çadıra koymak da onlardan sorulur. Babalar ne mi yapıyor? Bilardo salonunda kağıt oynuyor ya da bir yerde toplanıp sadece içiyor. 

Bu kış yine en çok kadınlar üşüyor. Ev ahalisi sobanın başında otururken, onlar buz gibi suyla bulaşık yıkamak zorunda. Bir de günün olağanlarından olan çamaşır yıkama faslı var tabii. Değil yağmur taş bile yağsa oturmanın haram olduğunu düşünen kadınlar hep ıslaktır Şengal’de. Ya gözlerinden akan yaşlar ıslatmıştır yanağını ya da yağan yağmur. Gözyaşının nedenini pek sormaz kimse, zira ekmek yapmak için yakmaya çalıştığı  tandırdandır büyük ihtimalle. Zaten kimsenin umurunda da değildir. Hele kendini Şengal’in sahibi gören erkeklerin hiç değildir. 

Evet, kış en çok kadınları vuruyor ve yine en çok erkekler konuşuyor onların hakkında. Kendi topraklarında mültecileşiyor insanlar. Kimse bu insanlara ne düşündüklerini, ne yaşadıklarını sormuyor. Şengal kaymakamı olarak geçinen adam Şengal’de dahi kalmıyor doğru düzgün. Bir gün olsun dağ halkının neler yaşadığına tanıklık etmedi. Zaxo’dan demeç vererek Şengallilerin korkudan Şengal’e dönemediklerini söylüyor. Ama onları Dicle suyu üzerinde durduran, tüm eşyalarına el koyan asayişten hiç bahsetmiyor. Bağlı oldukları siyasi partilerden aldıkları üçbeş kuruş için halkının sefalet içinde yaşamasına göz yuman böylesi erkekler olmamalı Şengal idaresinde. 

Şengal’in idaresi yalnızca kadınlarda olmalı. O zaman burası yaşanılacak adil bir yer olabilir.



574
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: