07 Subat 2010
|
| „Sağcısından solcusuna, liberalinden ılımlı İslamcısına kadar hatırı sayılır bir ‘Kürt imaj mühendisleri’ tabakası oluşmuş durumdadır. Kürdün neyi, nasıl, nerede, ne kadar yapacağı, ne yiyeceği, ne giyeceği, neleri konuşacağı, nasıl davranacağı göz yaşartan bir alaka ve çabayla tembihlemektedirler.“
|
|
Bir süre önce bir film izlemiştim. Filmin adı ‘538 cennet Sokağı’ idi. Film; Fransa’ya Diaspora nedeniyle göç etmiş Ermeni bir ailenin oyun yazarı ve yönetmen olan oğlu Azat Zakariyan’ın yaşadığı kimlik bunalımına eğilmekteydi. Fransız bir kadınla evlidir Azad. Eşi adeta bir imaj mühendisi gibi çalışmış, kendini eleştirmenlere, reklam ve medya dünyasına kabul ettirmiştir. Ama bu teveccühün bir bedeli vardır. Kimliğinden vazgeçmek. Unutmak. Kimliğini hatırlatan her şeyi toprağa gömmesi istenmektedir. Nihayetinde olan da budur. Adını bile değiştirip Pierre Zakar yapmıştır. Ermeniliği çağrıştıran her şeye mesafe koyması yetmez, evinin yanından bile geçmemelidir. Ziyaretine gelen babasını otelde ağırlamalıdır mesela. Doğu insanı için bunun derin bir anlamı vardır.
Bu kimlik çatışmasından kaynaklı bir tartışma sırasında babasını kırması ve ardından ölmesi onu, ‘Fransızlaştırdığı’ kimliğini sahiplenmeye götürür. İlk fırsatta annesini evinde konuk eder. Eşi bu gidişata caydırıcı ve kaçırtıcı hamlelerle dur demek ister. Kaynanasına karşı insafsızdır. İplerin artık kopacağı bir sahnede „Ne istiyorsun bu yaşlı annemden, ne yaptı ki sana“ diye soran Azad’a; „O seni geçmişine bağlayan tek şey“ cevabını verir. Azad artık netleşme sürecine girerek kendi iç dünyasıyla hesaplaşır. Ayrılık, çocuklarını Ermenice kursuna gönderme, annesine özlemindeki evi alma…
Sonuçta inkar gömleği gerginlik ve çatışma dışında bir şey öğretmez, telafisi olmayan zaman kaybına yol açar, özüne dönme olayı hep gündemdedir.
Bu filmi izlerken aklıma yeni bir imajla önce ismini değiştiren, sonra özünü gizleyen Kürt asıllı sanatçıların yozlaşmış kişiliklerini anımsadım…
Keçika Gurdêlî (Kurdeleli kız) bizim yörede (Botan) bilinen bir söylencedir. Botan Mîr’i seste ve ahenkte kendisiyle yarışabilecek birinin olup olmadığını sorar ahaliye. Gurdêlalı kızın ismi çalınır kulağına. Söylence bu ya, ancak sevdiği çobanın arkasından Cizre’ye gelecektir. Çoban yakalanıp Cizre zindanına atılınca Gurdêlî sevgilisinin bırakılması talebiyle Mîr’in huzuruna çıkar. Atışırlar. Kız ses ve ahenkte Mîr’i alt eder. Mîr bu çoban parçasından vazgeçmesi durumunda tarlalar, çarşılar, değirmenler, saraylar hatta kaleler bahşedeceğini söyler. Gurdêla’lı „Bi yarê re xewa li ser bikula xweştir e ji a qesrên mir’a“ (sevgiliyle gübre içindeki uyku bey saraylarındakine yeğdir) biçiminde kesin ve net tercihini bildirir. Sesine ve kararlığına hayran kalan Mîr çobanı bırakır.
Sık karşılaşılan bir epozittir. Ama halkların aşkın sonuç alıcılığı üzerine bu kadar destan üretip, öğretmesi bir bildiklerinin olduğuna işarettir.
Zembîlfiroş, Kürt olmayanların da artık bildiği bir söylencedir. Tanrısına ve ailesine bağlı, sattığı zembillerle kıt kanat geçinen Sofi’yi Farqin Hatunu’nun hiçbir vaadi ve cilvesi etkilemez. Tercihindeki kararlı duruşu inanç sahiplerine günümüze kadar esin kaynağı olmuştur. Çünkü inanç, bilim-tekniğin devasa gelişimine rağmen ayartıcı ifritlerle mücadelede en etkin güçtür hala…
Yukarıdaki filmi ve söylenceleri anlatmamın sebebi, her köşede türeyen imaj mühendislerinin gerçek yüzlerini daha net görmek içindir.
Varlıklarından önce de haberdar olmakla birlikte ‘demokratik açılım’la daha net açığa çıktı ki, sağcısından solcusuna, liberalinden ılımlı İslamcısına kadar hatırı sayılır bir ‘Kürt imaj mühendisleri’ tabakası oluşmuş durumdadır. Kürdün neyi, nasıl, nerede, ne kadar yapacağı, ne yiyeceği, ne giyeceği, neleri konuşacağı, nasıl davranacağı göz yaşartan bir alaka ve çabayla tembihlemektedirler (Allahım, ne iyilik yaptın da bunca akıl hocasını halkımıza bahşeyledin).
Önceden üzerinde çalıştıkları konu mankenlerinden hareketle ‘kabul görülecek Kürt’ün portresini çizip durmaktadırlar. İlginç olan ise, tüm ideolojik fikir ayrılıklarına rağmen aynı noktada birleşmeleridir: omuzları üzerindeki başı inkâr etmedikçe -terörle arasına karışıklığa yer bırakmayacak biçimde mesafe koymak, İmralı vesayetinden kurtulmak olarak sunuluyor bu- kabulün mümkün olmayacağıdır. İnkâr da çağa uygun dil ve biçim kazanıyor. Kimine göre gelişmedir. Kürt yoktur(-dan) ‘ruhsuz’ Kürdü kabul ederiz noktasına gelmek. Az bir şey değil!
Günümüz inkâr dilinin arkasında güçlü bir koalisyon vardır. Çıkar farklılıklarına rağmen Güney güçleri, Suriye, İran, Türkiye, AB, ABD’ye uzanan bir yelpazedir. Temelde karşı çıkılan Öcalan tarzı Kürtlüktür. Onun dışındaki her türlü Kürtlüğe kapı açıktır. Gelişme şudur.
İnkâr edilen bütün Kürtler değil belirli Kürtlerdir. Neden?
Olayı karmaşıklaştırma yerine iktidar-devlet odaklı siyasetle toplum odaklı siyasetin mücadelesi biçiminde sadeleştirmek daha yararlıdır. Özgür Kürt söz konusu edildiğinde kenetlenen bir iktidar bloğu var. Birinin feodal, birinin oligarşik, diğerinin teokrat veya emperyalist olması fark etmiyor; niyetleri ve çıkarlarının ayrılığı da. Özgürlük bilincine ve toplumu güç yapmayı esas alan siyaset tarzına müthiş garezleri var. Çünkü her biri iktidar oyununda zaman zaman masaya süreceği ‘Kürt kartına’ ihtiyaç duyuyor. ABD bütün Ortadoğu’da koçbaşı olarak; AB, Türkiye’yi kontrolde tutmak; İran, Suriye ve Türkiye birbirlerine karşı kullanıp taviz koparmak, Güneyli güçler esaslı bir rol kapmak için bu kartı istiyor.
Özgür Kürt mücadeleyle yaratılmış, iktidar bloklarının elinde kart olmaktan çıkmış Kürtlüktür. Enerjisini devletlerin hizmetine değil toplumun güçlenmesine hasreden Kürtlüktür. Toplumsal güçlenmeyle iktidarın ters orantılı olduğu bilinmektedir. Ortadoğu iktidar bloklarının ceberutluğu da günümüz batı iktidarlarının sınırlandırılmış olması da toplumun demokratikleşme düzeyiyle izah edilir. Kürdün iktidar bloklarının elinde oyuncak olmaktan çıkması da ancak tabanda kendi demokrasilerini kurmalarıyla mümkündür. Dolayısıyla demokratik siyaset, demokratik toplum, demokratik vatan tarzı bir yaklaşım oldukça gerçekçi ve anlamlıdır.
„Kürdün aklı sonradan başına gelir“ denirdi eskiden. Şimdi iş işten geçmeden geliştirilen özgür Kürt karşıtlığının inkârın günümüzde aldığı biçim olduğu anlaşılmaktadır. Kişiyi gösterse de kişiye karşı bir garez değil onda dile gelen Kürt gerçekleşmesinedir. Özgürlük ve demokrasi bilinci gelişmiş, özgücü esas alan Kürtlüğedir. Bugün demokratik açılımın gelip tıkandığı noktada budur. Düğüm de çözümde budur.
Zira bu Kürtlük, imaj mühendislerinin yalanına kanmayan, Azad Zakariyan gibi kimliğini inkâr etmeyen, Gurdêlalı kız gibi Mîr’in vaatlerine itibar etmeyen, Farqin Hatun’un baştan çıkarıcı cilveseli oyununa gelmeyen özgür ve demokratik Kürtlüktür.
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
|
|