O an geldi mi ?

21 Ekim 2016 Cuma

CİHAN ÖZGÜR

Erdoğan’ın “Bab’a ineceğiz” sözlerine QSD Sözcüsü Telal Silo da “Bab’a kadar gelseler karşı karşıya gelebiliriz” yanıtını vermişti.

Son dört günde Marê ile Efrîn-Bab sınır hattında yaşanan gelişmeler, QSD ile Türkiye’nin cephede karşı karşıya geldiğini gösteriyor. Hem Erdoğan’ın hem de Silo’nun Bab’ı neden vurguladıklarına yakından bakmakta fayda var. Her iki gücün hedefleri bağlamında Bab çok stratejik önemde. Türkiye’nin ‘Fırat’ın batısı’ hassasiyeti, işgal ve ilhak planı için ne kadar önemliyse Kürtler açısından da bir o kadar önemli. Aynı durum Bab için de geçerli.

Hem Rojava güçleri hem de Türkiye için Bab, taban tabana zıt stratejiler ve hedefler açısından eş değerde önemli. 

Kürtlerin iki hedefi

Kürtlerin önünde iki hedef var: 

* DAİŞ ve diğer çete gruplarını bölgeden temizleyerek kantonları birleştirmek. 

* Statü sahibi olmak, tanınmak.


Türkiye’nin hedefi

Türkiye hedefleri ise Kürtlerin bu hedefini boğmak:

* Kantonların birleşmesini engelleyerek hatta Kürtleri Fırat’ın doğusuna sürerek ve orada da sürekli baskı altında tutarak etkisizleştirmek istiyor. 

* Kürtlerin hak sahibi olmalarını (federasyon ya da başka bir biçimde kendilerini yönetme iradelerine sahip olmalarını) engellemek istiyor.

Asıl hedef Efrîn

Eğer Türkiye ve desteklediği çeteler Bab’ı alırsa, Efrîn Kantonu kuşatılmış olacak. Bütün veriler, Türkiye her ne kadar Bab vurgusunu öne çıkarsa da asıl hedefin Bab değil, Efrîn olduğu görülüyor.

Kürtler fark etti

Türk devletinin asıl hedefinin Efrîn’i kuşatmak ve boğmak olduğunu Kürt güçleri erkenden fark etti. Ancak bu amaç birçok defa vurgulanmasına rağmen engelleme hamlesi, Türkiye’nin Fırat Kalkanı ismiyle başlattığı karşı hamle, fiili işgal ve uluslararası güçlerin bunu tolere etmesi yüzünden gecikti.

QSD harekete geçince

DAİŞ ve çeteler saldırınca Bab Askeri Meclisi’nin geçen gün yaptığı çağrı üzerine QSD güçleri Efrîn’den Bab’a doğru harekete geçti. Şehba bölgesinde DAİŞ’ten bazı köyleri ve stratejik önemdeki barajı almayı başardı. QSD bu hamleyle Efrîn kuşatmasını kırmak için Bab hattından koridor açmak, Minbic ile kontak kurmak istiyor. Türk savaş uçakları ve topçu bataryaları önceki günden itibaren saldırıyor.

Misilleme hakkı saklıydı

Türk ordusu, şu ana kadar birçok defa sınırları ihlal etti, YPG kontrol noktalarına taciz atışları yaptı, sınırda sivilleri katlederek Kürtleri defalarca tahrik etti. QSD güçleri ise misilleme hakkını saklı tuttuklarını açıklayarak Türk ordusu ile karşı karşıya gelmemeye özen gösterdi. Ancak öyle görünüyor ki, dananın kuyruğu Bab’da koptu ve Türkiye Bab’a inmeye çalıştıkça çatışma daha da şiddetlenecek.
Taban tabana zıt hedeflerle ve amaçlarla hareket eden iki güç, karşı karşıya gelmeye başladı. Her ne kadar ABD, “buna izin vermeyeceğiz” dese de…

ABD ve Rusya ne yapacak?

Çatışmaların daha da şiddetlenmesi durumunda ABD ve Rusya başta olmak üzere uluslararası güçlerin tutumunun ne olacağı ise şimdilik net değil. Cerablus’ta olduğu gibi Türkiye’ye taviz verilmesi olasılığı gözardı edilemez. Çünkü Kürtler Suriye’de diğer güçlerin aksine halkların, kültürlerin, inançların ortak ve özgürce yaşayabileceği, kendilerini yönetebilecekleri, kadın özgürlüğüne dayalı bir sistem inşa ediyorlar. Bu çözüm modeli, ne Esad rejiminin, ne İran’ın, ne Türkiye’nin, ne de ABD’nin amaçları, stratejileri ve Suriye projeleriyle örtüşüyor.


Rojava güçleri ne yapabilir?

Hem Türk devletinin hem de Suriye rejim güçlerinin, devrim güçlerini ve etki alanlarını zayıflatmak için saldırmasına uluslararası güçlerin göz yumacağını hesaba katmak gerekiyor.
Rojava’da Kürtleri bekleyen tehlikeler kadar, yaşanan kaosla birlikte gelişme imkanları da söz konusu. Rojava Kürtleri olanakları doğru temelde değerlendirirse çok önemli askeri, siyasi ve diplomatik başarılar elde edebilirler. 




1981
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: