Yıkıcı yalnızlık

22 Ekim 2016 Cumartesi

FERDA KOÇ

Kolombiya Barış Süreci sonuna yaklaşırken, Türkiye’nin barış süreci başlamadan bitirildi. Seçimlere ateşkes ortamında girerek avantaj elde etmeyi umarak yönelirmiş gibi yaptığı barış masasından hızla uzaklaştı. PKK de Erdoğan’ın savaş zorlamasına bir süre ayak sürçtükten sonra karşılık verdi ve savaş bugüne kadar görülmeyen araçlar ve şiddet düzeyiyle yeniden Türkiye’deki Kürt Siyasi Sürecinin eksenine oturdu. 

Erdoğan’ın ve PKK’nin barış arayışından bu kadar hızlı bir biçimde uzaklaşabilmesi Erdoğan’la PKK arasında bir “Türkiye Barış Süreci”nin mümkün olup olmadığı sorusunun sorulmasına neden oluyor.

Uzatılmış iç savaşlardan Barış Süreçlerine geçiş, bir tarafın diğer tarafı savaşamayacak hale getirerek zafer edemeyeceği bir savaşın taraflarının, savaşı kendileri için “yıkıcı bir çözümsüzlük” olarak görmeleriyle gündeme geliyor.

Erdoğan ve PKK’nin bu kadar hızlı bir biçimde barış masasından uzaklaşmaları ve eskisinden daha şiddetli ve sonu belirsiz bir savaşa girişmeleri halen savaşmakta olan tarafların mevcut savaş durumunu “yıkıcı bir çözümsüzlük” olarak kabul etmediklerini, bu durumu “yıkıcı” bulsalar dahi “barışın” bu yıkımı önlemenin tek yolu olarak görmediklerini gösteriyor.

Erdoğan ve PKK otuz küsür yıllık Kürt iç savaşının “kazanılabilecek bir savaş” olmadığını kabul etmelerine karşın bu durumu niçin “yıkıcı bir çözümsüzlük” olarak kabul etmiyorlar. 

Erdoğan ve müttefikleri, iç savaşı kazanamayacaklarını bilmekte ancak savaşı, başka amaçlarını(1) gerçekleştirmenin aracı olarak kullanmakta, savaşın sürdürülmesinden doğan sonuçların bu amaçlarını sakatlamayacağını düşünmektedir. 

PKK ise Türkiye’deki Kürt sorununun “Ortadoğu çapındaki Kürt sorununun bir parçası” olarak çözülebileceğini düşünmekte ve Türkiye’deki devlet-PKK savaşını (Türkiye de içinde olmak üzere) Ortadoğu Kürt Siyasi Sürecine bağlı olarak değerlendirmektedir. PKK için Türkiye iç savaşının kendi içinde olumlu bir sonuç üretmeden sürüp gitmesi Ortadoğu Kürt Siyasi Süreci açısından bir “çıkmaz” oluşturmamakta, tam tersine bu sürecin ilerlemesine katkıda bulunmaktadır. 

Erdoğan cephesinin Kürt iç savaşını sürdürme tercihi, Türkiye’deki devlet iktidarını ele geçirme/elde tutma mücadelesine bağlı bir tercihtir. Erdoğan Kürt iç savaşını, amaçladığı liberal İslamcı iktidarı kurumlaştırmak, güvence altına almak ve kalıcılaştırmak için bir “ortam oluşturucu” olarak kullanmaktadır. PKK’nin yeniden savaş politikasına dönmesi ise Ortadoğu Kürt Siyasi Sürecinin elde ettiği mevzilerin korunması ve geliştirilmesi kaygısına dayanmaktadır. Türkiye’deki Kürt iç savaşının, Ortadoğu Kürt Siyasi Sürecinin gelişmesine yönelik tek aktif tehdit olan Türkiye’yi kendi sınırları içerisine odaklaması ve hapsetmesi beklenmektedir. 

Erdoğan cephesinin devlet iktidarını ele geçirme/elde tutmak için tuttukları bu yol, Türkiye’nin Suriye, Irak ve İran ile ilişkilerini bugünkü krizine soktu. 

Türkiye Kürt Siyasi Sürecini durdurabildiği yerde durdurma, durduramadığı yerde bağımlı hale getirme siyasetini benimsedi ve bu siyaseti “Suriye Muhalefeti”, İran’a ve Irak’la ilişkilerinin merkezine koydu. 

Bu siyasetin sonucunda Türkiye Kürtleri durdurmak üzere Suriye’ye asker sokabilmek için ABD ile Rusya’nın değersiz oyuncağı haline geldi. Irak’ta ABD’nin İran’la mutabakat halinde oluşturduğu Barzani-Ebadi ittifakını bozmak için attığı bütün adımlar boşa düştü. 

Erdoğan cephesinin Kürt iç savaşı üzerinden sağladığı iktidar, onu bölgedeki güçlerin büyük bir çoğunluğu için “düşman”, “işgalci”, “tehdit” ve bu güçlerin tümü için “güvenilmez” bir muhatap ve “sırttan atılması gereken bir yük” haline getirdi. 

Buna karşılık, Ortadoğu Kürt Siyasi Süreci niteliksel bir gelişme aşamasının kapısına dayandı. Esad federasyon seçeneğinin rasyonel bir çözüm olarak ele alınabileceğini kabul etti. Böylece Rojava Kantonlarının uluslararası ilişkiler düzeyindeki meşruiyeti perçinlendi. Musul’un Barzani-Ebadi ittifakıyla “ortaklaşa” ele geçirilmesi halinde Güney Kürdistan’ın Irak’ın merkezi devlet aygıtı içerisindeki ağırlığında dramatik bir artış meydana gelecek ve Güney Kürdistan Ordusu bölgesel düzeyde bir güç statüsü kazanacak. Bu durumda Güney Kürdistan’ın Türkiye’ye mahkumiyetinin ağır bir darbe yiyeceği de ortada.

Dolayısıyla başlangıçta Erdoğan cephesi için “yıkıcı bir çözümsüzlük” değil iktidar üreten Kürt iç savaşının Ortadoğu politikasına koyduğu ipotekler, bu cephe için “yıkıcı bir yalnızlık” üretmiş ve stratejik bir çöküş ve yıkım tehdidini doğurmuş görünüyor. 

U-Dönüşünü alışkanlık haline getiren Erdoğan bu yıkımdan dönmek için “Türkiye Barışı” siyasetinde bir U-Dönüşü yaparak iktidarını kurtarabilir mi? Erdoğan girdiği iktidar angajmanları ile böyle bir dönüş yapacak durumda değil. Peki, emperyalistlere verdiği tavizler, Rusya önündeki yaltaklanmalar Erdoğan’ın kendisini mahkum ettiği yıkıcı yalnızlığı aşmasını sağlayabilecek mi? Bu soruların somut olarak yanıtlanması için uzun süre bekleyeceğimizi sanmıyorum.

(1) İktidarlarını pekiştirmek, birbirlerine ve başkalarına karşı göreli güçlerini geliştirmek, iktidarlarına yönelen tehditleri sınırlandırmak vb.



1146
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: