Anasayfam yap | Sık kullanılanlara ekle 
  Ana sayfa  Haber  Kültür-Sanat  Kadın  Kurdî  Toplum-Yaşam  Dizi  Forum  Avrupa  PolitikArt  Yazarlar  Arşiv  İlan-Reklam  İletişim  Künye  RSS 
      Birinci Sayfa
PolitikArt
Yeni_Özgür_Politika
» ‘Binlerce acı birikti bu ülkede’
»editörden
»İDRİS GÜZEL: Dört yıl güneşi görmedik...
»XWE METİN AYÇİÇEK: 12 Eylül’lü bir doğum öyküsü
»YILMAZ SEZGİN: 12 Eylül’ü Diyarbakır’da yaşamak
»SENNUR SEZER: 95’e kadar yaşamak
»CEMAL TURAN: Bir göz kırpış!
»YILMAZ KIZILIRMAK: Darbeciler en güzel yıllarımı çaldılar
»CUMHUR YAVUZ: Hesaplaşma derdi olanlardanım
»İRFAN CÜRE: 12 Eylül’ün ilk günleri
»CİHAN ERDOĞAN: Kanayan coğrafyadan evrensele açılan pencere Yılmaz Güney
FORUM
»ENGİN DOĞRU: Referandum ve Aleviler
»ALİ HAS: Referandum neden “Boykot” edilmeli?
»BAKİ GÜL: Eylemsizliğe karşı sınırötesi operasyon mu?
»MİHDİ PERİNÇEK: ‘Kalê Nemir’ Seyid Rıza’nın kemikleri sızlatılmamalı
»ALİ ERDOĞAN: Referandumun arka bahçesi ve Alevilerin duruşu!
»CAN KASAPOĞLU: Mazlumlar cephesi ve boykot
»BAKİ GÜL: Uçurumun kıyısındaki umut!..
 


07 Subat 2010
Sümer tabletlerinde insanı, Nibiru gezegeninden gelen Anunaki isimli tanrıların yarattığı yazar. Anunakilerin amacı “tanrıların metali” denilen altını yeraltından çıkartmaktır. Fakat madenlerde çalıșabilecek düșünsel ve bedensel özelliklere sahip ișçiler gereklidir.


 İlgili Başlıklar
 » İHSAN ÇETİN: Çokkültürlülük ve kimlik bağlamında Midyat
 » DOĞAN ÇETİN: CİWAN
 » DOĞAN ÇETİN: Zamana Gülümseyenler
 » DOĞAN ÇETİN: İyi ki her şey yok!
 » DOĞAN ÇETİN: İçimizdeki Deniz
Böylece Anunakiler, yeryüzünde bu özelliğe en yakın canlının genleriyle kendi genlerini bütünleștirerek yeni bir türü, yani insanı yaratırlar. İnsanın yaradılıșı aynı zamanda korkunç kaderinin de bașlangıcı olur. Anunakiler, altın uğruna toprağın tahribini ve insanın sömürüsünü acımasızca sürdürür. Sümer tabletlerine göre, insanların sayısı çoğalınca, tanrılar genetik olarak kendilerine en yakın seçkin insanlara Sümer rahip devletini kurdururlar. Böylece insanın insan tarafından sömürüsü ilk defa Mezopotamya’da kurumlașır. İnsanlığın günümüze kadar sürüp gelen kabusunu ayakta tutan karanlık...

Bir süre önce Avatar filmini izlerken aklımdan bunlar geçti. Oysa bașta, Avatar filmini izlemek içimden gelmiyordu. Çünkü medyadaki tanıtımında filmin üç boyutlu tekniği, yok animasyonun ve efektlerin mükemmelliği, bütün zamanların en pahalı filmi olması vs. gibi yanları öne çıkartılıyor, bir anlamda filmin konusu karanlıkta bırakılıyordu. Nedendi acaba? Kușkusuz teknik anlamda filmin bir çığır açtığını kabul etmek gerekir. Ama dedim ya; filmin konusuna odaklanmıștım bir kere.

İnsanlık dünyanın yeraltı-yeryüzü zenginliklerini tüketmiș, gezegenin ekolojisini tahrip etmiș. Bunun yanı sıra korkunç paylașım savașları ve yıkım... Yani tam bizim dünya iște. Ancak bu arada teknolojisini uzayın derinliklerine açılacak kadar geliștirmiș bir dünya. Kendisinden bir hayli uzak olan, ama doğal zenginlikleri ve çok değerli bir madeni barındıran yeni bir gezegeni keșfetmiș. Adını “Pandora” koydukları gezegende, bilimcilerden ve paralı askerlerden olușan bir üs kurmayı da bașarmıș. Üs –bașka nasıl olabilir- dünyalı özel bir șirkete ait. Amaç, gezegeni sömürgeleștirmek. Fakat Navi isimli yerli ırk buna karșı direnmektedir. Dünyadan gelenleri “Gökyüzü insanları” olarak tanımlayan Naviler, sömürgecilerin tersine, birbirlerine ve doğaya sevgiyle bağlı sınıfsız, cinsiyetlerin eșit olduğu, paylașımcı bir yașam sürmekteler. Fakat șirket, Navilerden gezegeni ne pahasına olursa olsun almaya kararlıdır. Sömürgeciliğin “önce tanı, kolay yok et ve her șeyini al” yöntemi, Pandora’da da yürürlüğe koyulmuștur. Bunun için, laboratuarlarda gen manipülasyonuyla Navilere benzer ‘Avatar’ denilen bedenler yaratılmıș. Avatar’ların en önemli özelliği, dünyalı seçkin bir grup bilimcinin bedenleriyle genetik olarak uyușması. Özel elektronik cihazlarda, dünyalı bedenleriyle uykuya yatırıldıktan sonra, bilinç teleportasyonuyla Avatar bedenlerinde uyandırılırlar. Dünyalı bilinçleriyle Navi bedeninde düșünüp, hareket edebilmektedirler. Böylece Navilerle daha kolay diyalog kurup, onların toplumsal yapısını inceleyip, hem onların dilini öğrenip hem de kendi dillerini öğretmektedirler. Daha sonra da dünyalı bedenlerinde uyanıp elde edilen bilgileri değerlendirirler. Fakat șirket yönetimi, yerlilerin zaman kaybettiren uzlașmaz tavrına karșın savaș opsiyonunu bir an önce devreye sokmak ister. Bu bedenlerin olușumunda çalıșan bir bilimcinin ölümüyle, onun Avatarı sahipsiz kalır. Bu nedenle de ikiz kardeși Jake, dünyadan Pandora’daki üsse getirilir. Fakat Jake asker olması nedeniyle, dünyadaki savașlardan birinde ağır yaralanmıștır. Bunun sonucu yürüme yetisini yitirdiği için tekerlekli sandalyeye mahkum olmuștur. Ne var ki aldığı ağır bedensel ve ruhsal darbeye rağmen para ve görev bitimi bacaklarının tedavisi karșılığı ajanlık görevini kabul eder. Jake yeni bedeninde yeni dünyanın doğal koșullarına ekiple birlikte ilk adımını atar. Gördükleri karșısında șașkındır. Şașkınlığını üzerinden atamadan, bir yırtıcı canlının saldırısından kurtulmaya çalıșırken ekipten kopar ve Pandora ormanlarının derinliğinde kaybolur. Aynı gece, yine yırtıcı bir sürünün saldırısına uğrar ve Setiri isimli yerli bir kadının müdahalesiyle kılpayı kurtulur. Jake’in teșekkürü karșılığında Setiri’nin tepkisi sert olur. “Bunun için teșekkür edilmez, bu çok üzücü bir olay. Onlar senin dikkatsizliğin ve cahilliğin yüzünden öldüler”. Böylece Jake’in Navi kültürüyle ilk tanıșma ve değișme serüveni bașlamıș olur. Yani hikaye aslında insanlığın ve dünyamızın hikayesi. Filmde canlandırılan Navilerin sosyal kültürel yapısı yabancı değil. Sömürgecilik tarafından Amerika, Asya ve Afrika’da “ilkel” olarak nitelenip yok edilen toplumlar ve kültürleri. Avladıkları hayvanın ruhundan içtenlikle af dileyen Naviler, Amerikalı yerlileri anımsatıyor. Yani sömürü toplumlarının tersine ihtiyaçları kadar tüketen, bütün canlılara saygılı bir toplum. Bunun diğer adı ahlaki üstünlüktür. Uzağa gitmeye gerek yok. 1938 katliamı öncesi Dersim halkının sosyal-kültürel yapısına bakmak yeterli.

Filmde bütün canlıların, kutsal ağaç biçiminde kendini ifade eden ana-tanrıça ‘Eyva’nın çocukları olduğu ve birbirleriyle enerjik-ruhsal bir ağın bağları oldukları, aslında kardeș oldukları, somut bir güzellikle ifade edilmiș. Bir canlının yokolușu bir diğerinin sonu. O halde yașamanın anlamı yașatmak ve sevmek. Filmi izlerken Jake ile birlikte izleyicinin de bilincinde bir altüst oluș bașlıyor. İnsanlığın neleri kaybettiğinin derin hüznü içinizi kaplıyor. Sömürü düzeninin, insanı kendine ve doğaya nasıl da yabancılaștırıp, düșman ettiğini bir daha hatırlayıp öfkeniz büyüyor. Setiri’nin öğreticiliğine emanet edilen Jake, yeni toplumda yașamanın ve doğada varolmanın pratik ve ruhsal sınavlarından geçerek, Navi halkının eșit bir bireyi olur. Jake’in Setiri’ye olan sevgisi, doğa ve Navi halkıyla bütünleșmiștir artık.

Film boyunca sürekli beden değiștiren Jake, günümüz kapitalizminde kimliğini bulamayan, dolayısıyla da nereye ait olduğuna bir türlü karar veremeyen insanın ta kendisi. Yani izleyici. Rüyalarında yeni toplumun yeni insanı. Uyanınca, kapitalist gerçekliğin altında bedeni ve ruhu tükenmiș eski insan. Hangisi rüya, hangisi gerçek? Giderek rüyanın gerçek olmasını arzulamak. Jake’in bir tercih yapması kaçınılmaz. Ve burada ister istemez siz de kendinizi durmadan sorguluyorsunuz. Eski çürümüș toplumla bağını koparmadan, yeni topluma bağlanmak mümkün mü? Nitekim Jake’in bocalaması, Navilerin ağır bir bedel ödemesine sebep olur. Aynı zamanda iki toplum tarafından da hain ilan edilip dışlanır. Fakat geç de olsa, tercihini yeni toplumdan yana yapan ve olağanüstü bir cesaretle bunu ispatlayan insan, son kavgaya ve hatta onun öncüsü olmaya soyunur. Ancak son kavganın bedeli ağırdır. Ama bütün canlıların birlikte mücadelesi ve ana-tanrıça Eyva’nın yardımıyla yașamın düșmanları yenilgiye uğratılır. Hollywood’un daha önce yaptığı, benzer konulu filmlerin finali tarafların uzlașıp barıșmasıyla son bulurdu. Oysa Avatar filminin finalinde yenilgiye uğrayan “sömürgeciler” esir alınıp Pandora’dan sürülürler. Bence bu, insanlığın artık sömürü toplumundan tamamen kurtulma isteği ve bilincinin gelișmeye bașlamasının bu filme yansımasıdır. Filmin yapımcıları da böyle düșünüyor mu; bilinmez ama bu gerçekliği gözönünde bulundurdukları çok belirgin. Avatar’ı izleyen kimilerinin Filistin halkıyla paralellikler kurduğuna tanık oluyoruz. Buna tepki duyan diğer izleyici de “madem öyle önce burnunun dibindeki Kürt halkını gör” diyor. Kușkusuz bir yerden bașlamak gerekiyor. Ancak Sümer rahip devletinden günümüze, insanın insan tarafından sömürülmesinin yarattığı tahribat, insanlığın ortak trajedisi değil mi? Filmin ana mesajını hatırlayalım. Bütün canlıların kendi aralarında ve toprakla enerjik-ruhsal bağı. Kutsal, ama bir o kadar da hassas bir ağın bağları. Filmi izlerken yașadığımız duyguları bir daha hatırlayalım. Duygusal tercihimizi neden Navilerden yana yaptık? Kurgu da olsa, neden onların yașam biçimini sevdik? Dünyanın neresinde ve hangi dilden, dinden, dünya görüşünden, ulustan ve cinsiyetten olursa olsun, izleyici aynı duygusal tercihi yapmadı mı? Neden??? Demek insanlığın ortak bilinç altında, aynı evrensel yașam ilkelerinin ağıyla olan bağı zayıf olsa da hala mevcut. Çünkü insanlık sınıflı toplumlara geçmeden önce filmdeki Navilere benzer toplumlarda yașamıș. Öyleyse insanlığı tüketen sömürü düzenine karșı, özlenen yeni yașam için insanlığın son bir kavgadan bașka seçeneği varmı? Filmin finalinde, eski toplumun maddi ve manevi engelinden kurtulmak isteyen insanın, yeni bilinciyle yeni yașamda yeniden doğușu çok güzel ifade edilmiș. Yeni yașamın felsefesi çoktan hazır. Yeter ki anlamaya ve beden olmaya hazır olalım. Avatar gerçekten izlenmeye değer bir film.

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
Okunma: 891 Yazdır
 Diğer Haberler
 • editörden
 • ‘Binlerce acı birikti bu ülkede’
 • İDRİS GÜZEL: Dört yıl güneşi görmedik...
 • XWE METİN AYÇİÇEK: 12 Eylül’lü bir doğum öyküsü
 • YILMAZ SEZGİN: 12 Eylül’ü Diyarbakır’da yaşamak
 • SENNUR SEZER: 95’e kadar yaşamak
 • CEMAL TURAN: Bir göz kırpış!
 • YILMAZ KIZILIRMAK: Darbeciler en güzel yıllarımı çaldılar
 • CUMHUR YAVUZ: Hesaplaşma derdi olanlardanım
 • İRFAN CÜRE: 12 Eylül’ün ilk günleri
 
AYHAN BİLGEN
Türkeş (Diyarbakır’da) yaşasaydı ‘evet’ derdi!
MUSTAFA KARASU
Neyin karşılığı aferin
Dr. IŞIK İŞCANLI
‘Ağaç teorisi’ ve Erdoğan
XWE METİN AYÇİÇEK
Tarih, Özerklik ve Anayasa
SUAT BOZKUŞ
Referandum ve boykot
MURAT ÇAKIR
Sarrazin ve deneme balonu
İNCİ HEKİMOĞLU
Kendi vicdanınızı sorgulayın!
HAYDAR IŞIK
Erdoğan sultanlığı ve düşkün Kürtler
FELEKNAS UCA
Lîstika referandûmê
HİCRİ İZGÖREN
Sol El Konçertosu
 Tanıma-Tenfiz davaları
KADIN
Yeni_Özgür_Politika
» Fail hükümet azmettirici Adli Tıp!
»Britanya'da kadın ve barış paneli
»Kadınlardan mevlit
»Şiva’yı öldürmek için gerekçeleri bol!
»Tarman AİHM’e gidiyor
»‘Devlet ve medya suç ortağı’
»Londra’da ‘töre’ cinayetine gözaltı
»Sakine’nin yanındayız

42  41  40  39  38  37  36  35  34  32  31  30  29  28  27  26  25  24  23  22  21  20  19  18  17  16  15  14  13  12  11  10   9    8    7    6    5    4    3    2      1
Top 10 Haber
 • HPG: İhanet karşılıksız kalmayacak
 • JİTEMİ DEŞİFRE EDİYORUZ - 2: Kürtlerle ilgili her şey izleniyor
 • Amed’de katliam: 11 ölü 13 yaralı
 • İŞTE AKP TERÖRÜ
 • JİTEMİ DEŞİFRE EDİYORUZ - 1: JİTEM’in kirli yüzü bir kez daha açığa çıktı
 • Gerilladaki Erternasyonalistler - 5: Artık bir Guyi kadar Kürt
 • Büyükanıt şov yaptırıyor
 • TERÖRİZM BUDUR
 • JİTEMİ DEŞİFRE EDİYORUZ - 4: Sarhoşları bile fişliyorlar
 • JİTEMİ DEŞİFRE EDİYORUZ - 3: İslamcılar da izlemede

Copyright © 2010 Yeni Özgür Politika

Bu sitede yayınlanan tüm bilgilerin her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
Telefon: 00 (49) 6102 367690 | Fax: 00 (49) 6102 367696 | Bilgi: info@yeniozgurpolitika.org | Haber: haber@yeniozgurpolitika.org