07 Mart 2010
|
 | Kürdistan’da kadın özünden uzaklaştıkça, kimliğini ve kişiliğini yitirdikçe yaşamın anlamı ve değeri düşmüştür. Toplumun ahlaki ve politik değerleri çürümüştür.
|
|
Kürtler, insanlık tarihinde ilklere imza atan, ana kadın ekseninde özgür, demokratik, ekolojik bir yaşam sistemi oluşturan, tanrıça kültürünü derinliğine yaşayan ve etnik kimliği M.Ö. 6000 yıllarında belirginlik kazanan halkların başında gelmektedir. Ana tanrıça kültürüne dayalı özgür ve komünal yaşam, kadının üretken, yaratıcı, paylaşımcı, adil doğasına dayanır. Kürt kadını ana tanrıça kültürlü özgür zamanların kadınıdır. Ana tanrıça kültürünün, ahlakının oluşturucusudur. Özgür ve komünal, ahlaki ve politik yaşamın yapıcısıdır.
Kürt kadınının bu özgün yanı şiddetli baskılara rağmen ana tanrıça kültürünün zayıf da olsa günümüze taşınmasında oldukça etkili olmuştur. Kürt kadını eril uygarlığın 6000 yıllık büyük baskı ve katliamlarına rağmen bu kültür geleneğini yaşatmayı başarmıştır. İşkenceli ve büyük acılı yaşamlara mahkum da edilse kadınlık ve insanlık onurunu korumayı bilmiştir. Direniş, Kürt kadınının varlık ve yaşam gerekçesi haline gelmiştir. Kürt kadını ile özdeşleşmiştir.
Direniş, kökleri özgür zamanlarda saklı umudun varlık sebebidir. Direniş olmadan özgürlük umudu yaşatılamazdı. Özgürlük ütopyaları özgürlük umudundan beslenerek oluşur. Umut, eril uygarlığın binbir hile, baskı ve katliam ile gizlemeye çalıştığı hakikat bilgisidir. İnsanda nasıl, neden, niçin sorularını çoğaltan sihirli sözcüktür. Umut, karanlığı yırtarak hakikate dokunan gönül gözüdür. Özgür ruhun, çıldırtıcı çirkinlikten kaçarak güzelliğe doğru kanat açmasıdır. Kötülükten uzaklaşarak iyiliğin içine dalmasıdır. Umut direnişin, direniş ise umudun varlık koşuludur. Direniş olmadan güzelliğe doğru kanat açmak, iyiliğin içine dalmak gerçekleşemez.
Direnişçi Kürt kadını özgürlük umudunu direnişiyle hep canlı tutmaya çalışmıştır. Bütün kadınlar gibi erkek egemen uygarlığın tüm şiddetini ve baskısını yaşamakla birlikte, bir de yasaklı bir halkın kadını olmasından kaynaklı iki kat bir şiddete ve acıya maruz kalmıştır, kalmaktadır.
Kürt kadını olmak demek, yasaklı, üzerinde inkar ve imha siyaseti güdülen bir halkın kadını olmak demektir. Kürt kadını olmak demek, her türlü etik ve hukuk dışı uygulamaya tabi tutulmak demektir. Kürt kadını olmak demek, işgalciler tarafından süngülenmek demektir. Kürt kadını olmak demek, süngünün ucuna takılan bebeği ölümle pençeleşirken zorla seyrettirilmeye zorlanmak demektir.
Kürt kadını olmak...
Kürt kadını olmak demek, onurunu korumak için dipsiz uçurumlara, hırçın sulara kendini bırakmak, samanlıklarda yakılmak, darağaçlarına çekilmek, panzerlerin arkasından sürüklenmek, helikopterlerden sallandırılmak, atılmak demektir.
Kürt kadını olmak demek, her an faili meçhule gitmek, en ağır ve insanlık dışı işkencelerden geçmek, tacize ve tecavüze uğramak demektir.
Ve bir de Kürt kadını olmak demek, eril ve sömürgeci sistemin bütün bu çirkinliklerini reddederek dağlara çıkmak demektir. Sokaklarda şiddetli cop darbelerine rağmen inadına, asice ve onurluca özgürlüğü haykırmak demektir. Kürt kadını olmak demek, direnmek ve inadına direnmek, özgür, eşit, demokratik yaşamda ısrar etmek demektir. İnsanlık düşmanı bu eril dünyada kadın olmak zordur. Kürt kadını olmak daha da zordur. 6000 yıllık eril uygarlık tarihinde Kürt kadınının tanışmadığı acı ve göstermediği direniş kalmamıştır. Kürt kadını açısından her yüzyıl olduğu gibi son yüzyıl da büyük acılar ve direnişlerle geçmiştir.
20. yüzyılın başında sömürgeci güçler, Kürdistan’ı çıkarlarına uygun bir biçimde bölüşmüşlerdir. Kürdistan’ı dört parçaya bölerek üzerinde tüm çirkin ve kirli politikalarını uygulamaya koymuşlardır. Kürt kadını ülkesinde dönen bu kanlı siyasetlerin orta yerinde en kahırlı bir hayatı yaşamaya mahkum edilmiştir. O da bölünen ve parçalanan Kürdistan gibi belki de daha fazla bölünüp parçalanmıştır. Tahakkümün, baskının ve şiddetin altında nefes alamaz bir duruma getirilmiştir.
İnsanlık için her türlü değeri yaratan bir halk, elinde tek bir değer bırakılmadan derin bir tutsaklığa ve köleliğe mahkum edilirken, bu mahkumiyet toplumsal cinsiyetçilik ile birleşerek Kürt kadınına tarifsiz acılar yaşatmıştır. Faşist sömürgeci zihniyet ve hakim siyaset, Kürdistan toprağına el koymuş, Kürt halkını her türlü haktan, hukuktan, değerden yoksun bırakmıştır. Bölgenin besin ve zenginlik deposu işlevi gören bir halk, derin bir açlığa ve yoksulluğa sürüklenmiştir. Bir lokma ekmek için diyar diyar dolaşmak zorunda bırakılmış, yaban ellere atılmış, ancak Kürdistan’a tabutları dönebilmiştir. Özgür yaşamın kurucu unsuru olan Kürtler, vurguncu faşistin kapısında uşak hale getirilmiştir. Kürdistan üzerinde hüküm süren faşist rejimler cennet ülke Kürdistan’ı adeta Kürtlerin mezarlığına dönüştürmüştür.
Kürt halkı bu durumu kolay kabul edip hazmetmemiştir. Sömürgecilere karşı çok büyük direnişler ve isyanlar geliştirmiştir. 20. yüzyıl dört parça Kürdistan açısından büyük isyanlar ve direnişler yüzyılıdır. Bu isyanlarda Kürt kadını çok başat bir rol oynamıştır. Kürt kadınının onurlu ve direnişçi kişiliği isyanların karakterini ve rengini belirlemiştir. Kürt kadını elinde silah erkekle birlikte direniş cephesinde sömürgeci güçlere karşı kahramanca savaşmıştır. Düşman eline geçmemek için binlerce kadın kendisini uçurumlardan atmış, azgın sulara bırakmıştır. Ele geçen binlercesi ağır işkencelerden geçmiş ama teslim olmamıştır. Ağrı İsyanı’nda Gülnaz Xanımlar, Amed’de Perixanlar, Dersim’da Bese ve Zarifeler, Güney Kürdistan’da Leyla Qasımlar Kürt kadınının faşistleşmiş eril sömürgeci sisteme karşı görkemli özgürlük direnişçileridir. Özellikle kadının direnişçiliği ile ön plana çıkan Dersim İsyanı Bese ve Zarife gibi binlerce kadının direniş efsanesiyle doludur. Kürdistan’da dilden dile dolaşan bu efsaneler yeni bir tarihsel hafıza oluşturmakta, kadın direnişini kuşaktan kuşağa taşıyarak binyıllar öncesindeki ana tanrıça İştar direnişine yeni bir aşı olmaktadır.
Çift taraflı baskı
Sömürgecilik karşısında Kürt kadını ve erkeği çok görkemli direnişler sergilese de, bütün direniş ve isyanlar çok kanlı bir biçimde bastırılmıştır. Her bir isyanda binlerce insan çok acımasız bir biçimde katledilmiştir. Katliamdan geriye kalanlar ise beyaz katliama tabi tutularak derin ve sistematik bir asimilasyona maruz bırakılmıştır. Kürdistan’ın her yerinde yatılı okul sistemi geliştirilmiştir. Okuma şartı getirilmiş, yatılı okullar küçük yaşta okula alınan Kürt çocuklarıyla dolup taşmıştır. Bu okullar tam bir kışla haline getirilmiş, askeri disipline göre eğitilen Kürt çocukları kendi halkına düşman, düşmanına ise dost, uşak ve tetikçi olarak yetiştirilmiştir.
Şiddet, işkence ve baskı Kürtler üzerinden eksik edilmemiştir. Her başını kaldıranın başı derhal ezilmiştir. Kürtlük inkar edilmiş, Kürt olduğunu gizlemeyen ise imhaya tabi tutulmuştur. Kürtçe yasaklanmıştır. Kürt gelenekleri ve yaşam tarzı geri ve ilkel görülmüş, aşağılanmış, zor ve baskı ile egemen modernite dayatılmış ve bununla derin bir kültürel asimilasyon hedeflenmiştir. Bu durum Kürt halkının ruhsal, psikolojik dengesini bozmuş, çok hastalıklı ve sağlıksız bir toplum gerçeğine yol açmıştır. İradesi kırılan, gölgesinden dahi korkar hale gelen, kültürünü, geleneklerini gizli gizli yaşamaya çalışan, kendi içine kapanık, acılı ve ağlamaklı bir toplumsal şekillenme hakim bir gerçeklik halini almıştır. Kürt halkının içine düşürüldüğü bu durum bir kesimde de ihanet eğilimini geliştirmiştir. Bu kesimler daha iyi yaşam adına onurunu satarak düşman cephesinde halkına karşı saf tutmuştur. Kâr peşinde koşan sömürgeci devletler, Kürdistan’da; böl parçala yönet, iradesini kır yönet, aç bırak yönet, tecavüz et yönet politikası ile hakimiyetlerini kalıcılaştırmaya çalışmışlardır.
Kürdistan kadını ise dehşete dönüşen bu yaşam içinde en dipte bir yere savrulmuştur. Bir taraftan faşist sistemin uygulamaları, diğer yandan ataerkil zihniyetin, geleneklerin baskı ve şiddeti kadını tamamen bir cendere içine almıştır. Sömürgeci sistemin baskısı altında ezilen ve aşağılanan Kürt erkeği, bunun acısını aile içinde kadından ve çocuklardan çıkarmaya başlamıştır. Aile içi şiddet doğal bir yaşam biçimi haline gelmiştir. Toprağı ve tüm değerleri gasp edilen Kürt erkeği, elinde tek mal ve sermaye olarak kadını görmüştür. Tecavüze uğrayan ve el konulan ülkesi en temel namusu iken, bunun savaşını vermeyi göze almayarak kadını namus haline getirmiş ve kadın üzerinde her türlü tasarrufta bulunmuştur. Namus adına cinayet işlemiş, kadını dört duvar arasında ölü bir yaşama mahkum etmiş, katletmiş ve katlettirmiştir. Kürdistan’da kadın özünden uzaklaştıkça, kimliğini ve kişiliğini yitirdikçe yaşamın anlamı ve değeri düşmüştür. Toplumun ahlaki ve politik değerleri çürümüştür. Öz dinamikleri zayıflamıştır. Direniş gücü tükenmiştir.
PKK özgür kadını esas alıyor
PKK Kürdistan’a bir güneş gibi doğmuştur. Kürdistan karanlığını yırtmıştır. Akmayan nehirler yeniden akmaya başlamıştır. Toprak yeşillenmiş, solan çiçekler canlanmıştır. Binyılların tarihsel hafızası dağlar sessiz tanıklar olmayı bırakarak ses vermiştir. Kürt insanı mezarını çatlatarak yeniden dirilmiştir. Güneşle yıkanan kadın içine hapsedildiği kafesi parçalamıştır. Ölü toprağı üzerinden atarak ayağa kalkmıştır. Kendisiyle buluşmuştur. Yaşamın anlamına ulaşmıştır.
PKK’nin Kürdistan toplumu açısından olduğu kadar Kürt kadını açısından da çok büyük bir anlamı vardır. PKK, kadının tutsaklığına son noktayı koyan bir harekettir. Özgürlük hedeflerini kadının özgürleşmesine dayandıran, mücadelesinin merkezine kadının özgürlüğünü alan, kadın özgürleşmeden toplumun özgürleşebileceğine inanmayan, özgür yaşamın yolunu kadının özgürlüğünde gören bir harekettir PKK.
İdeolojisi kadın özgürlük ideolojisine ve özgür yaşam felsefesine dayanmaktadır. Özgür kadını esas almaktadır. Bu anlamda PKK klasik sol ve sosyalist partilere benzememektedir. Kuruluşunda klasik reel sosyalizmin belli düzeyde etkileri olsa da süreçle birlikte zihniyette, anlayışta, tarzda ve pratikte bu klasik yapıları aşan bir düzey ve gerçeklik kazanmıştır. Kendisini yenilemiş ve yeniden yapılandırmıştır. Stratejik ve paradigmasal değişime gitmiştir. Devlet, iktidar ve savaş odaklı olmaktan çıkmıştır. Demokratik, Ekolojik, Cinsiyet Özgürlükçü Konfederal sistemi esas almış, meşru ve öz savunma anlayışına dayalı mücadele anlayışı ve pratiği geliştirmiştir.
PKK’de köklü fark yaratan esas olarak önderliğinin farklılığıdır. Diğer sol ve sosyalist hareketlerin önderlikleri her ne kadar kadın özgürlüğünü önemsediklerini belirtseler de ve bu konuda çok yazıp çizseler de klasik erkek egemenlikli bakış açısını aşamadıkları ve bu temelde zihniyet yapılarını değiştiremedikleri için kadına yaklaşımları egemence olmuştur. Küçük burjuva yaklaşımları baskın çıkmıştır. Pragmatik ve sınıfsal yaklaşım ön planda olmuştur. Bundan kaynaklı da hiçbir devrim toplumsal özgürleşmeyi geliştirememiş, özgür ve demokratik sistemi inşa edememiştir.
Sosyalist sistem, toplumsal özgürleşme sağlanmadan kurulamazdı. Kadın özgürleşmeden de toplumsal özgürleşme sağlanamazdı. Bu konudaki yüzeysel ve kaba materyalist yaklaşımlar bırakalım sosyalist bir yaşamı ve toplumun özgürlük ve sosyalizm umutlarını korumayı, toplumun öz dinamiklerini tüketmenin, ahlaki ve politik yapısını bozmanın ötesine geçememiştir. Toplumun direnerek ve mücadele ederek kazandığı değerler kapitalizmin sermayesi haline getirilmiştir. Kadının büyük bir emek, mücadele ve direniş ile elde ettiği kazanımlar kapitalizme peşkeş çekilmiştir.
PKK bu anlamda da tüm sosyalistler ve sosyalist hareketler adına sosyalizmin en büyük özeleştirisidir. PKK, tüm sosyalist değerleri sahiplenen, halkın, kadınların özgürlük uğruna harcadıkları emeklere sahip çıkan, bu değerleri geliştiren, zenginleştiren ve kalıcı özgürlük sistemine dönüştürerek gerçek demokrasi ve özgürlüğü yaşamsal kılan bir özgürlük hareketi olmayı başarmıştır. PKK önderliği devletçi-iktidarcı paradigmayı ve kültür kalıntılarını aşarak temel farkını bu noktada oldukça net bir biçimde ortaya koymuştur. Bunu esas olarak kadın gerçeğinde, doğasında ve toplumsal gerçeklikte derinliğine yoğunlaşarak gerçekleştirmiştir.
PKK, kadının özgün örgütlülüğünü esas almıştır. Özgün örgütlülük kadının kendi öz gücünü ve iradesini açığa çıkarmasında, erkek egemenlikli anlayışlar karşısında güç olmasında, özgürleşmesinde çok önemli bir duraktır. PKK içerisinde özgün örgütlenen kadın gittikçe güçlenmiş, siyasette, örgütlenmede, savaşta çok belirgin bir biçimde gücünü hissettirmiştir. Kadının PKK içerisinde kendi öz gücüne dayanarak mücadele etmesi ve savaşması Kürdistan’da ve tüm bölgede büyük bir etki yaratmış, geleneksel, feodal değer yargıları parçalamış, kadın alehine şekillenen toplumsal dokuyu yıkmıştır. Kürt kadını dört duvar arasından çıkarak dağlara ve sokaklara akmıştır. Mücadele ettikçe ve direndikçe kendi öz gücüyle tanışmış, güven ve irade kazanmıştır. Kadınlık onuruna ve kimliğine yeniden kavuşmuştur. Erkek lehine kurumsallaşan aile yapısını değişime uğratmıştır. Geçmişte çok büyük bir tabu olan kadın- erkek özgürlüğü, eşitliği aile içinde ve toplumda ciddi sorgulama ve tartışma konusu olmuş, tabular yıkılma sürecine girmiştir.
Kürdistan’da kadın devrimi
Kadın özgürlük mücadelesi Kürdistan’da bir devrimdir. Kürdistan’daki çürümüşlüğü aşmada bir panzehirdir. Kürdistan tekrardan kendini özgürlüğe koşan kadın ile özgür yaşama açmıştır. Kadın özgürlük ideolojisi ve partisi özgür yaşamın vazgeçilmez olguları haline gelmiştir. Kadın özgürlük mücadelesi Kürt erkeğine, kadına karşı saygılı, ölçülü ve demokratik yaklaşmayı öğretmiştir. Erkeğin, kadın karşısında kendisini disipline etmesini, zihniyet ve kişiliğini değiştirme arayış ve çabasına girmesini, kadınla özgür ve eşit temelde ilişkilenmesini sağlamıştır. Kadın özgürlük mücadelesi Kürt erkeğine gerçek namusun kadın bedeninde ve cinselliğinde olmadığını, gerçek namusun özgür yaşam ve özgür ülke olduğunu öğretmiştir. Erkeği, ailede egemen, devlete karşı ise köle olan gerçeğiyle yüzleştirmiş, özgür, kadına dost ve arkadaş bir erkeğin nasıl olabileceğini öğretmiştir. Bilinçlenen, iradeleşen Kürt kadını, Kürt erkeğini de bilinçlendirmiş, demokratik çizgiye çekmiştir.
Kürt kadını özgürlük uğruna binlerce can vermiş, kan dökmüştür. Kan dökmeye de devam etmektedir. Mücadeleci binlerce kadın tutuklanmış, eşine ender rastlanan işkencelerden geçmiştir. İşkence görmeye de devam etmektedir. Kürt kadını her özgürlük adımını çok büyük bedellerle adımlamıştır. Asi Kürt kadını, inat, sabır ve kararlılıkla iradesini bilemiş, direncini arttırmış, direnişini yükseltmiştir. Zorluklar, baskılar, işkenceler, katliamlar karşısında yılmamış, her türden baskı ve şiddete meydan okuyarak özgürleşmede yüksek bir düzeyi yakalamıştır.
Kadın özgürlük çizgisinin geliştirilmesinde ve mücadelesinin yükselmesinde Önder Apo’nun büyük emek ve çabaları çok belirleyici bir rol oynamıştır. Önder Apo, faşist sömürgeci sistemin kadın üzerindeki baskı ve şiddetini, erkek egemen anlayış ve yaklaşımların kadın karşısındaki ezici gücünü tek başına göğüsleme gücünü göstermiş, her türden yönelimi boşa çıkarmaya ve etkili cevap vermeye cesaret etmiştir. Hiçbir baskı ve yıldırma yaklaşımı Önder Apo’yu özgür kadın çabasından ve mücadelesinden vazgeçirememiştir. Özgürlük duruşundan hiçbir koşul altında taviz vermemeyi temel ilke haline getirmiştir. Kadının gerçek dostu, yoldaşı, arkadaşı olmayı bilmiş ve kararlıca özgürlük hayallerinin arkasından gitmiştir. Özgürlüğün özgür kadınla yakalanabileceği bilincini büyük bir mücadele ile toplumsal bir gerçeklik ve hakikat haline getirmiştir. Önder Apo’nun kadın konusunda yakaladığı yoğunlaşma ve pratikleşme düzeyi eril sistemin dikkatini çekmiş, egemen sistemde büyük bir rahatsızlık ve kaygı yaratmış, uluslar arası komplo bir de bu noktadan hareketle hayata geçmiştir.
Önder Apo’nun İmralı tutsaklığında geliştirdiği savunmalar bir bakıma özgür kadın savunmalarıdır. Bu savunmalar, kaybedilen kadınla insanlığın neler yitirdiğinin trajik bir hikayesi olduğu kadar özgür kadınla insanlığın neler kazanacağının da hakikat bilgisidir. Kadın için ufuk açıcı ve yol göstericidir. Özgür yaşama açılan kapıdır. Özgür kadının gerçek hakikat olduğunun öğretisidir.
Kürt kadını nasıl ki binyıllar öncesinde özgür yaşam sistemini inşa eden başat güç idiyse şimdi de buna aday bir gerçekliği ifade etmektedir. Kürt kadını sahip olduğu kadın özgürlük ideolojisini ve özgür yaşam felsefesini tüm topluma yayarak demokratik özgür toplumun inşasında rol oynamada yüksek bir kararlılığa sahiptir. Kadının erkekle özgür ve eşit yaşamasını sağlayacak bir yaşamı geliştirmede kendisine öncü rol biçmektedir. Mevcut olarak ideolojik, örgütsel, siyasal, meşru ve öz savunma yapılanması da buna uygun bir durumdadır. KJB (Koma Jinên Bilind) bu yapılanmanın en üst organizasyonu ve çatı örgütü olmaktadır. KJB, taban demokrasisini esas almakta, doğrudan demokrasiyi uygulamaktadır. Kadın komün ve meclisleşmesini temel almakta, eril sistemin yönelimlerine karşı meşru savunmasını geliştirmektedir. Her sosyal kesimden kadına ulaşmayı hedefleyerek kadını örgütlülük içine çekmektedir. Kadın bilincini, iradesini ve enerjisini ortaklaştırarak özgürlük mücadelesini yaymakta ve radikalleştirmektedir.
Kürt kadını 8 Mart’ın 100. yıldönümünü kutlarken dünya genelinde kadın özgürlük mücadelesi yürüten her kesimden kadınla mücadelesini buluşturmayı ve ortaklaştırmayı hedeflemektedir. Kadının ortak irade ve mücadele birliğinin eril uygarlığı aşacağına, ana tanrıçalı zamanları yaratacağına yürekten inanmakta ve tüm kadınları erkek egemen sisteme karşı ortak dayanışma ve mücadeleye çağırmaktadır.
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
|
|