Binali Yıldırım Bağdat’tan zaferle mi, yenilgiyle mi döndü?

NİHAT KAYA

11 Ocak 2017 Çarşamba 15:17

Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım’ın çok sayıda bakanla Bağdat ve Hewler’e yaptığı üst düzey ziyarette Türk heyetinin temel iki hedefi vardı. Bunlardan biri PKK karşıtlığı temelinde bölge güçleri arasında askeri ve siyasi bir işbirliği yaratma, diğeri de ekonomik işbirliği oluşturmaktı. 

Yapılan görüşmelerde Bağdat yönetimi ile AKP Hükümeti arasında genel siyasal yaklaşımda bir yakınlığın olduğu belirtilse de detayda Ankara ve Bağdat’ın ziyaretten aynı sonuçları çıkardığını söylemek mümkün değil. Çünkü ortaklaştığı belirtilen konularda da Türkiye’nin Irak, hatta ABD ve Rusya ile ciddi bir yaklaşım farkı söz konusu. Türkiye Ortadoğu kaosunda, PKK’yi gerekçe yapıp, Kürtlerin inkarı temelinde bir çözüm üretme çabasındayken, diğer güçlerin hiçbirinin Kürtleri inkar etmek gibi bir yaklaşımları söz konusu değil. Bundan dolayı Türk devleti bölge krizine çözüm arayışında daha işin başında diğer güçlerden ayrışmakta ve etnik bir kutuplaşma yaratarak işe başlamaktadır. Bu yüzden de AKP Hükümeti her ne kadar Bağdat yönetimiyle “bölgenin güvenliği için etnik ve mezhepsel kutuplaşmaların bertaraf edilmesi” konusunda ortaklaştığını belirtse de Kürt karşıtı siyaset anlayışı ve Sünni cephe ile girdiği derin ilişkiler yüzünden şuan bölge genelinde en büyük etnik ve mezhep siyaseti yürütmektedir. 

Aksinin doğru olması demek, AKP Hükümetinin Türkmenler’den, Esil Nuceyfi liderliğindeki Sünni milis gücü Heşdi Vatani güçlerinden, yıllardır yanında tuttuğu Sünni lider Tarık Haşimi’den ve Sünni Cephe ile olan birçok ilişkinden vazgeçmesi demektir. Yani Türkiye ile Irak arasındaki sorun sadece Türk ordusunun Başika’dan çekilip çekilmemesi değil. Türk devleti Başika’dan çekilse dahi Irak’ta Sünni cepheyi desteklemekten vazgeçmeyecektir. Böylesi bir şeyi yapması demek Türkiye’yi Ortadoğu siyasetinden tamamen siyasetsiz bırakmak demektir. Şuan Irak’ın da aralarında olduğu Şii cephe ülkeleriyle içine girdiği ilişkilerde Türkiye’nin hedefi ‘belki bu güçleri de Kürt karşıtı bir noktaya getirebilirim’ umududur. 

Binali Yıldırım’ın Bağdat ve Hewler ziyaretinde de zaten dışa yansıyan en önemli bir diğer husus PKK’nin Şengal’deki varlığı ve Türk devletinin bu varlığa son vereceği söylemi oldu. Görüşmelerdeki temel konunun da bu hususta ortaklaşma amaçlı olduğu söylendi. Oysa bu sorun zaten çözülmüş bir sorun. Daha bir kaç hafta önce PKK Yürütme Konseyi Üyesi Murat Karayılan, DAİŞ tehdidinin ortadan kalkması durumunda Şengal’den çekileceklerini ve bölgeyi Êzîdî halkının idaresine bırakacaklarını açıklamıştı. Üstelik Şengal PKK varlığının ne başı ne sonu. Kürdistan’ın dört parçasına boydan boya yayılmış bir güç için Şengal devede kulak sayılır. Yani Türk devletinin PKK’ye karşı yürüttüğü savaşta PKK’nin Şengal’den çıkarılıp çıkarmaması öyle iddia edildiği gibi stratejik önemde bir hamle değil. AKP Hükümetinin PKK’nin Şengal’deki varlığını abartarak yansıtması da nedeni kendisine Musul’a müdahale zemini hazırlamak içindir. Bunu herkeste biliyor, anlıyor. 

Türk devleti Irak yönetimiyle ilişkilerinde kısa sürede bir uzlaşma zemini yaratıp, bunu siyasal kazanımlara dönüştürmek istese de izlediği etnik ve mezhepsel siyaseti terk etmedikçe komşularıyla ilişkilerinde uzun erimli sonuçlar elde edemez. Binali Yıldırım’ın bu ziyaretinde de siyasal olarak ciddi bir sonuç elde ettiklerini söylemek zor. Zaten AKP Hükümetinin bu ziyaretteki esas hedefi siyasi değil ekonomikti. Binali Yıldırım’ın heyetinde yer alan isimlere bakınca da bunu anlamak mümkün. 

Bu ziyareti AKP Hükümeti açısından önemli kılan Türk devletinin geçmiş yıllarda en fazla ihracat yaptığı ve sıcak para akışı sağladığı yerlerin başında gelmesinden kaynaklanıyor. Fakat bu durum son yıllarda değişti. Hem Güney Kürdistan’da yaşanan ekonomik krizden dolayı Türk şirketlerinin ve işçilerinin büyük oranda geri çekilmek zorunda kalması, hem de Bağdat ile Hewler arasında yaşanan petrol krizinden dolayı Hewler’in Türkiye’ye gönderdiği petrol akışının durma noktasına gelmesi Türk devletini de ekonomik olarak çok büyük sıkıntılara soktu. Hele hele Ankara ile Bağdat arasında yaşanan siyasal gerilimden dolayı Irak yönetiminin petrol akışını Türkiye’den ziyade İran üzerinden dünya pazarına ulaştırma arayışına girmesi işin ciddiyetini daha fazla hissettirdi. Bu, AKP Hükümetinin Bağdat yönetimiyle ilişkilerini son aylarda yumuşatmasının da asıl nedeni oldu. 

Tabi bir de DAİŞ’ın saldırılarından sonra Musul başta olmak üzere Irak’ın birçok şehri bir kez daha harabeye döndü. Bu şehirlerin yeniden inşası gerekiyor. Türk heyeti de Musul operasyonunun hızla ilerlediği bu günlerde Musul başta olmak üzere ülkenin yıkılan şehirlerinin inşasında pay kapmak istiyor. 

AKP Hükümetinin ekonomik sıkışmışlığı göz önünde bulundurulduğunda Binali Yıldırım’ın Irak ziyaretinin bölge güçlerinden ziyade Türkiye açısından ne kadar önemli olduğu fark edilmektedir. Bu ziyaretin ne kadar sonuç aldığıysa Şengal’de yaşanacak gelişmelerden ziyade ekonomik ilişkilerdeki seyirle belli olacaktır. 

Fakat ekonomik şekillenmeye yön veren siyasette uzlaşı ve istikrar sağlanmayana kadar da Türk devletinin Irak ile geçmiş yıllardaki gibi bir ekonomik ilişki geliştirmesini beklemek yanlış olacaktır. 


1071

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA